هيئة الخدمات الصحية الوطنية البريطانية تكشف زيف المفاهيم الرأسمالية
هيئة الخدمات الصحية الوطنية البريطانية تكشف زيف المفاهيم الرأسمالية

واحدة من أكثر المواضيع التي تم الحديث عنها في وسائل الإعلام البريطانية والدوائر السياسية هي هيئة الخدمات الصحية الوطنية وكيف يتم تمويلها. أسبوعاً بعد أسبوع، هنالك مناقشات كيف أن نوعية الرعاية تعاني بسبب عدم كفاية التمويل الحكومي، من جهة، والتحديات المقبلة لتوفير الرعاية الكافية للمسنين مع انخفاض القوى العاملة الشابة، من ناحية أخرى. لا يختلف هذا الأسبوع، ولكن خصوصًا أن الخدمات الصحية الوطنية تقترب الآن من عمر السبعين عامًا، فهناك تركيز متجدد حول كيفية تمويل الخدمات الصحية الوطنية.

0:00 0:00
Speed:
June 28, 2018

هيئة الخدمات الصحية الوطنية البريطانية تكشف زيف المفاهيم الرأسمالية

هيئة الخدمات الصحية الوطنية البريطانية تكشف زيف المفاهيم الرأسمالية

الخبر:

واحدة من أكثر المواضيع التي تم الحديث عنها في وسائل الإعلام البريطانية والدوائر السياسية هي هيئة الخدمات الصحية الوطنية وكيف يتم تمويلها. أسبوعاً بعد أسبوع، هنالك مناقشات كيف أن نوعية الرعاية تعاني بسبب عدم كفاية التمويل الحكومي، من جهة، والتحديات المقبلة لتوفير الرعاية الكافية للمسنين مع انخفاض القوى العاملة الشابة، من ناحية أخرى. لا يختلف هذا الأسبوع، ولكن خصوصًا أن الخدمات الصحية الوطنية تقترب الآن من عمر السبعين عامًا، فهناك تركيز متجدد حول كيفية تمويل الخدمات الصحية الوطنية.

صدر تقرير في 26 حزيران/ يونيو عن كيفية مقارنة خدمات الصحة الوطنية بأنظمة الرعاية الصحية العامة الأخرى في الدول الرأسمالية الأكثر تطوراً في جميع أنحاء العالم. وقد كشف التقرير أن الرعاية الصحية البريطانية لم تعد "موضع حسد العالم" - وهي عبارة استخدمها مؤسس هيئة الخدمات الصحية الوطنية، وكل سياسي بريطاني فخور بها منذ ذلك الوقت - حيث وجد التقرير أن الخدمات الصحية الوطنية تؤدي أقل من المتوسط في علاج ثمانية من أصل 12 من الأسباب الأكثر شيوعاً المؤدية للوفاة، بما في ذلك النوبات القلبية وجميع أنواع الأمراض السرطانية الرئيسية. في الأساس، ركز التقرير بشكل صريح على تمويل الخدمات الصحية الوطنية ضمن العبارات التالية: "في الأسبوع الماضي، شعر تسعة أشخاص من بين كل 10 من السكان بأن هيئة الخدمات الصحية الوطنية يمكن أن تكون "عرضة لخطر الانهيار" إذا ظل التمويل على حاله خلال السنوات الخمس القادمة. وقال نايجل إدواردز، الرئيس التنفيذي لـ"نوفيلد تراست" والذي كتب التقرير: "هناك أمر واحد واضح: نحن ندير نظامًا صحيًا بموارد نادرة للغاية من حيث الموظفون والمعدات ويحقق نتائج سيئة في بعض الأمراض القاتلة مثل الناجين من السرطان".

التعليق:

يتم تلخيص جميع المناقشات بشأن قضايا الرعاية الصحية في السؤال الاقتصادي الوحيد حول مقدار ما تدفعه الحكومة من أجله. إن ساعات عمل الأطباء، ونقص الممرضات، وعدم الكفاءة في الإدارة، والعلاجات ذات الأسعار الباهظة، وما إلى ذلك، يتم تصويرها بشكل منظم باعتبارها مشكلات تمويل في المقام الأول. حتى إن الحلول المقترحة لقوانين الهجرة المريحة للأطباء، وضرائب الثروات المقترحة لمن هم في منتصف العمر، كلها أسئلة في نهاية المطاف عن الاقتصاد الكلي، كما هو متوقع في بلد رأسمالي.

وفي اليوم نفسه، كشفت هيئة الإذاعة البريطانية (بي بي سي) عن خطط أعضاء البرلمان لتقديم ضرائب جديدة للأشخاص متوسطي الأعمار، لدفع تكاليف رعاية المسنين. ومع تقدم العمر للقوى العاملة، بسبب انخفاض معدل المواليد في بريطانيا، تنخفض عائدات ضريبة الدخل، بينما يعيش كبار السن لوقت أطول، ولكنهم في حاجة إلى مزيد من الرعاية في شيخوختهم. هذه القضية تمثل حقاً المشكلة الاقتصادية، كما يرى الرأسماليون: البلد أصبح أكثر فقراً بينما تتزايد احتياجات الناس.

عانت البلدان الرأسمالية، ولا تزال تعاني، من السيطرة الظالمة للأغنياء على الفقراء، وأشكال التباين الصارخة بينهم. في الواقع، أظهرت التقارير الأخيرة أن متوسط اقتصاد الرئيس التنفيذي بالنسبة لأجور العمال في أمريكا كانت 339 إلى 1، وكانت أعلى فجوة للتفاوت هي 5000 إلى 1. يعتمد الاقتصاد الرأسمالي على فكرة أن الناس يجب أن يأخذوا كل ما هو متاح من الثروة وفقا لقدراتهم.. وقد دفعهم هذا إلى الاعتقاد بأنه لا توجد ثروة كافية لاحتياجات الناس، لذا فإن مشكلة الفقر هي نقص الثروة المتاحة للناس ككل، وليس الأفراد واحتياجاتهم الفردية.

إن نظرة الرأسماليين إلى المجتمع على أنه مجرد تجمع للأفراد، على الرغم من تناقضها مع الواقع، قد دفعتهم إلى النظر بعناد إلى مثل هذه المشاكل على كونها مشاكل تتعلق بنقص الأموال المتاحة للبلد ككل. ولذلك، فإن حلولهم تركز في المقام الأول على إلقاء المزيد من الأموال على المشكلة، بعد جمع تلك الأموال من خلال تنمية الاقتصاد وزيادة الضرائب وطرق أخرى أكثر انحرافاً. لا شيء يعتبر بعيداً بالنسبة للرأسمالي الذي يريد زيادة الناتج المحلي الإجمالي للبلاد، كما أظهر التاريخ.

إن الرأسماليين الأثرياء لا يتأثرون بشكل مباشر بمعاناة الفقراء، ولا حتى بافتقار الدولة للخدمات الصحية الوطنية، لذا ليس لديهم الحافز الكبير للاهتمام بتصحيح نظرتهم حول المجتمع وكيفية حل مشاكله، حيث إن نظرتهم الحالية تخدم مصالحهم؛ مصالحهم الخاصة جداً. ومع ذلك، فإن بقية الناس يتأثرون بشدة بهذا التفاوت وباضطهاد الطبقة الثرية التي تجثم فوقهم. ينبغي لهم، وبسرعة، تصحيح وجهة نظرهم حول طبيعة المجتمع. يجب أن يكون واضحًا تمامًا أن الاقتصاد ليس مجرد وعاء يمكن أن يتخذه كل فرد وفقًا لقدرته، وأن دور الحكومة ليس فقط زيادة حجم الوعاء. هذه ليست الحقيقة، لكن التمسك بهذه الفكرة الخاطئة هو السبب في أن يصبح الرأسماليون أكثر ثراءً يوماً بعد يوم، على حساب الناس العاديين الفقراء.

إن مشكلة الخدمات الصحية الوطنية، والطريقة التي يتم مناقشتها اليوم، هي مشكلة رأسمالية كلاسيكية لإهمال الاحتياجات الفردية للناس وتركيز انتباههم على النظرة الخاطئة للمجتمع والاقتصاد، والتي تجعل الفقراء يعملون بشكل أكبر فقط لزيادة إثراء النخبة الغنية بالفعل.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يحيى نسبت

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في بريطانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı