حظر القرآن في المدارس المصرية
حظر القرآن في المدارس المصرية

الخبر: كشف مسؤول بوزارة التربية والتعليم مؤخراً عن أمر الرئيس المصري عبد الفتاح السيسي مسؤولي التعليم بحذف الآيات من الكتب المدرسية لجميع المواد الأخرى.

0:00 0:00
Speed:
March 03, 2021

حظر القرآن في المدارس المصرية

حظر القرآن في المدارس المصرية

(مترجم)

الخبر:

كشف مسؤول بوزارة التربية والتعليم مؤخراً عن أمر الرئيس المصري عبد الفتاح السيسي مسؤولي التعليم بحذف الآيات من الكتب المدرسية لجميع المواد الأخرى.

التعليق:

في ضوء شهر رجب حيث صادف العام المائة الهجري لهدم الخلافة، فإن الإجراء الاستبدادي الذي اتخذه الرئيس عبد الفتاح السيسي ونظامه، فصل المصدر الرئيسي للإسلام القرآن الكريم عن التعليم، بحذف نصوص القرآن والحديث من جميع مواد المناهج باستثناء التربية الإسلامية، يذكرنا مرة أخرى أن الغزو الثقافي الذي بدأته القوى الاستعمارية قبل هدمها الخلافة لفصل المسلمين عن دينهم مستمر بكل شدته.

في ذلك الوقت كان الغرض منه التأثير على عقول المسلمين وتلويثها من أجل ضمان انهيار وحدتهم السياسية من خلال تفكيك سلطتهم، الخلافة. وهي الآن منتشرة للتأثير على عقول المسلمين وتلويثها لمواصلة تفككهم، ومنع وحدتهم السياسية بإعادة دولة الخلافة. إن عداوة القوى الاستعمارية المغتصبة وعملائها في بلاد المسلمين للإسلام والمسلمين لم تتغير قيد أنملة. لنقولها على لسان وزير الخارجية البريطاني السابق اللورد كرزون: "يجب أن نضع حداً لكل ما يؤدي إلى أي وحدة إسلامية بين أبناء المسلمين. الوضع الآن هو أن تركيا ماتت ولن تقوم مرة أخرى، لأننا دمرنا قوتها الأخلاقية، الخلافة والإسلام".

إن معارضي الإسلام في مصر صريحون وواضحون في رسالتهم المشوهة. فريد البياضي، عضو لجنة الدفاع والأمن القومي في مجلس النواب، يدعي صراحة أن نصوص القرآن والأحاديث النبوية في الكتب غير الدينية "خطيرة". ويبرر ذلك بالقول "إن هذه النصوص يمكن أن تؤدي بمعلمي المدارس غير المؤهلين إلى إساءة تفسيرها". وبالمثل، يؤيد عدد كبير من العلمانيين المصريين هذه الفكرة ويطالبون المدارس التي تشرف عليها وزارة التعليم بتقديم تعليم علماني بحت. ووزير الثقافة المصري السابق جابر عصفور دعا ذات مرة إلى إلغاء التعليم الديني والمدارس الدينية كلياً.

في حين يمكن قول هذا علانية في دولة ذات غالبية مسلمة، فإن موقف ما يسمى بحزب النور السلفي هو أقل ما يقال إنه ضعيف للغاية. ودعوتهم عدم إزالة هذه الآيات من المناهج لأن ذلك سيضعف برنامج التعليم وخاصة اللغة العربية! بينما هناك مواجهة مباشرة مع القرآن والأحاديث. وبموافقتهم على رواية الدولة الخاطئة بأن هذه النصوص الإسلامية يمكن أن يساء تفسيرها. وكما قال صلاح عبد المعبود، عضو بارز في حزب النور: "يمكن للسلطات التعليمية أن تحل بسهولة مشكلة إساءة تفسير النصوص الدينية من خلال إلزام معلمي المدارس بتفسيرات محددة". وكأن أعداء الإسلام معنيون بإساءة تفسير النصوص الدينية ويريدون الفهم الصحيح لها! ألم يتضح بعد أنهم هم الذين يسيئون تفسير النصوص الإسلامية أو يتجاهلونها أو يغفلون عنها بما يناسب مصالحهم؟! كما أوضحت السلطات المصرية بشأن سياسة التعليم أنها ستسمح فقط لمعلمي المدارس "المعتدلين". إذن، أي معلمين وأية تفسيرات محددة يدعو إليها حزب النور؟

الأمر الأكثر إثارة للقلق هو أن هناك داخل المؤسسة الدينية للأزهر المحترم من يدعم مثل هذه الأفكار، بما في ذلك مجمع البحوث الإسلامية، وهو هيئة صنع القرار في الأزهر. يقول الأزهر، الذي يمتلك آلاف المدارس وجامعة لها فروع في عدة محافظات مصرية، إنه يراجع مناهج مدارسه وكلياته لإزالة المحتوى الذي يعتبره إشكالياً.

بمعرفة الخطة المسبقة المتعمدة والشريرة التي يتم بها خداع المسلمين وتضليلهم، كيف يمكن أن لا تتخذ هذه المنظمات الإسلامية موقفاً إسلامياً قوياً في الصراع الأبدي بين الحق والباطل، بينما عامة الرجال في الأمة النبيلة يمكنهم رؤية هذا الهجوم على الإسلام وهم على استعداد لمعارضته؟!

بجانب كل هذا، ليست بعض نصوص القرآن والسنة فقط في قائمة الانتظار ليتم حظرها بعد ذلك من المدارس، فقد انفصل القرآن والسنة ككل عن الحياة باستثناء بعض الممارسات.

إذا اختارت هذه التنظيمات قناعة هذا النوع من الأنظمة الاستبدادية فوق المواجهة ضد الباطل والنضال من أجل الحق، فعليها التنحي جانباً والتوقف عن قيادة الأمة بالمطالبة بالسلطة عليها، حتى يتكلموا ويتصرفوا فقط بما يرضي الله، ويكونوا واضحين في موقفهم الإسلامي دون المساس بالدين، وأن يعملوا على إعادة الخلافة حتى تتمكن الأمة من الحكم بما أنزل الله سبحانه وتعالى.

﴿فَلاَ تَخْشَوُاْ النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَناً قَلِيلاً وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

#أقيموا_الخلافة

#ReturnTheKhilafah

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أوكاي بالا

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في هولندا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı