حظر الزواج قبل سن معين تحريم لما أحله الله
حظر الزواج قبل سن معين تحريم لما أحله الله

الخبر:   ذكرت صحيفة "الرياض" السعودية، أن مجلس الشورى السعودي يناقش خلال جلسته القادمة تقرير لجنة الشؤون الإسلامية والقضائية بشأن دراسة (الزواج المبكر للفتيات - زواج القاصرات). وكان خمسة أعضاء في مجلس الشورى السعودي تقدموا، في تموز/يوليو الماضي، بتوصية تطالب وزارة العدل بعدم السماح بتزويج الفتيات دون سن الـ15 إطلاقاً، وبفرض ضوابط على عقود الزواج للفتيات دون سن الـ18. وفي مبررات الوصية التي ساقها مقدمو التوصية، ذكروا أن تنظيم الزواج لا يدخل في الأمور العقدية أو التعبدية؛ بل هو من شؤون الحياة الخاضعة للمتغيرات، وأن أنظمة بلاد إسلامية عدة تحدد سن الزواج بسن معينة.

0:00 0:00
Speed:
January 07, 2018

حظر الزواج قبل سن معين تحريم لما أحله الله

حظر الزواج قبل سن معين تحريم لما أحله الله

الخبر:

ذكرت صحيفة "الرياض" السعودية، أن مجلس الشورى السعودي يناقش خلال جلسته القادمة تقرير لجنة الشؤون الإسلامية والقضائية بشأن دراسة (الزواج المبكر للفتيات - زواج القاصرات). وكان خمسة أعضاء في مجلس الشورى السعودي تقدموا، في تموز/يوليو الماضي، بتوصية تطالب وزارة العدل بعدم السماح بتزويج الفتيات دون سن الـ15 إطلاقاً، وبفرض ضوابط على عقود الزواج للفتيات دون سن الـ18. وفي مبررات الوصية التي ساقها مقدمو التوصية، ذكروا أن تنظيم الزواج لا يدخل في الأمور العقدية أو التعبدية؛ بل هو من شؤون الحياة الخاضعة للمتغيرات، وأن أنظمة بلاد إسلامية عدة تحدد سن الزواج بسن معينة.

التعليق:

الانفتاح والليبرالية والعلمنة وتغريب البلاد تحت عنوان تحديث الإسلام هي سمات المرحلة الانتقالية الجديدة التي تمر بها بلاد الحرمين تحت قيادة آل سعود الحالية العميلة لأمريكا والتي تسعى بكل خنوع لتنفيذ الرؤية الأمريكية للبلاد ومشاريعها الاستعمارية. فليس مستغربا إذن تماشيا مع تلك الرؤية أن تقوم ثلة قليلة مضبوعة بالثقافة الغربية بتقديم توصية لتحديد سن زواج الفتيات في السعودية مدعين أن خطوتهم تلك هي حماية للمرأة من العنف والظلم بينما هي في حقيقتها خطوة خطيرة لتغريب المرأة المسلمة وحرفها عن أحكام دينها.

أما زعم دعاة حظر زواج القاصرات بأن تنظيم الزواج لا يدخل في الأمور العقدية أو التعبدية، فهو قول باطل ناتج عن الفكر العلماني المنحط الذي جلبوه من الغرب والذي يفصل الدين عن شؤون الحياة وينافي الإسلام العظيم الذي هو مبدأ شامل، عقيدة إلهية ينبثق عنها نظام كامل للحياة. فأحكام الإسلام تشمل جميع نواحي الحياة وتنظم جميع علاقات الإنسان ولا تقتصر على الأمور العقدية أو التعبدية فقط. فمن ناحية تنظيم الزواج جاء الإسلام بأحكام تشريعية تفصيلية تضمن هناء الحياة والمودة والرحمة بين الزوجين. فأجاز للمسلم والمسلمة الزواج من سن البلوغ بل وحث الشباب على الزواج حتى يتم إشباع غريزة النوع إشباعا صحيحا يصان به المجتمع ويحقق الغاية التي من أجلها خلق الله تلك الغريزة في الإنسان وهي بقاء النوع الإنساني.

وأما قولهم بأن أنظمة بلاد إسلامية عدة تحدد سن الزواج بسن معينة فقد صدقوا في ذلك فالأنظمة في البلاد الإسلامية شأنها شأن النظام في السعودية كلها أنظمة عميلة للغرب تحكم بغير ما أنزل الله ولا تستند إلى الإسلام في شيء بل تحارب الإسلام والداعين إلى تطبيقه وتتسابق إلى إرضاء الغرب.

لقد عاشت المرأة المسلمة قرونا من الزمان تحت ظل دولة الإسلام التي أسسها نبينا عليه أفضل الصلاة والسلام عزيزة مكرمة، تطبق عليها أحكام الإسلام النقية العادلة كما تطبق على الرجل سواء بسواء. وإن حصل ظلم للمرأة فإن ذلك كان بسبب إساءة تطبيق هذه الأحكام الشرعية عليها وبسبب العادات والتقاليد التي نُسبت زورا وبهتانا إلى الإسلام. أما في ظل الأنظمة الحاكمة العميلة في بلاد المسلمين فإن الظلم الواقع على المرأة المسلمة وهضم حقوقها وانتهاك كرامتها هي نتيجة حتمية لتطبيق القوانين الوضعية، والتبعية للغرب الرأسمالي الكافر وما زرعه في بلاد المسلمين من جهل وفقر وحروب وانعدام الرعاية وتشويه في أحكام الإسلام.

لذلك فإن حل المشاكل التي قد تحصل عند الزواج المبكر، لا يكون بتحريم المباح والانسياق للمخططات الدولية التي تستهدف أحكام النظام الاجتماعي في الإسلام وكل ما يمت بالإسلام بصلة، ولا القبول بالقوانين الوضعية التي وضعها الغرب الرأسمالي والتي أوجدت آفات تفتك بمجتمعاته من ممارسة الأطفال للزنا واختلاط الأنساب والأمراض المنقولة جنسياً، بل إن الحل يكمن في التطبيق الشامل لأحكام الإسلام في ظل دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، التي تحسن تطبيق الإسلام وتحمي الأعراض وتجعل الأسرة قلعة محصنة بأحكام شرعية وتصون المجتمع من الرذيلة والفسوق والفحشاء.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فاطمة بنت محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı