إعلان سفراء عشر دول أوروبية أشخاصاً غير مرغوب بهم
إعلان سفراء عشر دول أوروبية أشخاصاً غير مرغوب بهم

    الخبر: قال رجب طيب أردوغان: "إن كافالا هو فرع سوروس في تركيا. ومن أجله، يأتي 10 سفراء إلى وزارة الخارجية. ما هذه الوقاحة؟ ما ظنّكم بتركيا؟ هنا تركيا. هنا ليست دولة قبلية كما تظنون. هنا تركيا، تركيا المجيدة. هنا لا يمكنكم التوجه إلى وزارة الخارجية وإعطاء الأوامر. أنا أيضاً أعطيت الأوامر اللازمة لوزير خارجيتنا، وأخبرته بالذي يجب فعله. قلت له: "تحركوا على الفور، وأعلنوا هؤلاء السفراء أشخاصاً غير مرغوب بهم". يتعين على هؤلاء الأشخاص أن يعرفوا تركيا ويفهموها أولا، وإلا عليهم أن يغادروا هذا البلد". (جريدة حريات)

0:00 0:00
Speed:
October 29, 2021

إعلان سفراء عشر دول أوروبية أشخاصاً غير مرغوب بهم

إعلان سفراء عشر دول أوروبية أشخاصاً غير مرغوب بهم
(مترجم)


الخبر:


قال رجب طيب أردوغان: "إن كافالا هو فرع سوروس في تركيا. ومن أجله، يأتي 10 سفراء إلى وزارة الخارجية. ما هذه الوقاحة؟ ما ظنّكم بتركيا؟ هنا تركيا. هنا ليست دولة قبلية كما تظنون. هنا تركيا، تركيا المجيدة. هنا لا يمكنكم التوجه إلى وزارة الخارجية وإعطاء الأوامر. أنا أيضاً أعطيت الأوامر اللازمة لوزير خارجيتنا، وأخبرته بالذي يجب فعله. قلت له: "تحركوا على الفور، وأعلنوا هؤلاء السفراء أشخاصاً غير مرغوب بهم". يتعين على هؤلاء الأشخاص أن يعرفوا تركيا ويفهموها أولا، وإلا عليهم أن يغادروا هذا البلد". (جريدة حريات)

التعليق:


في 18 تشرين الأول/أكتوبر، أصدرت سفارات كندا وفرنسا وفنلندا والدنمارك وألمانيا وهولندا ونيوزيلندا والنرويج والسويد وأمريكا بياناً مشتركاً للإفراج عن عثمان كافالا المعتقل منذ أربع سنوات. وقد جاء في بيانهم ما يلي: "إننا على قناعة أنه ينبغي إنهاء هذه القضية بشكل عادل وسريع، بما يتماشى مع التزامات تركيا الدولية والقوانين الداخلية. في هذا الشأن، نطالب تركيا بالإفراج الفوري عن عثمان كافالا، تطبيقاً لقرارات المحكمة الأوروبية لحقوق الإنسان". (بي بي سي التركية). وبناءً على ذلك، تم استدعاء سفراء عشر دول إلى وزارة الخارجية التركية في 19 تشرين الأول/أكتوبر، وتم تحذيرهم. وبعد مرور أربعة أيام على هذا البيان، ورد على لسان أردوغان الكلام المذكور أعلاه، في خطابه الذي ألقاه في المراسم التي أقيمت في أسكي شهير في 23 تشرين الأول/أكتوبر. وبحسب بيان أردوغان، سيتم في الأيام المقبلة إعلان هؤلاء السفراء "أشخاصاً غير مرغوب بهم"!


في ظل هذه التطورات، نود إجراء التقييمات الآتية:


1. لقد أصدرت الدول الكافرة هذا البيان في إشارة إلى أنهم متكبرون ومتغطرسون وأنهم يرون أنفسهم أكثر قوة وعظمة. وقد استمدوا جرأتهم في ذلك من حكام المسلمين الذين يعملون في خدمة الكفار ويتبنون مبدأهم وثقافتهم ويرون أنفسهم جزءاً منهم ويهابونهم ويخافون منهم. بيد أن حكام الكفار الذين أبدوا الجرأة لاحتقار البلاد الإسلامية دفعوا ثمن جرأتهم هذه سريعاً، على مر التاريخ الإسلامي.


2. جاء هذا البيان الذي أدلاه سفراء الدول الأوروبية بالتزامن مع زيارة أردوغان لثلاث دول أفريقية هي أنغولا ونيجيريا وتوغو. في واقع الأمر، أدلت الصحف الفرنسية تصريحات حول هذه الزيارة: "أردوغان يعزز وجوده في أفريقيا" (لوفيغارو)، "أردوغان يحاول بسط نفوذه في أفريقيا" (لو موند). في زيارته لأنغولا، قدم أردوغان تصريحات قال فيها: "لقد تم استعمار القارة الأفريقية منذ سنوات طويلة. أنغولا دولة احتلتها البرتغال لأكثر من 400 عام. وتم استغلال الموارد الطبيعية لمعظم الدول الأفريقية من الدول الغربية ولا سيما فرنسا. لقد استخدمت فرنسا أفريقيا كقارة استعمارية، وقتلت مئات الآلاف من الناس. فهل خرج أحدهم ورفع صوته في الوقت الذي تم فيه قتل هؤلاء الناس، وخاصة في الجزائر ورواندا؟" (يني شفق). من اللافت للانتباه أن أردوغان في تصريحاته التي قدمها أثناء الزيارة ولدى عودته من الزيارة تضمنت تصريحات موجهة لفرنسا، لأنه في عهد أردوغان تقوم تركيا بفعاليات في الدول الأفريقية من قبيل حفر الآبار وتقديم المساعدات المالية للناس عبر المنظمات غير الحكومية والمؤسسات "مثل سفارتنا وتيكا وأفاد ومعهد يونس أمره ومعهد المعارف ووقف الديانة التركي ووكالة الأناضول والخطوط الجوية التركية" (https://www.mfa.gov.tr/turkiye-afrika-iliskileri.tr.mfa)، وتقوم كذلك بتسيير فعاليات لصالح أمريكا وضد فرنسا. لهذا السبب، انزعجت فرنسا أشد انزعاج من زيارة أردوغان لأفريقيا. علاوة على ذلك، واصل أردوغان تصريحاته ضد فرنسا على متن الطائرة لدى عودته من زيارته لأفريقيا، واتهم ماكرون بعدم الكفاءة.


3. هناك أحداث أخرى وقعت في هذه الفترة، منها إدراج مجموعة العمل المالي الموجهة للوقاية من تبييض الأموال تركية في "القائمة الرمادية" لتقاعسها في مكافحة تبييض الأموال وتمويل الإرهاب.


4. تجدر الإشارة هنا إلى أن إنجلترا لم تكن بين الدول التي وقعت على هذا البيان على خلاف الولايات المتحدة. إنجلترا أيضاً حالها حال أمريكا لديها حساباتها. صحيح أنه مؤخراً حصلت توترات جزئية بين أردوغان وأمريكا، ومع ذلك يلاحظ أنه لا يمكن لأردوغان أن يتحدى أمريكا تحدياً كاملاً، ولا يمكن لأمريكا أن تتخلى عن أردوغان في الوقت الحالي. بتصريحاته شديدة اللهجة هذه، يريد أردوغان أن يوجه رسائل للرأي العام، ويريد الاستثمار من الآن في الانتخابات المقبلة، من خلال إعطاء صورة مفادها أن الدول الغربية، وخاصة أمريكا، تعمل ضده وضد تركيا، وأنه لا يخضع لأوامرها، وأن الدول الغربية هي من تقف وراء الصعوبات الاقتصادية التي تعيشها تركيا.


5. من ناحية أخرى، سيستخدم أردوغان هذا البيان الصادر عن الدول الغربية مادة للهجوم على المعارضة في سياسته الداخلية، لأن إعلام أردوغان يتهم المعارضة، ولا سيما قليجدار أوغلو، بأنهم رجال أمريكا. ومع عدم توقيع إنجلترا على هذا البيان، أخفت عن الرأي العام التركي الحقيقة التي تتمثل في أنها الفاعل الفعلي وراء قضية عثمان كافالا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد حنفي يغمور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı