إعطاء الصدقة؛ التوازن الصحيح
إعطاء الصدقة؛ التوازن الصحيح

الخبر: الصدقة في الإسلام... التعليق: بعد فاتحة القرآن مباشرة، ذكر الله سبحانه وتعالى صفات أولئك الذين يتبعون أمر الله، فقال تعالى: ﴿الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ﴾ [سورة البقرة: 3]

0:00 0:00
Speed:
May 27, 2020

إعطاء الصدقة؛ التوازن الصحيح

إعطاء الصدقة؛ التوازن الصحيح
(مترجم)


الخبر:


الصدقة في الإسلام...

التعليق:


بعد فاتحة القرآن مباشرة، ذكر الله سبحانه وتعالى صفات أولئك الذين يتبعون أمر الله، فقال تعالى: ﴿الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ﴾ [سورة البقرة: 3]


من خلال وضع الإنفاق بعد الإيمان، الذي هو أساس الدين، وبعد فرض الصلاة مباشرة التي تشكل عمود الدين، فإنها تظهر الأهمية الفائقة للجانب الاقتصادي والمالي للدين. بغض النظر عما إذا كان هذا الإنفاق هو الإنفاق الإلزامي مثل الزكاة أو الإنفاق المندوب مثل الصدقة، فإن الإنفاق جزء لا يتجزأ من الإسلام.


لهذا السبب فإن هذه الأمة سخية جدا، وخاصة في شهر رمضان المبارك، حيث يتم التبرع بوفرة وحيث يتم تسهيل الصدقة والزكاة بشكل كبير. تؤكد دراسة استقصائية لبحوث ICM ذلك من خلال الاستنتاج أن المسلمين يقدمون أموالاً للجمعيات الخيرية أكثر من أتباع الديانات الأخرى. ووفقاً لمسح مشهور لمركز بيو للأبحاث في عام 2012، فإن نسبة عالية مذهلة من المسلمين في أفقر البلدان في البلاد الإسلامية تعطي الزكاة.


ومع ذلك، فإن الجانب السلبي هو أنه على الرغم من أن الأمة سخية وتنفق ثروتها، إلا أنها لا تزال تعيش في أفقر البلدان في العالم، مع مستويات معيشية منخفضة، ومع عدم وجود منظور اقتصادي أو انعدامه على الإطلاق وسوء الرعاية الصحية والتعليم، على الرغم من حقيقة أن غالبية البلاد الإسلامية لديها موارد معدنية هائلة، وتربة خصبة، ومواقع جغرافية مفيدة وجيل شباب ضخم.


يوضح هذا أن الإنفاق للأسف، في أفضل سيناريو، يؤدي إلى تخفيف مؤقت، مثل الجص الصغير على جرح متقرح. أيضاً، التناسب لا ينطبق في هذه الحالة، فزيادة التبرعات ليس من الضروري أن تؤدي إلى حل مشاكل الفقر. إنه مثل رمي سترة نجاة لشخص يغرق، أو حتى عشر سترات نجاة، فطالما أنه لا توجد رغبة في سحبه إلى البر ولا يوجد أمن لمنعه من السقوط، فإن سترات النجاة ستكون فقط ذات راحة مؤقتة. سيغرق الشخص الغارق في المشاكل مرة أخرى وسيهلك في النهاية. هذه هي حقيقة البلاد الإسلامية الآن. وطالما أن مخالب الغرب الرأسمالي الاستعماري ونظامه وعملاء الخيانة يسيطرون على بلادنا، فلن نجد الرفاهية والازدهار، بغض النظر عن مقدار المال الذي نضعه.


في حين إن الهدف النهائي للعطاء هو القضاء على مشكلة الفقر وتحقيق الرفاهية والازدهار، لا يمكن أن يتم ذلك إلا من خلال دولة لديها عائدات متعددة، وتوزيع صحيح ومنظم للثروة بين شعبها. الدولة الإسلامية فقط هي القادرة على ذلك من خلال تطبيق نظامها الاقتصادي الفريد. علاوة على ذلك، ليس من الخطأ القول إن الإسلام يعتبر الفقر عدوا تجب محاربته وهزيمته. فقد تعوذ النبي صلى الله عليه وسلم من "الكفر والفقر" (صحيح ابن حبان). أعطى الإسلام مسؤولية جمع الزكاة وتوزيعها للدولة القادرة على تسهيل الأمر وإدارته. وقد كان النبي صلى الله عليه وسلم يرسل جامعي الزكاة لجمع وتوزيع الزكاة وكذلك الخلفاء من بعده.


عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، قَالَ: لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ انْجَفَلَ النَّاسُ قِبَلَهُ وَقِيلَ: قَدْ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَدْ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ، قَدْ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ ثَلاَثاً، فَجِئْتُ فِي النَّاسِ لأَنْظُرَ فَلَمَّا تَبَيَّنْتُ وَجْهَهُ عَرَفْتُ أَنَّ وَجْهَهُ لَيْسَ بِوَجْهِ كَذَّابٍ، فَكَانَ أَوَّلَ شَيْءٍ سَمِعْتُهُ تَكَلَّمَ بِهِ أَنْ قَالَ:‏ «يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَفْشُوا السَّلاَمَ وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ وَصِلُوا الأَرْحَامَ وَصَلُّوا بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلاَمٍ». رواه ابن ماجه


جاء النبي صلى الله عليه وسلم إلى المدينة المنورة، ليس فقط كنبي ولكن أيضاً كرئيس للدولة الإسلامية. وبهذه الصفة، أمر بالأمن والسلامة وأمر بإطعام الفقراء. بعبارات أخرى؛ لحل مشكلة الفقر بشكل منهجي على مستوى الدولة.


التبرعات ضرورية ويجب أن تستمر، لكن المنظمات الخيرية الدائمة مثل سيف ذي حدين؛ يمكن أن تجلب بعض الراحة ولكن إذا تم ذلك فقط دون العمل على تغيير الوضع الذي يسبب الفقر والانحدار، فإنها ستطيل فقط الوضع السيئ ويمكن أن تكون مصدر ركود. لهذا السبب يجب إجراء التوازن الصحيح؛ إراحة الأمة بقدر ما نستطيع كأفراد والعمل الجماعي لتغيير الوضع الأليم للأمة الذي هو السبب الجذري لجميع المشاكل.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أوكاي بالا
الممثل الإعلامي لحزب التحرير في هولندا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı