إبعاد خان عن السلطة يُعجّل بأزمة في القيادة
إبعاد خان عن السلطة يُعجّل بأزمة في القيادة

الخبر:   أطيح برئيس الوزراء الباكستاني عمران خان في تصويت بحجب الثقة في البرلمان، بعد أيام من محاولة عرقلة القيام بمحاولة مماثلة. (الجزيرة).

0:00 0:00
Speed:
April 13, 2022

إبعاد خان عن السلطة يُعجّل بأزمة في القيادة

إبعاد خان عن السلطة يُعجّل بأزمة في القيادة

الخبر:

أطيح برئيس الوزراء الباكستاني عمران خان في تصويت بحجب الثقة في البرلمان، بعد أيام من محاولة عرقلة القيام بمحاولة مماثلة. (الجزيرة).

التعليق:

من الراجح أنه بعد نجاح التصويت بحجب الثقة عن عمران خان، ستتولى حكومة جديدة مؤلفة من شخصيات معارضة فاسدة مقاليد السلطة بمباركة الجيش. وقد أكد خان مراراً وتكراراً أن الولايات المتحدة تسعى لإزاحته من السلطة. وأدت الإطاحة الكاملة بخان من السلطة وعودة السياسيين الذين فقدوا المصداقية، والتي سهّلها لهم الجيش بالتعاون مع الولايات المتحدة، إلى إيجاد أزمة في القيادة المنهجية في باكستان.

إن السياسيين الفاسدين ليسوا الجناة الوحيدين الذين يغذون أزمة القيادة، فكبار الضباط العسكريين والبيروقراطيون البارزون والصناعيون والقادة المدنيون مذنبون بالقدر نفسه. بعبارة أخرى، لقد تخلوا جميعاً عن مسؤوليتهم أو ببساطة دفنوا رؤوسهم في الرمال، والشيء الوحيد المشترك بين هؤلاء القادة جميعا هو عمالتهم للقوى الأجنبية.

والسياسيون الذين لا يخجلون من مغازلة المسؤولين الأمريكيين والبريطانيين يذهبون إلى دبي ولندن وواشنطن حتى في أصغر القضايا. ونسبة كبيرة منهم يرغبون علانية في العبودية للقوى الغربية بلا خجل. وهناك السياسيون "الإسلاميون" الزائفون الذين لا تشمل مساهماتهم حتى الآن إلا على إضافة مزيد من الفساد إلى المشهد السياسي، وإضفاء الشرعية على الأفعال البغيضة للحكام، وتقويض ثقة الناس في الإسلام السياسي.

وسلوك كبار الضباط العسكريين قاسٍ بالقدر نفسه، فباجوا مثل أسلافه المخادعين، قد نقل الجبال طولا وعرضا لتأمين المصالح الأمريكية في باكستان، والمذبحة العشوائية للباكستانيين على أيدي الروبوتات التي تقلع من الطائرات بدون طيار الأمريكية المتعطشة للدماء من القواعد الجوية الباكستانية هي بعض من إنجازاته الجديرة بالملاحظة.

إن قطاع رجال الأعمال والصناعيين ليسوا في مأمن من هذا النقد، والتاريخ يشهد بأنهم راضون عن كونهم شركاء في أي حكومة - مدنية أو عسكرية - طالما تم الإبقاء على فاتورة الضرائب عند الحد الأدنى، وتم منحهم حصانة من التخلف عن سداد القروض، وعندما يتم قياس إنجازات رجال الأعمال من حيث نقل التكنولوجيا والمساهمة في الاكتفاء الذاتي للأمة، فإنهم لا يحرزون أي نتيجة، وباختصار، فقد فشلت القيادة الباكستانية منذ إنشائها في عام 1947 مراراً وتكراراً في تحرير باكستان من التخلف الفكري والتبعية السياسية والاقتصادية للقوى الاستعمارية.

يمكن أن يُعزى السبب الجذري لمأزق القيادة الباكستانية إلى عامل واحد، ألا وهو النظام الاقتصادي والسياسي الذي تركه البريطانيون وراءهم، والذي عدّلته الولايات المتحدة لاحقاً. لقد زرع هذا النظام بدقة عدداً كبيراً من القادة المدنيين والعسكريين المهزومين والفاسدين والمفتونين بالغرب. وفي حرصهم على خدمة القوى الغربية، تمت استعارة الحلول الغربية بلا هوادة وتطبيقها على جميع مناحي الحياة الباكستانية. وكان من المحتم أن تفشل عقلية القص واللصق لأن الحلول المعتمدة كانت منفصلة عن مشاكل باكستان وتعارض المعتقدات والقيم الثقافية التي يطمح إليها الناس. وبعد ذلك، شهدت باكستان سنوات من الاضطرابات والاستقطاب وصلت إلى ذروتها اليوم.

الخلاص الوحيد لباكستان هو أن تتولى قيادة إسلامية ديناميكية جديدة زمام السلطة وتقلب مسار الانحدار الباكستاني. ويجب أن تكون هذه القيادة مختلفة جذرياً عن الماضي ولا يمكن أن تكون لاعباً من أنظمة ومؤسسات الدولة الفاسدة. ويجب أن تمتلك إحساساً حاداً بمشاكل باكستان ورؤية مبدئية تعكس معتقدات وقيم الناس. ويجب أن تكون جريئة بما يكفي لقيادة الناس في ثورة شاملة ضد النظام العلماني الحالي والقضاء على كل بقايا الهيمنة الغربية، لقد وصف الغرب بالفعل هذا الاتجاه السياسي بأنه حركة لإعادة نظام الخلافة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد المجيد بهاتي – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı