إدارة ترامب تمهّد الطريق أمام إدارة بايدن القادمة
إدارة ترامب تمهّد الطريق أمام إدارة بايدن القادمة

الخبر:   في الأيام الأخيرة لرئاسة دونالد ترامب، كان مايك بومبيو وزير خارجيته وأحد أكثر مساعديه ولاء مصمما على ترك بصمته على التاريخ من خلال زيارة أخيرة له كوزير خارجية أو كما يطلق عليها "أغنية البجعة" (وهي عبارة تطلق على أي عمل أخير قبل التقاعد أو الموت). (بي بي سي)

0:00 0:00
Speed:
November 25, 2020

إدارة ترامب تمهّد الطريق أمام إدارة بايدن القادمة

إدارة ترامب تمهّد الطريق أمام إدارة بايدن القادمة

الخبر:

في الأيام الأخيرة لرئاسة دونالد ترامب، كان مايك بومبيو وزير خارجيته وأحد أكثر مساعديه ولاء مصمما على ترك بصمته على التاريخ من خلال زيارة أخيرة له كوزير خارجية أو كما يطلق عليها "أغنية البجعة" (وهي عبارة تطلق على أي عمل أخير قبل التقاعد أو الموت). (بي بي سي)

التّعليق:

في الوقت الذي يدور فيه الحديث في أمريكا حول رفض ترامب لهزيمته في الانتخابات الرئاسية، تنشط إدارته على مختلف الجبهات للقيام بأعمال كبيرة محليا وخارجيا، وهي بالأصل أعمال تحتاج إلى إدارة قوية ومتماسكة في المواقف السياسية بين مختلف الأقطاب السياسية في البلد، ومع ذلك تقوم هذه الإدارة بإقرار والشروع بتنفيذ سحب أعداد كبيرة نسبيا للجنود الأمريكان من أفغانستان والعراق، وإسناد الحفاظ على عملاء أمريكا في أفغانستان لباكستان، ولعل زيارة عمران خان الأخيرة لغاني كانت لهذا الغرض، وإسناد أمن عملاء أمريكا في المنطقة الخضراء في العراق للسعودية، ولعل فتح معبر عرعر الحدودي بين البلدين بعد قطيعة امتدت لثلاثين عاما، مؤشر على ذلك، وهذان الملفان الشائكان تنازعت عليهما مختلف الإدارات التي تعاقبت على البيت الأبيض منذ إرسال القوات الأمريكية إلى كلا البلدين، ولم يتمكن أي منهما من الإقدام على هذا السحب لشدة الاختلاف بين المؤيدين والمعارضين، وفي زحمة الانتخابات وانشغال الإعلام بنتائجها، أقدمت إدارة ترامب على هذه الخطوات بكل هدوء ومن دون إبداء أي اعتراض يذكر من الأطراف السياسية في أمريكا.

ومثل هذه الخطوة زيارة وزير خارجية ترامب بومبيو الخارجية، والتي تركزت على إكمال ما بدأته الإدارة في إتمام صفقات تطبيع دول الضرار مع كيان يهود، وكان آخرها لقاء رئيس وزراء دولة يهود نتنياهو مع ابن سلمان وبومبيو في بلاد الحجاز، وهذا الملف هو أيضا من الملفات التي استعصت على ساسة أمريكا على مر العصور، بينما تمكّنت إدارة ترامب من فرض الرؤية الأمريكية بفرض دولة يهود على البلاد الإسلامية والتطبيع معها والتعامل معها ككيان وجسم طبيعي في المنطقة، وهو ما فشلت فيه أو قل عجزت عنه السياسة الاستعمارية فيما يتعلق بقضية الشرق الأوسط.

لقد نجحت السياسة الأمريكية في فصل ترامب وسياسته عنها وعن أعماله التي تبدو مستنكرة من مختلف الجهات الداخلية والعالمية، وتوصف بالرعناء والدكتاتورية، وربما ما سيقوم به خلال الفترة القادمة، ستكون أعمالاً أكثر استنكارا، فبعد فرض عقوبات على إيران ربما يقوم بضربها لإيجاد ظرف سياسي جديد في المنطقة، وهذه الأعمال ما كان ليقوم بها رئيس تقليدي يحوز على دعم ولو ظاهري من المؤسسات الأمريكية وصناع القرار، بينما هذه الأعمال كلها تصب في مصلحة أمريكا وهي من الغايات التي طالما حلمت أمريكا بتحقيقها، وعجزت عن تبرير هذه الأعمال، فلطالما كانت أمريكا تحلم في استعباد الصين ونهبها جهارا نهارا، وطالما حلموا ببناء سور فصل عنصري بين أمريكا والمكسيك، وفرض وممارسة بلطجتها على أوروبا، ونهب ثروات المسلمين من دون حساب، وفرض كيان يهود على الأمة وتمرير ذلك طبيعيا بحجة وجود رئيس مصارع أرعن، وهكذا باقي الأعمال والقوانين التي سيوّقع عليها ترامب في الأيام والساعات الأخيرة من وجوده في البيت الأبيض.

لا يخطر في بال المتابع للسياسة الأمريكية وواقع التشكيلة السياسية في البلاد والدستور والقوانين المعمول بها وواقع وحقيقة صناع القرار فيها، لا يخطر بالبال إمكانية قيام ترامب بأعمال لا تخدم فريقاً ما من الرأسماليين وكأنه شمشون الأسطورة الذي هدم المعبد على رأسه ورأس من فيه، أو تمرد ترامب على نتائج الانتخابات التي كانت لصالح خصمه، فهو محكوم بكل هذه المحددات ولا يمكنه الخروج عنها إلا بانقلاب عسكري أو سياسي، وهو غير ممكن وغير مطروح، ولكن الأمريكان أهل لاستغلال الفرص "Investing the opportunities"، ووجود رجل أهوج كترامب فرصة لا يمكن تعويضها لأمريكا، يحققون ما عجزوا عنه على مر الزمن بحجة خروج ترامب عن المألوف، بينما هم يفرحون لما يقوم به، ولو كانت أعماله تضر ببعض الرأسماليين في أمريكا مثل شركات التكنولوجيا.

إن أعمال ترامب هذه تمهّد الطريق أمام مهمة بايدن القادمة، سواء أكان ذلك بقصد واتفاق بين صناع القرار وترامب، أم كان بغير قصد، فالنتيجة هي أن بايدن سيكمل الطريق عن ترامب بأسلوب الخبث والدهاء وبأسلوب الابتسامات الصفراء العريضة، يُظهر فيها أمريكا بوجه جديد حضاري، تمكّنه من مزيد من التدخل في مختلف القضايا الدولية، وفرض رؤيتها وصياغتها لها، ولن يتراجع عن أي خطوة قام بها ترامب إلا بمقابل ربما يكون أعظم مكسبا من العمل نفسه، وهذا معنى الحصاد الذي دأبت عليه الإدارات الامريكية في الحكم، فعادةً الجمهوريون يقومون ببناء المشاريع وفتحها ويعقبهم الديمقراطيون بالحصاد.

ما لم يكن هناك دولة مبدئية منافسة حقيقية لأمريكا ونظامها الشيطاني، فإن أمريكا ستظل تعبث في شئون العالم دون حسيب أو رقيب، لذلك يجب على الأمة الإسراع في العمل لإقامة الخلافة على منهاج النبوة التي تحبط وتبطل هذه المكائد التي تقوم بها أمريكا ضد العالم وضد الأمة الإسلامية، وهذا الحل هو الوحيد الذي ينقذ العالم من ظلمات الرأسمالية ويخرجها إلى نور الإسلام وعدله. ﴿يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ * يَهْدِي بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بلال المهاجر – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı