إدلب ثمن الخيانة
إدلب ثمن الخيانة

الخبر: صرح وكيل الأمين العام لحزب العدالة والتنمية نعمان قورتولوش قائلا: "تعتبر قضية إدلب بالنسبة لنا قضية حساسة، أي لا ينبغي لِأحد أن يجعلنا أمام الأمر الواقع". (خبر ترك، 2018/9/3)

0:00 0:00
Speed:
September 06, 2018

إدلب ثمن الخيانة

إدلب ثمن الخيانة

الخبر:

صرح وكيل الأمين العام لحزب العدالة والتنمية نعمان قورتولوش قائلا: "تعتبر قضية إدلب بالنسبة لنا قضية حساسة، أي لا ينبغي لِأحد أن يجعلنا أمام الأمر الواقع". (خبر ترك، 2018/9/3)

التعليق:

إن إدلب التي تعتبر القلعة الأخيرة للمعارضة السورية والمحطة الأخيرة للثورة السورية، أصبحت اليوم محط أنظار الجميع ومنهم تركيا بسبب الهجوم المتوقع عليها من قبل النظام السوري والمليشيات الإيرانية المدعومة من روسيا. لهذا السبب فإن التصريحات والزيارات بهذا الشأن تتتابع. إذ إن الرأي السائد في الإعلام العربي يعتبر وقوع الهجوم على إدلب مسألة وقت. فصحيفتا رأي اليوم والعربي الجديد ذاتا التوجه الإنجليزي تتحدثان عن محاولة أمريكا عرقلة الهجوم المرتقب على إدلب، ولا أدري هل هذا من قبيل ما يتمنونه أم هي حرب نفسية أم هي عملية تزكية لأمريكا في نظر المعارضة؟! أما صحيفة اليوم المصرية ذات التوجه الأمريكي فقد تحدثت عن أن الجيش السوري سيقوم بالسيطرة على المدينة من خلال عمل عسكري.

إن الحقيقة هي أن أمريكا تسعى لكي يسيطر النظام السوري من جديد على البلد وإنهاء الثورة حتى ولو أدى ذلك إلى قتل المئات وتشرد مئات الألوف، وهذا ليس وليد الساعة إذ إنها كانت تسعى إلى ذلك منذ البداية. لهذا السبب فإن أمريكا لم تعترض على ضرب النظام لدوما والغوطة الشرقية وحماة وحمص وخان شيخون بالأسلحة الكيميائية، كما أنها لم تعترض على العمليات العسكرية ضد درعا وحلب. لهذا السبب فإنها أرادت لكل من عملائها تركيا وإيران والسعودية وجنديها المطيع روسيا أن يلعبوا دورا فاعلا في هذا السياق.

انطلاقا من هذه الحقيقة يمكننا القول بأن أمريكا ستسعى للقيام بعملية عسكرية ضد إدلب وذلك بمساعدة أداتيها تركيا والسعودية وبدعم من روسيا وقوات النظام السوري الغاشم والمليشيات الإيرانية. لا شك أننا لا نتمنى ذلك. إذ إنهم بحجة (مكافحة الإرهاب) لن يسلم من شرهم البشر ولا الحجر والشجر. كما أن الثوار سيخيرون بين الرجوع إلى الجيش السوري والمجتمع أو ترك البلاد أو الموت. فمن يترك سلاحه سيسلم، ومن يود ترك البلاد فسيذهب بحرا بحماية القوات التركية للقتال مع قوات حفتر في ليبيا، أما من لا يريد الاستسلام وترك السلاح من المقاتلين الأجانب الذين يقدرون بعشرة آلاف مقاتل فستكون إدلب مقبرة لهم. إذ إن العالم بأسره مجمع على عدم عودة المقاتلين الأجانب في سوريا والمجتمعين في إدلب إلى بلدانهم الأصلية.

ولتبرير أي عمل عسكري صرح الممثل الأممي لسوريا ستيفان دي ميستورا بوجود 10 آلاف عضو من النصرة والقاعدة في إدلب. كما أن إعلان الاستخبارات التركية عن وضعها هيئة تحرير الشام في (قائمة الإرهابيين) وإعلانها في يوم الجمعة الماضي عن تدخلها للفصل بين من هم تحت سيطرتها عن (الإرهابيين)، كل ذلك ليس من قبيل الصدفة!

أما عن موعد العملية العسكرية فإن ممثل أمريكا الخاص للقضية السورية جفري سيقوم بزيارة إلى تركيا، وفي 7 أيلول وبعد إجرائه المباحثات اللازمة مع ضيفه سيطير أردوغان على إثرها إلى إيران لإجراء القمة الثلاثية الخيانية، وبعد إبلاغه التعليمات التي سيتلقاها من أسياده إلى كل من إيران وروسيا سيتم إعطاء الضوء الأخضر للقيام بالعملية العسكرية المرتقبة.

أما عن الحشود العسكرية التي قامت بها تركيا على الحدود فإنها ليست لمنع العمل العسكري أو لحماية المدنيين من النظام السوري، بل هي لمنع أي موجة لجوء بشرية تحصل بسبب العمل العسكري، أو لمنع تسرب (الإرهابيين) عبر الحدود، أو لاتخاذ موقف لصالح النظام بحجة حماية نقاط التفتيش.

أما عن التحذير الأوروبي والأمريكي من استخدام الأسلحة الكيمياوية فما هو إلا لخداع الرأي العام العالمي، حيث أعلنت شبكة حقوق الإنسان السورية في 4 نيسان 2018 عن قيام النظام السوري باستخدام السلاح الكيمياوي 215 مرة في مناطق مختلفة من البلاد منذ بداية الثورة وحتى الآن. كما أننا يمكننا فهم التحذيرات من قبل القوى الكبرى للنظام السوري القمعي على أنها إطلاق يده في القتل دون استخدام الأسلحة الكيمياوية.

لهذا السبب فإن قول نعمان قورتولوش بأن قضية إدلب حساسة بالنسبة لنا هو قول لا قيمة له. نعم! قد يكون الأمر حساساً ولكن فيما يتعلق بموجة الهجرة التي قد تظهر، وإلا فإن من ينتظر الموت في سوريا أو من تُرك للموت، بل حتى الثوار، كل هؤلاء ليسوا موضع بحث البتة. لأن النظام التركي سبق وأن قام بالخيانة من قبل في حلب والغوطة، فما الذي سيمنعه الآن من القيام بذلك؟ إذ إن مقياسه الوحيد هو إرضاء سيده. لهذا السبب فإن المقاتلين في إدلب لا ينبغي لهم أن يأملوا خيرا بالجهود الدبلوماسية التركية، ففي هذه المرة فإن إدلب هي التي ستكون ثمن الخيانة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إرجان تكين باش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı