إفطار جماعي في مخيم للاجئين العراقيين يتسبب بتسمم ومقتل الأطفال والنساء، بينما يفكر القادة المسلمون فقط في خدمة الأجندة السياسية الغربية (مترجم)
إفطار جماعي في مخيم للاجئين العراقيين يتسبب بتسمم ومقتل الأطفال والنساء، بينما يفكر القادة المسلمون فقط في خدمة الأجندة السياسية الغربية (مترجم)

الخبر: في الثالث عشر من حزيران/يونيو 2017، أبلغت هيئة الإذاعة البريطانية عن تفشي تسمم غذائي واسع النطاق في مخيم اللاجئين العراقيين بمدينة الموصل. "قيل إن الناس كانوا يتقيأون ويعانون الجفاف بعد وجبة الإفطار، بعد انتهاء الصيام". تم تسجيل تسمم 800 شخص كما تم نقل 200 شخص إلى المستشفى وتسجيل حالتي وفاة، امرأة وفتاة صغيرة. وأفادت وكالة أنباء ستل أن 20-30 طفلا وضعوا على أرض المخيم وهم يعانون من القيء والإسهال. ومن غير الواضح كيف حدث التسمم، حيث أثيرت مخاوف حول الطعام الذي أعده مطعم بالقرب منه، فضلا عن الإهمال الذي يقع على المنظمات غير الحكومية القطرية التي تدير المخيم. ولا تزال التحقيقات جارية.

0:00 0:00
Speed:
June 18, 2017

إفطار جماعي في مخيم للاجئين العراقيين يتسبب بتسمم ومقتل الأطفال والنساء، بينما يفكر القادة المسلمون فقط في خدمة الأجندة السياسية الغربية (مترجم)

إفطار جماعي في مخيم للاجئين العراقيين يتسبب بتسمم ومقتل الأطفال والنساء،

بينما يفكر القادة المسلمون فقط في خدمة الأجندة السياسية الغربية

(مترجم)

الخبر:

في الثالث عشر من حزيران/يونيو 2017، أبلغت هيئة الإذاعة البريطانية عن تفشي تسمم غذائي واسع النطاق في مخيم اللاجئين العراقيين بمدينة الموصل. "قيل إن الناس كانوا يتقيأون ويعانون الجفاف بعد وجبة الإفطار، بعد انتهاء الصيام". تم تسجيل تسمم 800 شخص كما تم نقل 200 شخص إلى المستشفى وتسجيل حالتي وفاة، امرأة وفتاة صغيرة. وأفادت وكالة أنباء ستل أن 20-30 طفلا وضعوا على أرض المخيم وهم يعانون من القيء والإسهال. ومن غير الواضح كيف حدث التسمم، حيث أثيرت مخاوف حول الطعام الذي أعده مطعم بالقرب منه، فضلا عن الإهمال الذي يقع على المنظمات غير الحكومية القطرية التي تدير المخيم. ولا تزال التحقيقات جارية.

التعليق:

هذه القصة الإخبارية تمثل كيف أن إدارة حياة الأكثر بؤسا والمحتاجين في الأمة هي مدهشة بطريقة تعكس إهمالا كاملا لحقوق الإنسان التي يأمر بها الله سبحانه وتعالى. إن هذا الانهيار برمته يثير سببا خطيرا للقلق على معيشة المسلمين الذين يعيشون دون رعاية دولة الخلافة وقائد مخلص يحكم بالقرآن والسنة. أولا، لماذا يقبع إخواننا وأخواتنا الأحباء في مخيمات اللاجئين لسنوات في حين جعل الله سبحانه وتعالى من الواجب توفير السكن والاحتياجات الأساسية لجميع البشر؟ والقيم الرأسمالية الديمقراطية التي تدعي أنها متفوقة على الإسلام هي في الواقع السبب في إطلاق العنان للحروب والإرهاب في جميع أنحاء الأراضي الإسلامية مما دفع الملايين إلى مغادرة منازلهم مدينة بعد مدينة بسبب الموت والدمار. في هذا النظام الذي صنعه الانسان تفوق المال على الأخلاق، والمعاناة التي لا نهاية لها للنساء والأطفال تعتبر أضرارا جانبية، وأرباح الأعمال هي دائما أولويات على أي مبدأ للأمم المتحدة أو معاهدة. ليس هناك دافع حقيقي لحل أزمة الملاجئ، حيث إنها لا تزال أداة مفيدة لإبقاء المسلمين ضعفاء ومسيطراً عليهم. ولهذا السبب لا يزال لدينا أجيال من أهل فلسطين في مخيمات اللاجئين بعد 70 عاما من النزوح. والشيء نفسه ينطبق على مسلمي الروهينجيا، وأهل سوريا وغيرها في العالم. إن الجشع واللامبالاة لحكام المسلمين الذين يهدرون ويسرقون ويبيعون الثروة الإسلامية يشهد أيضا على الحاجة إلى تغيير كامل للنظام إذا أرادت أمتنا الخروج من قمع واستبداد الأنظمة الحاكمة غير الإسلامية. حقيقة أن السعودية استخدمت هذه المأساة المروعة لتحقيق أهدافها السياسية الخاصة من خلال اتهام المنظمات غير الحكومية القطرية أو "الإرهاب" في توفير وجبات مسممة تبين كيف أن حكامنا عبيد حقيقيون للمصالح الغربية وليس لديهم أي دافع على الإطلاق للمساعدة أو تغيير الكارثة المطلقة على هذه الأمة على يد حكومات أجنبية. إن هؤلاء الحكام فقط يخدمون المصالح الاستعمارية ككلاب مطيعة، المثبتة مرة أخرى في حملات قصف السعودية لنساء وأطفال اليمن.

إننا نسأل الله أن يكون شهر رمضان هذا هو آخر ما نراه من هؤلاء الحكام الفاشلين الموجودين في جميع البلاد الإسلامية، ونسأل الله أن يأتي رمضان المقبل وقد خلصنا الله من هذه الأنظمة العازمة على خدمة مصالح القلة على حساب الكثيرين. وقد وعدنا الله سبحانه وتعالى النصر ولكن علينا أن نكون دائما مجتهدين في القيام بمسؤوليتنا لجلب نور الحكم الإسلامي للواقع. وقد أخبرنا الله سبحانه وتعالى عن قدرته على تثبيت المؤمنين في أوقات الاختبار العظيم والمحاكمة في سورة البقرة الآية 214؛ ﴿أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ﴾.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمرانة محمد

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı