إلى المنتفضين في لبنان! احذروا من أن يُلجِئوكم إلى حمل السلاح ليقضوا على انتفاضتكم!
إلى المنتفضين في لبنان! احذروا من أن يُلجِئوكم إلى حمل السلاح ليقضوا على انتفاضتكم!

الخبر: ذكرت وكالة الأنباء اللبنانية أن "حزب الله وحركة أمل بدأت تطلق النار على المنتفضين وتشتبك معهم بالسلاح في وقت متأخر من يوم الاثنين 2019/11/25". وهذا يحدث لليلة الثانية. ونشرت محطة تلفزيون "إل بي سي آي" اللبنانية فيديو يظهر فيه إطلاق نار كثيف في محيط جسر الكولا ببيروت. وذكرت وسائل إعلام لبنانية أخرى قيام أنصار حزب الله وحركة أمل بإشعال النيران في خيم المعتصمين. كما تجوب بيروت دراجات نارية عليها أعلام حزب الله وحركة أمل.

0:00 0:00
Speed:
November 27, 2019

إلى المنتفضين في لبنان! احذروا من أن يُلجِئوكم إلى حمل السلاح ليقضوا على انتفاضتكم!

إلى المنتفضين في لبنان! احذروا من أن يُلجِئوكم إلى حمل السلاح ليقضوا على انتفاضتكم!


الخبر:


ذكرت وكالة الأنباء اللبنانية أن "حزب الله وحركة أمل بدأت تطلق النار على المنتفضين وتشتبك معهم بالسلاح في وقت متأخر من يوم الاثنين 2019/11/25". وهذا يحدث لليلة الثانية. ونشرت محطة تلفزيون "إل بي سي آي" اللبنانية فيديو يظهر فيه إطلاق نار كثيف في محيط جسر الكولا ببيروت. وذكرت وسائل إعلام لبنانية أخرى قيام أنصار حزب الله وحركة أمل بإشعال النيران في خيم المعتصمين. كما تجوب بيروت دراجات نارية عليها أعلام حزب الله وحركة أمل.


التعليق:


إن كل ذلك ينذر بتحويل المظاهرات السلمية إلى اشتباكات مسلحة. وهذا ما يخطط له أتباع إيران وقرناء بشار أسد وداعموه وحلفاء أمريكا السريون إن لم تسكت الانتفاضة ويقف الحراك. بل هو ما تريده أمريكا وإيران، فتأمران هذه الأدوات بالقيام بهذه المهمة القذرة. إن هؤلاء الأتباع لا يخافون الله ولا يتقونه، فهم متعصبون مجرمون، وقد فعلوا الأفاعيل في سوريا، وها هم أمثالهم في العراق يفعلون مثل ذلك. إن أمريكا الشيطان الأكبر لا تسمح بسقوط النظام في لبنان كما لا تسمح بسقوطه في العراق. وأتباعها يتحكمون في البلدين وينفذون أوامرها مباشرة وعن طريق إيران. ولهذا يتحرك المسؤولون الأمريكيون فيزورون المنطقة. فقد قام نائب الرئيس الأمريكي مايك بنس يوم 2019/11/23 بزيارة القاعدة الأمريكية في عين الأسد بالعراق لطمأنة الجنود الأمريكيين المرعوبين من الانتفاضة. حيث إن لدى الأمريكان عقدة الخوف بسبب الخسائر التي وقعت في صفوفهم من المقاومة في العراق منذ عدوانهم حتى إعلان خروجهم من العراق عام 2008 وما بعد ذلك، والناس في العراق رافضون لوجودهم.


إن أمريكا لم تسمح بسقوط النظام في سوريا فقام عميلها بشار أسد بإطلاق النار على المنتفضين والتعدي على حرماتهم وأعراضهم وأموالهم وسجن وتعذيب أبنائهم وبناتهم، حتى يستفزهم ويجبرهم على حمل السلاح والتصدي له ولأتباعه. وقد حمته بمختلف الوسائل. فتمكن العميل من تحويل الانتفاضة السلمية إلى حرب مسلحة على الشعب.


فالنظام السوري رأى أن الانتفاضة ستسقطه عندما يتعاطف معها الناس في الداخل والخارج ويصبح لها رأي عام لأن طابعها سلمي. ولهذا لجأ إلى جر الناس إلى استعمال السلاح للتصدي لجرائمه. وهذا ما يحصل في العراق، وحتى الآن لم يحمل الناس السلاح رغم سقوط المئات من الضحايا على أيدٍ تتبع أمريكا وإيران ولا تخاف الله، وكل همها استمرار الفساد الذي جاءت به أمريكا بعد احتلالها للعراق حتى تبقى تنهب وتسرق ثروات البلاد وهم يحرمون الناس من أبسط مقومات الحياة والعيش الكريم. وهذا ما يحدث في لبنان حيث إن أتباع إيران كل همهم استمرار الفساد الذي جلبته أمريكا بصياغتها لاتفاق الطائف وجعل الفرقاء يوقعون عليه.


ولا ننسى أن الانتفاضة هي ضد ميشيل عون رئيس الجمهورية وهو من أتباع إيران ويتبعه صهره، وهما من مؤيدي النظام السوري، وهم عملاء لأمريكا فمن مصلحتهم إسكات الانتفاضة السلمية بأي شكل من الأشكال، لأن هذه الانتفاضة تستهدفهم كما تستهدف كافة السياسيين والنظام السياسي الطائفي.


ويجب على الناس أن لا ينخدعوا بالحريري فهو ضمن منظومة الفساد ومنتفع منها وهو يسير مع الخط الثاني لأمريكا خط السعودية. فقام وأعلن الاستقالة ليعيد الثقة به حيث اهتزت، عندما أصبح تحت هيمنة أتباع إيران وتحت ضغوط السعودية التي أذلته. ويريد أن يعزز موقفه وموقعه أمام هذه الأطراف. فهو يستغل الانتفاضة من أجل ذلك.


وعلى ذلك، يجب أن يحذر الناس من أن يُجرّوا إلى استعمال السلاح، وأن يحافظوا على سلمية الانتفاضة، وأن يبحثوا عن قيادة سياسية واعية مخلصة تخاف الله، وتعمل لصالحهم، ولا تفرق بين أبناء الشعب على مختلف أعراقهم ومذاهبهم وأديانهم، ولديها الحلول من رب العالمين، وغير مرتبطة بأية قوة دولية أو إقليمية، فتلك القيادة هي حزب التحرير وهي منهم وبينهم فليثقوا بها ويلتفوا حولها، والله ناصرهم ومعينهم.


﴿وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ﴾


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أسعد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı