إلى متى ستظلون أكباش فداء يا حكام الضلال؟!
إلى متى ستظلون أكباش فداء يا حكام الضلال؟!

الخبر:   دعا الرئيس التركي رجب طيب أردوغان الأتراك إلى عدم الالتفات لما سمّاها بالحملات التي تستهدف الاقتصاد المحلي، وذلك بعد تراجع سعر صرف الليرة إلى مستوى انخفاض قياسي جديد أمام الدولار. وقال أردوغان أمام حشد من الأتراك "إذا كان لديهم الدولار، فنحن لدينا شعبنا وربنا الله"، مضيفا "نحن نعمل بكد بالغ"، وأضاف "اليوم نحن أفضل من ذي قبل، وسنكون غدا أفضل من اليوم، كونوا على ثقة من ذلك". وقالت الصحيفة إن المركزي الأوروبي - الذي امتنع عن التعقيب على تقريرها - قلق بشكل رئيسي بشأن بنك "بي أن بي باريبا" الفرنسي و"بي بي في أيه" الإسباني و"أوني كريديت" الإيطالي، ولدى البنوك الثلاثة العمليات الكبرى في تركيا، رغم أن مساهمة الوحدات المحلية التابعة لها في إجمالي ميزانياتها متواضعة نسبيا. وانخفضت أسهم البنوك الثلاثة بنحو3%. (الجزيرة نت)

0:00 0:00
Speed:
August 12, 2018

إلى متى ستظلون أكباش فداء يا حكام الضلال؟!

إلى متى ستظلون أكباش فداء يا حكام الضلال؟!

الخبر:

دعا الرئيس التركي رجب طيب أردوغان الأتراك إلى عدم الالتفات لما سمّاها بالحملات التي تستهدف الاقتصاد المحلي، وذلك بعد تراجع سعر صرف الليرة إلى مستوى انخفاض قياسي جديد أمام الدولار. وقال أردوغان أمام حشد من الأتراك "إذا كان لديهم الدولار، فنحن لدينا شعبنا وربنا الله"، مضيفا "نحن نعمل بكد بالغ"، وأضاف "اليوم نحن أفضل من ذي قبل، وسنكون غدا أفضل من اليوم، كونوا على ثقة من ذلك". وقالت الصحيفة إن المركزي الأوروبي - الذي امتنع عن التعقيب على تقريرها - قلق بشكل رئيسي بشأن بنك "بي أن بي باريبا" الفرنسي و"بي بي في أيه" الإسباني و"أوني كريديت" الإيطالي، ولدى البنوك الثلاثة العمليات الكبرى في تركيا، رغم أن مساهمة الوحدات المحلية التابعة لها في إجمالي ميزانياتها متواضعة نسبيا. وانخفضت أسهم البنوك الثلاثة بنحو3%. (الجزيرة نت)

التعليق:

ها هو أردوغان يطل علينا بكذبة أخرى من كذباته التي اعتادت عليها أسماعنا، يريد أن ينفخ من سم كلامه في عقول المستمعين المضبوعين به، سم جديد يطمئنهم أن الوضع على ما يُرام، وأن هذه الحال طارئة، وأن المستقبل لأمثاله ولسياساتهم الفاشلة! فخرج على حشد من الناس يخبرهم ما أخبر به من سبقوه في العمالة، عندما قالوها منذ عقود "الشعب أغلى ما نملك"، فأذاقوا الشعوب الويلات وأفقروهم وأذلوهم. وصيغة كلامه التي فيها من المتناقض الكثير، كان الأحرى به أن يكون صادقًا - وهذا عنه بعيد - فيقول لدينا رب نؤمن به وشعب صادق يؤمن بخالقه الباري، لكن العمالة تأبى أن تفارق أهلها!

أما بخصوص قوله إن غدًا سيكون أفضل من اليوم، فقد صح هذا، ولعلك تحيا حتى ترى ذلك المستقبل على أيدي المخلصين الذين يسعون لتحرير الأمة من العملاء أمثالك، الذين يسعون لبقاء الحال على ما هي عليه من أجل الاحتفاظ بكراسيهم. لكن إن أصريت على ما أنت عليه فسيعاقبك الله على ما قدمت لأسيادك الأمريكان، فمن المعلوم أنك تنفق الكثير من أموال المسلمين في تركيا من أجل خدمة أسيادك، وحروبك الدونكيشوتية، من حلب إلى إدلب، إلى دير الزور، إلى العراق... ألا تكلف هذه الحروب الكثير دون أن تجني منفعة سوى تثبيت نظامك وإبقاء النفوذ الغربي على أرض الشام؟! نعم، لهذا ولغيره ستفشل سياستك في تحسين الاقتصاد التركي المغلول بالديون الخارجية، وأقرب مثال لك إيران، فالاحتجاجات فيها بسبب ضيق العيش ليست عنك ببعيدة، فتشابه حالك مع حاله في الوقت نفسه، أليست صدفة غريبة؟! كلا، فأنت والنظام الإيراني تنفقون أموال المسلمين من أجل خدمة أمريكا في المنطقة غير مكترثين بالشعوب ولا ملقين لهم بالا.

إنكم أيها الحكام أكباش فداء تستخدمها أمريكا لتنفيذ سياساتها هنا وهناك، فهي تعلم مدى استثمار الدول الأوروبية في تركيا، فتريد أن تضغط على الثانية من خلال الأولى، حتى تنفذ تركيا أجندة أمريكا لا ينقص من مالها شيء، بل على حساب اقتصاد تركيا، والشعوب هي التي ستسدد الفاتورة كغيرها إن بقيت الحال على ما هي عليه بسكوتهم هذا.

علينا أن ندرك أن الأمور تسير من سيئ إلى أسوأ، بوجود أمثال هؤلاء الحكام، وإن صبرنا عليهم كما يقول العميل الأمريكي السيسي "نصبر عليه شوي كمان"، فسوف نرى العجب العجاب من أمثال هؤلاء المرتزقة عديمي الإحساس، البعيدين كل البعد عن أي شكل من أشكال الإنسانية. والحال يغني عن القول والإكثار، ويحتاج إلى تغيير حقيقي وليس مجرد استبدال وجوه أو ترقيع المشاكل، بل انقلاب جذري شامل على النظام، ليحل محله نظام إسلامي متكامل لا ينقصه شيء، ينفذه مخلصون من أبناء هذه الأمة، تحت قيادة خليفة المسلمين الراشد، عندها نكسب هناءة العيش في الدارين، الدنيا والآخرة، فهل من متعظ أو رشيد ينصر من يسعون لنصرة هذا الدين؟!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. ماهر صالح – أمريكا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı