إن الحل بين أيديكم أيها المسلمون
إن الحل بين أيديكم أيها المسلمون

الخبر:   أورد موقع خبرني بتاريخ 2021/2/10م خبراً عن عوني الساكت عنوانه "إزالة العقبات عن واقع الاستثمار كيف؟"، جاء فيه: قبل الحديث عن واقع الاستثمار والعقبات التي تواجهه، لا بد من الحديث والتطرق أولاً إلى ضرورة الانتقال من الاقتصاد الريعي إلى الاقتصاد المنتج، لأن الاقتصاد المنتج هو الأساس لأي استثمار، وشعار الاعتماد على الذات سيبقى شعاراً ما لم ننتقل إلى الإنتاجية. للآن لا يوجد تشخيص حديث لمشاكل ومعيقات الاستثمار، فلا يمكن إصلاح المنظومة الاستثمارية إلا بالتشخيص السليم للمعيقات ووضع جدول زمني لحلها. ...

0:00 0:00
Speed:
February 13, 2021

إن الحل بين أيديكم أيها المسلمون

إن الحل بين أيديكم أيها المسلمون

الخبر:

أورد موقع خبرني بتاريخ 2021/2/10م خبراً عن عوني الساكت عنوانه "إزالة العقبات عن واقع الاستثمار كيف؟"، جاء فيه:

قبل الحديث عن واقع الاستثمار والعقبات التي تواجهه، لا بد من الحديث والتطرق أولاً إلى ضرورة الانتقال من الاقتصاد الريعي إلى الاقتصاد المنتج، لأن الاقتصاد المنتج هو الأساس لأي استثمار، وشعار الاعتماد على الذات سيبقى شعاراً ما لم ننتقل إلى الإنتاجية.

للآن لا يوجد تشخيص حديث لمشاكل ومعيقات الاستثمار، فلا يمكن إصلاح المنظومة الاستثمارية إلا بالتشخيص السليم للمعيقات ووضع جدول زمني لحلها.

في دراسة نشرتها إحدى الجهات المختصة قبل أكثر من عشر سنوات، أظهرت بأن أهم ثلاث معيقات أمام الاستثمار كانت وبالترتيب؛ الضرائب، وإصدار التراخيص وعدم استقرار التشريعات، يليها قوانين العمل وصعوبة الحصول على التسهيلات البنكية، يليها تعليم العمالة.

السؤال الأبرز؛ لماذا وبعد أكثر من عشر سنوات لم نستطع حل معيق واحد من هذه المعيقات؟!

التعليق:

إن هذه المشاكل والمعوقات التي يمر بها الاقتصاد الأردني وأيضا الاقتصاد العالمي والذي كشف عواره وبانت سوأته عندما يتعرض لأزمات أو كوارث صحية أو طبيعية تظهر ما في النظام القائم على الرأسمالية والنفعية التي جعلت الثروة تتكدس في أيدي فئة قليلة من الحكام وأصحاب رؤوس الأموال على حساب عرق وتعب الفقراء والعمال ومن جيوبهم من خلال فرض ضرائب ومكوس يفرضها أصحاب القرار على الناس عنوة وبدون رحمة. والأموال لا تجبى من الناس هكذا حسب الرغبات والشهوات وإنما حسب ما فرضه الله على المسلمين وأهل ذمتهم لقضاء مصالحهم وجعل الإمام واليا عليهم يحصل هذا المال وينفقه حسب ما يراه في مصلحتهم، وما عدا هذه الأموال التي ورد فيها نص كالجزية والخراج والزكاة لا تجبى أموال. فلا تؤخذ الرسوم كما هذه الأيام للمحاكم والدوائر والمشافي ولا لأي مصلحة أو معاملة في دوائر الدولة، حتى الجمارك تكون مع تجار الدول الأخرى من قبيل المعاملة بالمثل، ولا يجوز أخذها من رعايا الدولة، وإذا دعت الحاجة لأخذ ضريبة فلا تؤخذ إلا من المسلمين وعن ظهر غنى، وترد تلك الأموال في رعاية شؤونهم.

وبالنسبة لقانون العمل الذي تأخذون نصوصه من الدول الغربية التي تستمد قوانينها من النظام الرأسمالي ومن أهواء البشر وليس لها عقيدة تستند إليها إلا المصلحة والمنفعة ويجب أن تكون القوانين ترجع إلى حكم الشرع في الإجارة وإقامة الشركات وفيها التفاصيل الكثيرة التي فصلها الشرع دون الحاجة إلى تسهيلات بنكية كما تقول البنوك التي أسست على الربا وعلى المساهمة غير المحدودة المحرمة شرعا، قال تعالى: ﴿الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ﴾ [البقرة: 275]

والذي يدمي القلب وجود شركات ومصانع أجنبية تجلب معها عمالها ليعملوا في تلك المنشآت وعندنا أعداد هائلة من العاطلين عن العمل بحجة الاستثمارات الأجنبية التي تكون عائداتها على أصحابها وليس علينا.

ويأخذون الحلول أيضا من المستنقع الآسن نفسه الذي أثبت مع الوقت وكثرة التجارب على تنوعها ومحاولة تصحيحها وترقيعها وإيجاد الحلول منها أنها فاشلة سقيمة لا تسمن ولا تغني من جوع، بل إنها تزيد الطين بلة وتجرهم لأن يغرقوا فيها أكثر وأكثر حتى إنهم يصلون إلى القاع فلا يستطيعون العودة أو الظهور من جديد.

وأقول للأستاذ عوني الساكت:

لقد غفلت وأنت المسلم الذي يجب أن تأخذ حلولك من القرآن والسنة ومن النظام الاقتصادي الإسلامي الذي جعل إيرادات الدولة من مصادر حددها الشرع وعلام تؤخذ وممن تؤخذ وأوقات استحقاقها والجهة التي تحفظ فيها وألزم المسلمين بها من فيء وخراج وجزية وعشور وزكاة أموال وعروض تجارة وملكيات عامة وجعل مصارف الأموال التي ترد إلى بيت مال الدولة أيضا في أبواب حددها الشرع في أن تصرف في رعاية شؤون الرعية والعمل على أن يعيش الإنسان في هذه الدولة حياة كريمة عزيزة.

بلادنا الخير فيها كثير ولكن بسياسة مقصودة من الحكام العملاء نمنع من استغلالها والبحث والتنقيب عنها: "كالعيس في البيداء يقتلها الظمأ *** والماء فوق ظهورها محمول".

الثروات الباطنة والأراضي الزراعية تكفينا ولكن مع هذا تجد الناس في فاقة، وأعباء الحياة المادية تثقل كاهلهم وتضعهم في ظلمة الفقر والقهر، لذا نجد نسبة الجريمة والانتحار قد ارتفعت والعاطلين عن العمل ازدادت أعدادهم وازداد العنف والمشاكل بين الناس وفي داخل الأسر. قال تعالى: ﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى﴾.

إن الابتعاد عن حكم الله واستبدال أحكام وضعية به هو وراء ما نحن فيه من هذا الضنك وسوء العيش، ولن نحيا حياة طيبة إلا بعودتنا إلى حكم الله من خلال دولة الخلافة الراشدة التي ستحكم فينا الأحكام الشرعية في الاقتصاد والسياسة وجميع الأنظمة لنكون أعزاء ننعم برغد العيش الكريم الذي هو حق لكل مسلم وكل إنسان خلقه الله تعالى.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نسيبة ابراهيم – ولاية الأردن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı