إنها ليست مسألة إمكانيات، إنها مسألة إيمان أيها الحكام!
إنها ليست مسألة إمكانيات، إنها مسألة إيمان أيها الحكام!

قال أردوغان عن هجوم حماس على كيان يهود المحتل الغاصب: "القضية الفلسطينية هي أصل كل المشاكل في منطقتنا اليوم. من غير الممكن أن يأتي السلام الدائم إلى الشرق الأوسط إلاّ من خلال التوصل إلى حل نهائي للمشكلة الفلسطينية (الإسرائيلية). وكما قلنا دائما، من المهم للغاية الحفاظ على منظور حلّ الدولتين". وقال إن "تحقيق الدولة الفلسطينية المستقلة ذات السلامة الجغرافية على أساس حدود 1967 وعاصمتها القدس هو حاجة لم يعد من الممكن تأجيلها".

0:00 0:00
Speed:
October 26, 2023

إنها ليست مسألة إمكانيات، إنها مسألة إيمان أيها الحكام!

إنها ليست مسألة إمكانيات، إنها مسألة إيمان أيها الحكام!

(مترجم)

الخبر:

قال أردوغان عن هجوم حماس على كيان يهود المحتل الغاصب: "القضية الفلسطينية هي أصل كل المشاكل في منطقتنا اليوم. من غير الممكن أن يأتي السلام الدائم إلى الشرق الأوسط إلاّ من خلال التوصل إلى حل نهائي للمشكلة الفلسطينية (الإسرائيلية). وكما قلنا دائما، من المهم للغاية الحفاظ على منظور حلّ الدولتين". وقال إن "تحقيق الدولة الفلسطينية المستقلة ذات السلامة الجغرافية على أساس حدود 1967 وعاصمتها القدس هو حاجة لم يعد من الممكن تأجيلها".

التعليق:

في فلسطين، نفذ المجاهدون هجمات صاروخية ضد كيان يهود الغاصب في عملية أطلقوا عليها اسم "طوفان الأقصى". وكان على كيان يهود الغاصب، الذي كان عاجزاً أمام هذه الهجمات، أن يتخذ موقفاً استثنائياً ويستدعي جنوده الاحتياطيين للخدمة. وما يجعل وجود كيان يهود المغتصب مثيراً للقلق إلى هذا الحد ليس سوى قوة ثلة من المسلمين.

منذ عام 1948، عندما احتل كيان يهود المحتل الغاصب الأراضي المباركة، ارتكب كل أنواع الفظائع، مستمداً شجاعته من جبن الحكومات العربية وصمت الحكام في تركيا وغيرها من البلاد الإسلامية. إن كيان يهود الإرهابي الذي يذبح المسلمين في كل فرصة، أصبح يائساً في مواجهة اعتداءات المسلمين هذه المرة وأوشك على الهروب. ﴿لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًى وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ﴾.

لقد أظهرت هذه العملية الأخيرة مرةً أخرى للعالم أجمع مدى عجز وجبن البالون المتضخّم الذي يعيشه كيان يهود الذي يحتمي منذ عقود طويلة تحت خيانة الأنظمة العربية. بالإضافة إلى ذلك، فإن ثلة من المسلمين المخلصين الذين لديهم مجموعة محدودة للغاية من الإمكانيات قد أظهروا مرةً أخرى أن القضية ليست مسألة إمكانيات، بل مسألة إيمان من خلال الاعتماد على الله سبحانه. بمعنى آخر، إذا كان هناك إيمان، فهناك أيضاً إمكانية.

مباشرة بعد هذه الهجمات، دعا الرئيس أردوغان، الذي يريد أن يبدو لطيفا للكفار، وخاصة لأمريكا، الأطراف إلى اليقظة، في تصريحات متتالية. وتابع أردوغان معبراً عن أن تركيا مستعدة لوقف الصراعات في أسرع وقت ممكن، وبذل كل ما في وسعها لتقليل التوتر الذي تصاعد مع الأحداث الأخيرة، ويجب على جميع الجهات الفاعلة التي لها رأي في المنطقة المساهمة بإخلاص للدعوة إلى السلام. وتابع أردوغان أن القضية الفلسطينية هي أصل كل المشاكل في المنطقة، وستتطلع المنطقة إلى السلام ما لم يتم حلّ هذه القضية بشكل عادل.

عندما ينشر يهود، الشعب الملعون بلسان أنبيائهم، الفساد في الأرض المباركة منذ سنوات، ويدنّسون المسجد الأقصى، ويذبحون إخواننا الفلسطينيين، فعن أي عدالة يتحدث أردوغان؟! كما أن أصل المشكلة ليست القضية الفلسطينية، بل وجود الاحتلال اليهودي في الأراضي المباركة. ولن تنتهي المشكلة ما لم تتم إزالة هذه الخلية السرطانية والتخلص منها من تلك التربة. مرةً أخرى، إحدى القضايا الرئيسية هي جبن وخيانة الحكام القابعين على رأس الأمة. لقد خدع هؤلاء الحكام المسلمين لسنوات بقولهم إن المسجد الأقصى هو خطنا الأحمر منذ سنوات. وصافحوا أيدي ممثلي كيان يهود الغاصب الملطخة بالدماء وأشادوا بقسوتهم. لقد ضحوا بقيم المسلمين من أجل السياسة، هذه هي المشاكل الحقيقية.

ومع ذلك، كان ينبغي على أردوغان أن يقدم الدعم الفعلي لهذه العمليات. ورغم أنه أتيحت له فرصة إرسال جيوشه وفرصة تاريخية أمامه، إلاّ أنه للأسف لم يخط خطوة أبعد من الإدانة، كما كان يفعل دائماً. بل على العكس من ذلك، دعا الطرفين إلى تنفيذ حلّ الدولتين، وهو المخطط الأمريكي الخبيث، وهو تحقيق الدولة الفلسطينية وعاصمتها "المستقلة" القدس على أساس حدود 1967 التي تشرعن الوجود اليهودي في الأرض المباركة. وفي كل الأحوال، لا يمكن أن نتوقع من الحكام الذين يرتدون هذا الثوب المهين أن يحشدوا الجيوش لتحرير الأقصى من براثن كيان يهود الغاصب. بل على العكس من ذلك، فهم ينضمون إلى قافلة الخيانة من خلال الدخول في علاقات جيدة مع هذا الكيان غير الشرعي تحت اسم التطبيع. فهم كل يوم، وكل ساعة تمر، وكل دقيقة تمر، يضيفون خطوات جديدة إلى خطوات الخيانة هذه.

ولذلك فإن القدس والمسجد الأقصى لن يستطيعا نيل الحرية أبداً مع رسائل الإدانة التي يصدرها هؤلاء الحكام الجبناء والإعلانات الختامية لمنظمة المؤتمر الإسلامي التي تتضمن الإدانة، والتي تشير إلى قرارات الأمم المتحدة، بدلاً من أن يسندوا ظهورهم إلى الله وإلى هذه الأمة الكريمة.

إن الذي سيحرّر المسجد الأقصى ويضع حدا لهذا الاضطهاد، وينقذ المسجد من الكفار القذرين، ويقتلع كيان يهود المحتل الغاصب من هذه الأراضي المباركة، ويحشد جيوشه، ليس هو، في كلمة واحدة، إلا دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يلماز شيلك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı