إرث بايدن - قانون حماية زواج الشواذ
إرث بايدن - قانون حماية زواج الشواذ

الخبر:   وقّع جو بايدن على قانون احترام الزواج. وأيّد ممثلو كلا الطرفين في مجلس الشيوخ مشروع قانون حماية حقّ شعب البلاد في الدخول في زواج المثليين، وفقاً للمادة "الرئيس الأمريكي يوقّع قانون حماية الزواج من نفس الجنس". (دي دبليو) ...

0:00 0:00
Speed:
January 07, 2023

إرث بايدن - قانون حماية زواج الشواذ

إرث بايدن - قانون حماية زواج الشواذ

(مترجم)

الخبر:

وقّع جو بايدن على قانون احترام الزواج. وأيّد ممثلو كلا الطرفين في مجلس الشيوخ مشروع قانون حماية حقّ شعب البلاد في الدخول في زواج المثليين، وفقاً للمادة "الرئيس الأمريكي يوقّع قانون حماية الزواج من نفس الجنس". (دي دبليو)

التعليق:

استبدل قانون احترام الزواج هذا بقانون حماية الزواج، الذي أنشأ الزواجَ كاتحاد بين رجل وامرأة، ، وأعلن بايدن أن "أمريكا تقوم بأشياء مهمة من أجل المساواة والحرية والعدالة، ليس فقط للبعض، ولكن من أجل الكل". من خلالها يمكن فهم أن المساواة والعدالة والحرية لا تزال غير متوفرة لجميع الشعب الأمريكي. وهذا صحيح، على سبيل المثال، التمييز المستمر ضدّ أهل البلاد الأصليين.

تمّ اعتبار الزيجات بين الأعراق بين السود والبيض في أمريكا لقرون عدة، ليس غير مقبول فحسب، بل جريمة. وبعد المساواة الرسمية في الحقوق، لم يعد إدخال ما يسمى بالأمريكيين الأفارقة الذين يتزوجون أمريكيين من أصل أوروبي يُصنف على أنه جريمة. ومع ذلك، حتى اليوم، تنظر إليه الأغلبية المحافظة من الأمريكيين البيض على أنه خروج غير طبيعي عن التقاليد.

المواقف تجاه المثلية الجنسية في أمريكا، كما هو الحال في الدول الغربية الأخرى، قد تغيرت اليوم أيضاً. فقد بدأ تحوّل تصوّر المجتمع في أمريكا له، من كونه خطيئة وجريمة واضطرابا عقليا إلى أنه القانون الطبيعي والقاعدة القانونية للحياة، في منتصف القرن العشرين.

كلام بايدن عن خطوة معينة نحو إنشاء دولة ليس أكثر من مكر سياسي. فأساس نشوء وتشكيل الأمة الأمريكية هو دستور الولايات المتحدة.

والله سبحانه وتعالى المذكور في الدستور الأمريكي لا علاقة له به. كل الحقوق والحريات التي تعلنها تأتي من الفكر الرأسمالي، أساسها فكرة فصل الدين عن حياة المجتمع والدولة. يعتبر مفهوم السعادة المذكور في هذا الدستور منسجماً مع فلسفة النفعية التي يتبناها الرأسماليون، والتي بموجبها يتمّ تحديد القيمة الأخلاقية لأي فعل من خلال درجة المنفعة المستمدّة، والسعادة هي الحصول على أقصى قدر من المتعة.

في الوقت نفسه، يعترف دستور الولايات المتحدة بحق الشعب في إلغاء أي حكومة وإنشاء حكومة جديدة، "على أساس مبادئ وأشكال تنظيم السلطة التي في رأيه ستوفر للناس الأمن والسعادة على أفضل وجه" وبما أن رأي الأغلبية، وفقاً للديمقراطية، يؤخذ على أنه إرادة الشعب، فإن الحكومة الديمقراطية بقيادة بايدن تسعى إلى حشد دعمه من أجل الحفاظ على سلطتها. لذلك، فإنه يضرّ بالمساواة بين الزواج من نفس الجنس والزواج بين الأعراق في الحاجة إلى الاعتراف بها واحترامها كحقوق طبيعية للشعب.

مهما كان الأمر، في الواقع، فإن هذه المساواة بين الزواج العادي تماماً، وإن كان بين الأعراق وبين المثلية الجنسية غير الطبيعية، والتي تعتبرها إدارة بايدن خطوة تقدمية، هي تسوية مخزية يجب أن تتصالح معها. أولاً، سيتعين على الأمريكيين أن يحسبوا حساب أسلوب الحياة الخاطئ وغير الأخلاقي للمواطنة السدومية كحقّ مشروع لممارسة الحرية الفردية، التي تنبع من حقوق الإنسان الديمقراطية. ثانياً، إن الحاجة إلى حماية الدولة للزيجات بين الأعراق تشهد على استمرار التحيزات العنصرية والتناقضات العميقة في المجتمع الأمريكي، والتي لا يمكن لمثل هذه المبادرات التشريعية ولا إنتاجات هوليوود باهظة التكاليف التغلب عليها.

لا ينبغي أن يكون مفاجئاً أن المبدأ الرأسمالي يفسد كل ما يمسّه. وبذلك أفسد النظام السياسي وحوّله من الاهتمام بشؤون الشعب إلى غش ورعاية للجرائم، وحوّل النظام الاقتصادي من نظام للتصرف العادل في الثروة التي منحها الله تعالى إلى وسيلة للسطو والظلم. أيضاً، في المجال الاجتماعي، بدلاً من الحفاظ على النقاء الأخلاقي والكرامة الإنسانية، تنغمس الرأسمالية في الرذائل والانحرافات المنحطة، ما يفسد الأفراد والمجتمعات بأكملها.

هو فقط الإسلام، الذي أنزله الخالق رحمة وهدى لمخلوقاته، يصلح لحل أي من مشاكلهم، بغض النظر عن الاختلاف العرقي والعصر والمنطقة التي يقيمون فيها.

قال الله تعالى: ﴿فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفاً فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

مصطفى أمين

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı