إذا كان العقار لخدمة النّزوة، فلا مفرّ من البؤس
إذا كان العقار لخدمة النّزوة، فلا مفرّ من البؤس

  الخبر: قال أردوغان في اجتماع جماعي لحزبه "التقلبات في الأسواق العالمية مستمرة، وجميع الاقتصادات تتصارع مع مستويات تضخّم لم تشهدها منذ 40 عاما. يؤدي ارتفاع أسعار الطاقة إلى تعميق حالة عدم اليقين في سلسلة الإنتاج والإمداد. أدّى ارتفاع الأسعار في جميع مصادر الطاقة إلى تعطيل الموازين. نحن ندرك الزيادة في أسعار البذور ووقود الديزل والأسمدة لمزارعينا، نحن نتخذ الكثير من الاحتياطات، زيادة الإنتاج واستمراره على رأس أولوياتنا، أتمنى أن نتجنّب هذا الوضع من خلال البحث عن مصادر نفطية محلية".

0:00 0:00
Speed:
June 27, 2022

إذا كان العقار لخدمة النّزوة، فلا مفرّ من البؤس

إذا كان العقار لخدمة النّزوة، فلا مفرّ من البؤس

(مترجم)

الخبر:

قال أردوغان في اجتماع جماعي لحزبه "التقلبات في الأسواق العالمية مستمرة، وجميع الاقتصادات تتصارع مع مستويات تضخّم لم تشهدها منذ 40 عاما. يؤدي ارتفاع أسعار الطاقة إلى تعميق حالة عدم اليقين في سلسلة الإنتاج والإمداد. أدّى ارتفاع الأسعار في جميع مصادر الطاقة إلى تعطيل الموازين. نحن ندرك الزيادة في أسعار البذور ووقود الديزل والأسمدة لمزارعينا، نحن نتخذ الكثير من الاحتياطات، زيادة الإنتاج واستمراره على رأس أولوياتنا، أتمنى أن نتجنّب هذا الوضع من خلال البحث عن مصادر نفطية محلية".

التعليق:

لم تستطع أي من المجتمعات التي تعيش في ظلّ النظام الرأسمالي وحكمه، والتي لا تزال تسيطر على الأرض بأكملها اليوم، أن تختبر الرفاه الروحي والأخلاقي والإنساني والمادي ككل. فقط مجموعة معينة من الناس تسعى إلى السعادة من خلال فرض الهيمنة على الثروة المادية بطموح لا نهاية له بعيداً عن الأخلاق والإنسانية. بالطبع، هذا ليس خارج الطاولة في تركيا.

على الرّغم من أن أردوغان ينسب السبب الرئيسي للفقر والأزمة إلى التطورات التي تحدث على مستوى العالم، إلاّ أنّ الحقيقة ليست كذلك. على الرّغم من ازدياد التضخم وزيادة الأسعار عند مستوى معين على نطاق عالمي، فإن هذا الوضع باهظ للغاية بحيث لا يمكن تفسيره بأية بيانات إحصائية في تركيا. لدرجة أنه دعونا نذكّر أردوغان ومستشاريه، الذين قدموا مثالاً للدول الأوروبية في كل خطاب، أن التضخم هناك يتراوح بين 8 و9٪. مع كل أنواع الخداع يظهر التّضخم عند 73.5٪. في الواقع، لا توجد منتجات تقريباً لم يرتفع سعرها بأقل من 200٪ في العام الماضي. على الرّغم من ذلك، يظهر التضخم على أنه 73.5٪!

مرّةً أخرى، عندما ننظر إلى الطاقة على نطاق عالمي، كان سعر برميل النفط في حزيران/يونيو 2021 حوالي 72 دولاراً، بينما تبلغ الزيادة إلى 120 دولاراً حالياً حوالي 70٪. في بلدنا، صمدت الزيادة مقارنة بالعام الماضي بنسبة 300٪. بطبيعة الحال، لا تقتصر هذه الزيادات الباهظة في الأسعار على عنصر الطاقة فقط. مناخ متنوع، مع ثروة من الموارد المائية، والأراضي الزراعية الشاسعة، وأناس يتوقون بشدّة إلى الزراعة، في هذه الأرض يعيش ملايين الأشخاص تحت وطأة الفقر! وإذا لم تعد المنتجات الغذائية الأساسية متاحة، فلا يمكنك بعد الآن يا أردوغان أن تنسب ذلك إلى التطورات العالمية. من الواضح أن هذا يسمى عدم كفاية وقلة استبصار.

إنّ الحديث عن زيادة الإنتاج وعدم اتخاذ أية خطوات لازمة للمزارع ليزيد إنتاجه هو مجرد هراء. إن سعر وقود الديزل، الذي زاد بنسبة 300٪، والأسمدة، وأسعار الأدوية، التي ارتفعت بحوالي 400-500٪، يهدف مرةً أخرى إلى عدم زيادة الإنتاج.

نودّ أن نذكّر أردوغان بأنّ المياه تتدفق في جميع أنحاء البلاد، لكن المزارع لا يستطيع الري بسبب التكاليف. إن جبال البلاد وسهولها تزخر بالمياه، لكنك حكمت على الجميع بدفع المياه لأنها لم تكن صالحة للشرب. السدود مليئة بالمياه، لكنك تعتقد أنه من الذكاء بيعها للجمهور بأرباح عالية. أرضنا الزراعية لديها القدرة على إطعام الشرق الأوسط بأكمله، لكن التكلفة العالية والقلق من عدم القدرة على بيع المنتج بالسعر الذي يستحقه يجعل المزارع لا ينتجه. هناك الملايين من الشباب في القوى العاملة، لكنهم عاطلون عن العمل. هناك جميع أنواع الموارد الجوفية، ولكن تمّ تأجيرها لشخص ما. توجد محطات توليد الطاقة والموارد في جميع أنحاء البلاد، لكن بخصخصتها، تركت الناس تحت رحمة هذه الشركات. إذن ما سنقوله هو أنّه على الرّغم من أنّ النفط يتدفق بدلاً من الماء في هذا البلد اليوم، إلاّ أنه لن يكون حلاً سحرياً لأنه لن يكون كافياً لك أو للنّهمين الذين يعيشون حولك ما لم يتمّ اعتبار هذه الموارد مصدراً للجمهور ومحمياً.

لو كنت مخلصاً حقاً، لكنت شككت أولاً في النظام الرأسمالي، الذي هو سبب هذا الفقر. ولم تكن لتضع موارد الشعب والجمهور في مصلحة حفنة من المخالفين. ولن تسمح بإفقار الناس باسم نمو الشركات من حولك. وما كنت لتغفل عن كل الفساد والفجور والتبذير. ولن تمنح المرابين الضرائب التي جمعتها بالباطل من الناس. ولم تكن لتجرؤ على توزيع الربا تحت اسم الودائع المحمية بالعملة، والملاحظات المرتبطة بالدّخل إلى قاعدة الناس باسم ما يسمى بتصحيح الاقتصاد. نعم يا أردوغان، إنّ الشعب محكوم عليه بالفقر والبؤس لأنك تخليت عن كل شيء من أجل بعض التناسب. لمدة 20 عاماً، كنت تستخدم ممتلكاتك بطريقة خرافية. هذه بالفعل جريمة عظيمة.

سيشعر المسلمون بحلاوة كل ثروة معنوية وروحية وبشرية ومادية على أعلى مستوى في ظلّ الخلافة التي ستطبّق حكم الله في ملك الله. وسيكون هذا في أقرب وقت ممكن إن شاء الله.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أحمد سابا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı