إثيوبيا تعلن الحصار على الأمة بجيوش من السدود
إثيوبيا تعلن الحصار على الأمة بجيوش من السدود

الخبر:   أعلن رئيس الوزراء الإثيوبي هايلي ماريام ديسالين أن إثيوبيا تعتزم بناء سد جديد لتوليد الكهرباء بطاقة ألفي ميغاواط، وذلك بعد أن أكملت البلاد أكثر من 50% من مشروع سد النهضة على نهر النيل، وقال ديسالين في كلمة أمام البرلمان الإثيوبي إن "إطلاق هذا السد الجديد سيبدأ قريبا"، لكنه لم يذكر تفاصيل. صحيفة آخر لحظة  العدد (3378) 14 آذار/مارس 2016م.

0:00 0:00
Speed:
March 18, 2016

إثيوبيا تعلن الحصار على الأمة بجيوش من السدود

إثيوبيا تعلن الحصار على الأمة بجيوش من السدود

الخبر:

أعلن رئيس الوزراء الإثيوبي هايلي ماريام ديسالين أن إثيوبيا تعتزم بناء سد جديد لتوليد الكهرباء بطاقة ألفي ميغاواط، وذلك بعد أن أكملت البلاد أكثر من 50% من مشروع سد النهضة على نهر النيل، وقال ديسالين في كلمة أمام البرلمان الإثيوبي إن "إطلاق هذا السد الجديد سيبدأ قريبا"، لكنه لم يذكر تفاصيل. صحيفة آخر لحظة  العدد (3378) 14 آذار/مارس 2016م.

التعليق:

لم يجف مداد التحذير من خطر بناء سد النهضة على الأمة في حوض النيل، ولا تزال أصداء صيحات المخلصين من أبناء هذه الأمة التي نادت بوقفة حزم وعزم لإيقاف بناء هذا السد المشؤوم تقرع الأسماع.. وفي هذه الظروف يخرج علينا رئيس الوزراء الإثيوبي ليعلن أن بلاده بصدد إنشاء سد آخر على النيل الأزرق. إن تخاذل حكام المنطقة وتهاونهم في التعامل مع قضايا الأمة الحيوية هو الذي دفع إثيوبيا للمضي قدماً في مشروع حربها ضد المسلمين حصاراً لهم في وادي النيل وتطبيقاً لسياسة شد الأطراف حتى يسهل تكسير العظام، ومحاصرة الأمة التي بدأت تتحرك لقيادة العالم بعد سبات وجمود.

نعم إن مشروع الحصار المعلن على الأمة له ما قبله وله ما بعده؛ أما ما قبله فتلك الزيارة التآمرية التي قام بها وزير خارجية دويلة يهود أفيغدور ليبرمان لعدد من دول المنبع يوم 2009/9/2م إلى إثيوبيا وكينيا وأوغندا، وغانا ونيجيريا، والتي استغرقت 10 أيام واختتمها، يوم الجمعة 2009/9/11م. وتبرع حينها بإنشاء خمسة سدود. وحسب مصادر في كيان يهود، فإن ليبرمان بحث سبل إنشاء مشاريع مياه.

ونقلت صحيفة «الشرق الأوسط» اللندنية عن ليبرمان قوله في لقاء مع إذاعة كيان يهود، بعد ذلك، إن جولته الأفريقية كانت ناجحة وفوق التوقعات. ورافق ليبرمان وفد ضخم من كبار موظفي وزارات الخارجية والدفاع والمالية والتجارة والصناعة والزراعة، ووفد من رجال الأعمال، نصفهم من العاملين في حقل الصناعات العسكرية. ووقع على عدة اتفاقيات منها بناء خمسة سدود على النيل.

وقد جاء على لسان صانعي السياسة في دويلة يهود آراء توحي بطبيعة المخطط المراد له أن يتحقق في أرض الواقع حيث أوضح (أرنون سوفير) الأكاديمي في جامعة حيفا في كتاب له بعنوان: "الصراع على المياه في الشرق الأوسط"، أن لكيانهم مصالح استراتيجية في حوض النيل، وأن توزيع المياه بين دول الحوض يؤثر مباشرة عليه ولذلك فهو ينسق في هذا السياق نفسه مع إثيوبيا وسائر دول الحوض من خلال سياسات ومصالح استراتيجية. كما أكد (شيمون بيريز) في كتابه (الشرق الأوسط الجديد) الذي صدر في مطلع التسعينات أن دولتهم احتاجت في الحرب إلى السلاح وهي تحتاج في السلم إلى المياه.

إذاً فإن الداعم الأساس لجيوش محاصرة الأمة بالسدود هي دولة يهود ومن يقف خلفها من دول المعسكر الرأسمالي الذي يخوض حرباً ضروساً مع الإسلام والمسلمين للحيلولة دون عودة الأمة للمسرح الدولي مجدداً، ولقد أرسلت بريطانيا في السابق (جيمس بروس) للسودان وسار مع نهر النيل حتى التقاء النيل الأزرق بالنيل الأبيض، ودخل أرض الحبشة، ومكث هناك عاما كاملا حتى وصل إلى بحيرة تانا في وسط هضبة الحبشة وشاهد خروج النيل الأزرق من بحيرة تانا وسار معه حتى عاد إلى القاهرة مع نهر النيل، وكتب تقريرًا قدمه للجمعية الجغرافية الملكية البريطانية سنة 1770م قال فيه: (إن نهر النيل الذي يروي مصر ينبع من بحيرة تانا في الهضبة الحبشية، وإن مَن يسيطر على بحيرة تانا والهضبة الحبشية يستطيع تجويع مصر).

ونحن حين نتحدث عن التاريخ الفعلي للطموح الإثيوبي في الماء، فـنحن بصدد الحديث عن الفترة بين العامين 1956 و1964، وهي الفترة التي أجرت فيها الولايات المتحدة عمليات تحديد موقع مشروع سد "النهضة الإثيوبي الكبير"، عن طريق دراسة للمكتب الأمريكي للاستصلاح، والذي كان يجري أبحاثه على 26 موقعاً، منهم 4 على النيل الأزرق. ومنذ تلك الفترة نجحت إثيوبيا في تشييد عدد من السدود في ستينات وسبعينات القرن المنصرم، سدود لا تحمل سعة تخزين عالية، تقع معظمها على نهر أواش ونهر أومو، كما يوجد سد فينشا بأحد روافد النيل الأزرق.

وها هي إثيوبيا تسعى لأن تكون عصا في يد الغرب يضرب بها أمة الإسلام، ورغم أننا حذرنا الأهل في السودان بخاصة والأمة الإسلامية بعامة مراراً وتكراراً من خطورة بناء سد النهضة وما يمكن أن يجلبه على الأمة من حصار قاتل إلا أن تحذيراتنا لم تجد أذناً صاغية تلامس نخوة المعتصم.

في الوقت الذي تهدر فيه أموال الأمة وطاقة أبنائها في القوات المسلحة من خلال المشاركة في عاصفة الحزم ومناورات رعد الشمال في حرب لا ناقة للأمة فيها ولا جمل سوى تمكين المستعمر بإراقة المزيد من دماء أبناء المسلمين هنا وهناك..

كان من الأجدر أن تتحرك تلك الطائرات لضرب سد النهضة والحيلولة دون تكملة هذا المشروع الاستعماري، فهل ستنجح إثيوبيا في محاصرتها لأمة الإسلام عبر جيوش من السدود؟ الواقع يقول إنها ستنجح، إذا لم تتحرك النخوة والعزة في قلوب الموحدين من أبناء الأمة في القوات المسلحة لقطع دابر الخطر الذي يحدق بنا حتى لو دعا الأمر لأن يعلن النفير العام وترتفع أصوت النداء بأن يا خيل الله اركبي فتتحرك جحافل التحرير لتأمين منابع النيل وفك الحصار المزمع إقامته على بلاد المسلمين للحفاظ على مصالح الأمة وثرواتها في المنطقة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عصام الدين أتيم

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı