إيجاد الشهرة في العار (مترجم)
إيجاد الشهرة في العار (مترجم)

الخبر:   صرح رئيس وزراء باكستان عمران خان لقناة إخبارية أمريكية يوم الاثنين بأن وكالة التجسس الرئيسية في باكستان زودت الولايات المتحدة بمؤشرات ساعدتهم في العثور على زعيم تنظيم القاعدة أسامة بن لادن. (Dawn)

0:00 0:00
Speed:
July 27, 2019

إيجاد الشهرة في العار (مترجم)

إيجاد الشهرة في العار

(مترجم)

الخبر:

صرح رئيس وزراء باكستان عمران خان لقناة إخبارية أمريكية يوم الاثنين بأن وكالة التجسس الرئيسية في باكستان زودت الولايات المتحدة بمؤشرات ساعدتهم في العثور على زعيم تنظيم القاعدة أسامة بن لادن. (Dawn)

التعليق:

جلبت زيارة عمران خان لأمريكا الكثير من الثناء من أنصاره الحالمين. كان هذا الثناء بشكل رئيسي استجابةً لاختياره للأزياء ولغة جسده الخارقة. وقعت هذه الأمة تحت الحكم المباشر للبريطانيين منذ ما يقرب من 200 عام، وقد افترض الناس أنهم حصلوا على الحرية في عام 1947، فيما هم لا يزالون مستعبدين مادياً وفكريا. أصبح تقليد السيد من ارتداء الملابس إلى التحدث باللغة ليس فقط التكتيك للبقاء على قيد الحياة، ولكنه يحولك أيضاً إلى سيد جديد وأصبحت اهتمامات السيد والتابع ذاتها. بدأنا في إنتاج gora saabs الخاصة بنا وافتخرنا في إنجازاتنا من الداخل والخارج. يحتاج عمران خان إلى فهم أن تغييره ملابسه وإمساكه المسبحة لن يغير عقليته.

في محاولة لإثبات ولائه، ذكّر عمران خان أمريكا بالدعم الأولي الذي حصلت عليه للقبض على أسامة بن لادن، لكنه عبر أيضاً عن شعوره بالإهانة عندما نفذت أمريكا العملية لإبقاء السلطات الباكستانية في الظلام. كيف يمكن أن يتباهى بوكالة تجسس باعت مسلما للكفار المستعمرين؟ هل سيتشارك أيضاً تفاصيل القبض على عافية صديقي أم أنها كانت مجرد بيدق في حملته الانتخابية؟ هل يعلم أنه هو نفسه بيدق ووجوده في الزيارة الأمريكية مجرد تسلية؟ إن زيارته لأمريكا ليس لها أي معنى في الواقع، فالصفقات الفعلية يتم الإعداد لها من قائد الجيش، الجنرال قمر جافيد باجوا والقيادة العسكرية الأمريكية. ترامب، الذي هدد مؤخراً بأن "أفغانستان يمكن أن تمحى من على وجه الأرض"، يريد من باكستان أن تساعدها في تخليص نفسها وهذا هو السبب في أن ترامب عرض وساطة في حل قضية كشمير. يشكل تهديد ترامب لأفغانستان رسالة واضحة لما يحدث إن لم يتم الوفاء بالشروط. هذا التهديد لبلد إسلامي شقيق في حضور حاكم مسلم هو آخر عار. من الناحية الاقتصادية، استحوذ صندوق النقد الدولي على باكستان بالفعل ووافقت الحكومة على زيادة الضرائب. استراتيجيا أمريكا لها مخالب تُطبق على باكستان من خلال الهند وأفغانستان. ولا يمكن لأي قائد ذي لب أن يجرؤ على الاعتزاز بمثل هذه الحالة المثيرة للشفقة.

يحتاج عمران خان إلى إدراك أن المدينة المنورة التي يدّعي سيره على نهجها كانت تحكم وفقاً لأوامر الله سبحانه وتعالى. لم تتوسل لتحظى بصداقة الكفار ولم تسمح لهم بأن يملوا عليها الطريق لنموها الاقتصادي. توسعت هذه الدولة ونمت لأن حاكمها محمداً r كان وفيا لكلمته ورعى أهلها كأنهم أبناؤه، ولم يثقل كاهل أمته التي حكمها فيما نام في منزل فخم. كل من خلف رسول الله r ممن قادوا هذه الأمة كانوا قلقين لشأن الأمة كثيرا واستمتعوا قليلا، وهو الأمر الذي يتناقض تماماً مع القيادات الحالية التي تستمتع كثيرا وتهتم بالأمة قليلا. لن تتمكن باكستان أبداً من الخروج من الدَّين الحالي ببيع روحها لصندوق النقد الدولي ولا من خلال جعل الشيطان (أمريكا) شاهداً عليها. لقد أدى الارتفاع الحالي للدولار إلى مضاعفة الديون وجعل معيشة الناس أكثر صعوبة. إن باكستان، شأنها شأن بقية البلاد الإسلامية، في حاجة ماسة إلى قائد حقيقي لأمته، واقفا حياته على اتباع خطا الرسول الكريم r. حاكم ليس عبداً لسيده كعمران خان. هذا الحاكم الذي يعمل على منهاج النبوة سيكون شجاعاً بما يكفي ليقف ويرفض دفع المال الذي حصلته الأمة بدمائها. هذا القائد الخليفة سيتحمل مسؤولية المسلم الأفغاني بالقدر ذاته الذي يتحمل به مسؤولية الباكستاني ولن تكون قيادته العسكرية مشغولة بتوطيد التحالفات مع قتلة الأمة الإسلامية، بل ستكون قوية بما يكفي لمساعدة مسلمي العالم. لن تطلب قيادتها من وسائل الإعلام وعائلة الأخت عافية صديقي التزام الهدوء، ولن تصف المجاهدين في مناطق مثل كشمير وأفغانستان بأنهم إرهابيون، لكن صوتها سيكون عالياً وشرساً مزمجرا وستجعل المجرمين عبرة لمن لا يعتبر.

يقول رسول الله r: «إِنَّكُمْ سَتَحْرِصُونَ عَلَى الإِمَارَةِ وَإِنَّهَا سَتَكُونُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَسْرَةً وَنَدَامَةً فَنِعْمَتِ الْمُرْضِعَةُ وَبِئْسَتِ الْفَاطِمَة» رواه البخاري

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı