جرائم الحرب الأمريكية تستدعي ضرورة القيام بتغيير رشيد
جرائم الحرب الأمريكية تستدعي ضرورة القيام بتغيير رشيد

الخبر: على مر العامين الماضيين، زاد عدد المصابين المدنيين بشكل دراماتيكي نتيجة الغارات الليلية في أفغانستان. ومثل هذه الغارات تشنها الوحدة 01، والوحدة 02، والوحدة و03، والوحدة 04 و"قوة خوست للحماية ــ كاي بي إف"، والتي يظهر أنها تعمل تحت سلطة المديرية الوطنية الأفغانية للأمن (إن دي إس)، لكنها في الحقيقة تم تشكيلها، وتدريبها، وتسليحها، ومراقبتها من ال سي آي إيه، والتي قامت بتنفيذ أحكام إعدام دون أي أمر قضائي،

0:00 0:00
Speed:
November 07, 2019

جرائم الحرب الأمريكية تستدعي ضرورة القيام بتغيير رشيد

جرائم الحرب الأمريكية تستدعي ضرورة القيام بتغيير رشيد
(مترجم)


الخبر:


على مر العامين الماضيين، زاد عدد المصابين المدنيين بشكل دراماتيكي نتيجة الغارات الليلية في أفغانستان. ومثل هذه الغارات تشنها الوحدة 01، والوحدة 02، والوحدة و03، والوحدة 04 و"قوة خوست للحماية ــ كاي بي إف"، والتي يظهر أنها تعمل تحت سلطة المديرية الوطنية الأفغانية للأمن (إن دي إس)، لكنها في الحقيقة تم تشكيلها، وتدريبها، وتسليحها، ومراقبتها من ال سي آي إيه، والتي قامت بتنفيذ أحكام إعدام دون أي أمر قضائي، إضافة إلى الإخفاء القسري وجرائم الحرب في مختلف أنحاء أفغانستان. وفي تقريرها الأخير ذي الخمسين صفحة، اتهمت منظمة حقوق الإنسان الوحدات التي تدعمها الـ سي آي إيه بارتكاب ممارسات غير إنسانية ووحشية، بما في ذلك قتل المدنيين خلال الغارات الليلية. ودعت منظمة حقوق الإنسان أمريكا والحكومة الأفغانية إلى تفكيك ونزع السلاح من تلك التي تدعى وحدات شبه عسكرية فورا، والتي تعمل خارج إطار قوات الأمن الأفغانية، وكما دعت الإدارة الأمريكية إلى التعاون مع التحقيقات المستقلة بخصوص تلك الادعاءات، بما في ذلك جرائم الحرب واضطهاد حقوق الإنسان.

التعليق:


أولا، إن جرائم الحرب التي ارتكبتها أمريكا والناتو وقواتهم شبه العسكرية في حق الشعب الأفغاني لم يتم تسجيلها والاهتمام بها من منظمات حقوق الإنسان لما يزيد عن الـ18 عاما الماضية. وذلك لأن معظم مؤسسات حقوق الإنسان والمنظمات العالمية خاضعة لسيطرة أمريكا والناتو وسياساتهم الخارجية، ويعملون كجزء من آلتهم الحربية. حيث إن الهدف هو أن يعملوا ككيانات خادعة ضد جرائم الحرب الأمريكية وحلفائها في معظم البلاد الإسلامية بهدف تبريد عواطف الشعوب من خلال نشر التقارير وانتقاد خطط الحرب والسياسة الأمريكية.


ثانيا، إن تاريخ الغرب، وخصوصا التاريخ الأمريكي، قائم بأكمله على مختلف الجرائم، في الوقت الذي يبدو وكأن الجرائم التي مارستها الدول الرأسمالية في أفغانستان أكثر أهمية في نظرهم من الجرائم التي ارتكبت في تاريخهم. لهذا كانوا دوما يركزون على استمرارية وتكثيف الحرب ضد الشعب. حتى وإن كان تحت مسمى جميل كالسلام، فقد مارسوا حربهم وخططهم المروّعة في بلادنا بأبشع صور ممكنة.


ثالثا، إن جرائم الغرب وخصوصا تلك التي تمارسها أمريكا لا يمكن اختصارها بمصطلح جرائم حرب فقط! فمنذ الرأسماليين والأيدولوجية الخبيثة للرأسمالية، فإن النظام الديمقراطي المتعطش للدماء بدأ بحكم العالم، والبشرية بأكملها، بما في ذلك الأمة الإسلامية، حيث تعرضت للاضطهاد والفقر والمجاعة والعقوبات والحروب والتهجير.


رابعا، لقد كنا واعين تماما للروايات المؤلمة عن الممارسات الإرهابية التي قامت بها أمريكا وقواتها الهمجية في كل جزء من أفغانستان، وكيف تمكنوا من إدخال السياسيين الأفغان وأتباعهم في ألعاب تافهة كالانتخابات، وعملية السلام، والصراع الإثني والطبقي والديني، كل هذا بهدف تضليل الرأي العام عن جرائمهم، ونهب ثروات البلاد.


إن تقرير منظمة حقوق الإنسان أضاف فعلا إلى قائمة الجرائم التي مارستها أمريكا وحلفاؤها وأذيالها؛ في الوقت الذي لا يرى فيه العالم المتحضر أي تغيير في مصير البشرية غير التسجيل وكتابة التقارير بأعداد الإصابات. فهؤلاء الذين دعوا أنفسهم بالأمم المتحضرة والمتطورة عليهم أن يخجلوا من أعمالهم الشنيعة لأن كل مضطهد وكل ضحية من ضحايا جرائمهم هي نفس بشرية، طفل وامرأة! وهم أنفسهم يدركون لماذا يُقتل المسلمون، وينفون ويهجّرون في بلادهم! لماذا لا يخاطبون أساس المشكلة، في الوقت الذي يجعلون دوما من الأسباب وبشكل مربك معقدة ولا يقومون سوى بإصدار التقارير والتوصيات؟ إنهم لا يملكون الإيمان، لهذا فإن وعيهم يصحو فقط عندما يتعلق الأمر بتهديد أفرادهم ومصالح أمتهم. إن هذا كله بسبب فُجور الرأسماليين ومكر المحتلين.


فهل علينا أن نقصر شكوانا لله سبحانه وتعالى من الجرائم التي يقترفها أعداء الإسلام؟ أم علينا أن نشكو أيضا تقصير حكام المسلمين في حماية الأمة الإسلامية، في الوقت الذي يساعدون فيه المحتلين الغربيين في تحقيق أهدافهم؟ أليس علينا حقا أن نستشعر الدور القوي للأمة الإسلامية في مثل هذه الحالات؟! أين هو ذلك القائد المسلم الذي عليه أن يتصرف بحزم ضد الممارسات الوحشية التي يمارسها أعداء الإسلام؟ هل كل حكام المسلمين في مكاتبهم لتأمين تحقيق الأجندة الأمريكية في الاغتيال والإرهاب والتلاعب بالأمة، أم أنهم هناك لحماية حكمهم بثمن دماء وثروة وكرامة المسلمين؟!


لهذا ليس من الكافي لوم أمريكا وحلفائها وأذيالهم من الحكام على استمرار هذا السيناريو من الإرهاب، بل أيضا أولئك الذين يملكون قلوبا وعقولا واعية عليهم أن يرفضوا بشكل كامل خطط الكفار، والتوقف عن التعاون معهم. في الحقيقة، عليهم أن يدركوا أيضا أن قضيتهم المصيرية، وصراعهم من أجل تحقيقها، وتطبيق حكم الله سبحانه هو من خلال إقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. فحينها فقط ستتعلم أمريكا وحلفاؤها وأذنابها من الحكام درسا تاريخيا حيا ينسيهم وساوس إبليس. وحينها ستكون الخلافة درعا حاميا للمسلمين في أفغانستان وغيرها من البلاد الإسلامية. «إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ» (رواه مسلم)

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
سيف الله مستنير
رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı