2025-11-12
El Raya Gazetesi: Amerika ve Venezuela Krizi
Amerikan hükümetlerinin Venezuela'ya olan ilgisi, 20. yüzyılın başlarına, büyük miktarlarda petrolün keşfedildiği zamana kadar uzanmaktadır. Amerikan enerji şirketleri, petrolü uzun yıllar kontrol etti, ancak Venezuela hükümeti 1976'da petrolü millileştirdi.
Venezuela, Hugo Chavez'in 1998'de iktidara gelmesine kadar büyük bir ekonomik gerileme ve siyasi istikrarsızlık yaşadı. Venezuela, Rusya, Çin ve İran'a yaklaştı ve 2013'teki ölümüne kadar solcu sosyalist politikalar izledi. Yerine, Chavez'in aynı sosyalist yaklaşımını izleyen Nicolas Maduro geçti, bu da ekonominin daha da kötüleşmesine ve Venezuela'nın izolasyonunun artmasına neden oldu. Amerika, Venezuela'ya birçok yaptırım uyguladı ve başkanlık seçimlerinin meşruiyetini tanımayı reddetti. 2020'de ABD Adalet Bakanlığı, Başkan Maduro'yu uyuşturucu ticareti yapmak ve Amerika'ya kaçırmakla suçladı.
Venezuela, doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir ve 300 milyar varilden fazla olduğu tahmin edilen petrol rezervlerinde dünya birincisidir. Ayrıca, 195 trilyon metreküpten fazla ile dünyanın dördüncü en büyük doğal gaz rezervine sahiptir.
Amerika, son aylarda Venezuela'ya ulaşan uyuşturucu ticaretine karşı savaş bahanesiyle Venezuela'ya karşı tırmanışa geçti. Geçtiğimiz 9 Ağustos'ta Venezuela kıyılarına üç destroyer yerleştirdi ve 2 Eylül'de Venezuela'dan geldiğini iddia ettiği bir uyuşturucu nakliye gemisine karşı ilk hava saldırısını gerçekleştirdi. 3 Ekim'de ABD Savaş Bakanı, aynı kıyılarda uyuşturucu taşıyan bir tekneye saldırı emri verdiğini belirtti. Başkanı Trump ise, CIA'in Venezuela içinde "gizli operasyonlar" olarak adlandırdığı şeyleri yapmasına izin verdiğini söyledi. Genel olarak, Amerikan yetkilileri son haftalarda 62 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilen 15 saldırının sorumluluğunu üstlendi.
Amerikan New York Times gazetesi, bazı yetkililerin özel olarak kendisine, tüm bunların arkasındaki amacın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu devirmek olduğunu söylediklerini yazdı. Ancak Amerika, resmi olarak operasyonlarının Amerikan sınırına yönelebilecek uyuşturucu alanında faaliyet gösteren Latin terörist çetelerini takip etmeyi amaçladığını söylüyor.
Trump liderliğindeki Amerika'nın Venezuela'nın özellikle petrol, doğal gaz, altın ve nadir mineraller olmak üzere çok büyük doğal kaynaklarını kontrol etmeye çalıştığı görülüyor. Venezuela'nın Çin ve Rusya ile olan ticari ilişkileri işleri daha da geriyor. Çin ile Venezuela arasındaki ticaret hacmi 2024'te 6,5 milyar dolara ulaştı ve bu oran hala artıyor, bu da Amerika'nın baskısını artırıyor ve bu yakınlaşmaya karşı daha düşmanca davranmasına neden oluyor. Amerika, Venezuela ve diğer Latin Amerika ülkelerini arka bahçesi olarak görüyor ve zenginliklerine sahip olma hakkının kendisinde olduğunu düşünüyor. Bu ülkelere herhangi bir yaklaşım, 1989'da Panama'yı işgal edip başkanı Noriega'yı uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklayıp ülkedeki rejimi kendi çıkarlarına uygun şekilde değiştirdiği gibi savaş çıkarmayı gerektiren kırmızı bir çizgi olarak kabul ediliyor.
Amerika'nın bugünkü siyasilerinin Venezuela'daki askeri operasyonla ilgili çelişkili açıklamalarından, Venezuela'daki rejimi üç senaryodan biriyle değiştirme planı olduğu anlaşılıyor:
Birincisi: Ordu liderliğinde, sivil liderliğinde veya her ikisinin işbirliğiyle bir iç isyanın çıkması ve Washington'ın Karayip Denizi'ndeki mevcut güçleri aracılığıyla lojistik, istihbarat ve hatta doğrudan askeri destek sağlaması. Muhalefetin bölünmüşlüğü ve zayıflığı, Venezuela hükümetindeki güvenlik istihbarat teşkilatlarının gücü nedeniyle bu senaryonun gerçekleşmesi pek olası değil.
İkincisi: Venezuela askeri tesislerinin yoğun bir şekilde vurulmasını içeren ezici bir doğrudan askeri güç ve aynı zamanda özel kuvvetler birimlerinin Başkan Maduro'yu yakalayıp yargılama olasılığı. Aynı zamanda, Venezuela muhalefet lideri Machado'nun Nobel Barış Ödülü'nü kazanmasından sonra gücü ortaya çıkan ve uluslararası toplumun kendisiyle dayanışma göstermesini isteyen muhalefetin Amerika ajanları için ortam hazırlanıyor. Bu, özellikle Batı ve Amerikan medyasının benimsediği bir şey ve bu eğilimin sahipleri, saldırının sistemin yapısında bölünmelere veya bazı askerlerin huzursuzluğuna neden olabileceğini, bu da onların yıkılmakta olan sistemden uzaklaşmalarını sağlayabileceğini düşünüyor.
Üçüncüsü: Siyasi baskı. Trump'ın deniz saldırıları serisinden sonra zaferini ilan etmesi ve ardından Venezuela'yı enerji, göç, bölgesel güvenlik alanlarında boyun eğdirmek, ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalamak ve ülkenin kaynaklarını kontrol etmek için diplomatik kanallara geri dönmesi ve ardından ülkenin muhalefetin iktidara gelmesini Amerika'nın garanti ettiği bir seçim sürecine girmesi. Trump'ın (ticaret müzakerecisi) doğası gereği barış adamı olarak görünmeye çalıştığı ve Nobel Barış Ödülü'nü almaya çalıştığı için gerçekleşmeye en yakın senaryo bu gibi görünüyor.
Bu eğilimi doğrulayan şey, Trump'ın 30.10.2025'te Venezuela'ya saldırmayı düşünmediğini söylemesidir. Başkanlık uçağında bir gazetecinin Venezuela'ya saldırmayı planladığı yönündeki haberlerle ilgili sorusuna "Hayır" cevabını verdi. Dahası, Maduro'nun kendisi de tırmanışı durdurma karşılığında petrol kaynaklarını teslim etmeyi teklif etti, ancak Trump bu teklifi reddetti. Bu, Venezuela'nın Amerika'nın doğrudan müdahalesinden korktuğu ve krizi müzakere yoluyla çözmeyi tercih ettiği anlamına geliyor.
Amerika'nın Kanada'yı ilhak etmesi, Grönland'ı satın alması veya Gazze'yi ele geçirmesi gibi sonradan yarattığı bu krizde ve diğer krizlerde dikkat çekici olan şey, bu devletin benzeri görülmemiş bir kibir ve zorbalıkla hareket etmesidir. Bu, gücünün belirtisi değil, Fransız düşünür Emmanuel Todd'un "İmparatorluktan Sonra" adlı kitabında tanımladığı gibi zayıflığının ve hayal kırıklığının bir işaretidir: (Amerika, gücünü ifade etmek için değil, zayıflığını gizlemek için aşırı şiddet kullanıyor). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ﴿Biz, şehirleri ancak halkı zalim olduğu zaman helak ederdik﴾.
Yazan: Üstat Halid Ali – Amerika
Kaynak: El Raya Gazetesi