خبر وتعليق    عجباً لقوم يتفاخرون بالتقصير ويحتفلون بالهزيمة!
December 20, 2014

خبر وتعليق عجباً لقوم يتفاخرون بالتقصير ويحتفلون بالهزيمة!


الخبر:


نشر موقع مفكرة الإسلام يوم الثلاثاء 2014/12/9 خبرًا بعنوان: ("سجون" السعودية: نبني إصلاحيات لا مثيل لها في العالم)؛ حيث جاء فيه: "قال مدير عام السجون اللواء إبراهيم الحمزي: إن الإصلاحيات الجديدة التي تعمل عليها المديرية هي مراكز لا يوجد لها مثيل في العالم. وأوضح خلال المؤتمر الصحفي المصاحب لفعاليات أسبوع النزيل الخليجي الموحد، أن 4 مشاريع بدأ العمل فيها بالفعل، متوقعاً أن يتم مشروع الرياض بعد شهرين، لنقل نزلاء سجون الحائر القديمة إليه، وينتظر مشروع جدة خلال هذا الشهر انتقال التيار الكهربائي له، بينما مشروع الدمام تم إنجاز 49% منه، والطائف وصل العمل فيه حتى الآن إلى 69%. كما أنه لدينا 9 إصلاحيات فئة (ب) جارٍ طرحها من خلال وكالة الوزارة للتطوير، وخلال شهر سيتم تسليمها للمقاولين، وأشار اللواء الحمزي، إلى أن المديرية تحرص على تأهيل النزلاء لسوق العمل، وقامت بتوفير كافة مشاريعها حتى في السجون الفرعية الصغيرة، حيث يوجد مصانع ذهب وألمونيوم وورش سباكة وخياطة، وتم افتتاح مدرسة لتعليم قيادة الشاحنات في سجون الدمام بهدف عودة هذا القطاع".


التعليق:


في الوقت الذي يعيش فيه أكثر من مليون سعودي حالة الفقر بناء على تقديرات غير رسمية، وتقول إحصائيات أن إيرادات صادرات السعودية من النفط تجاوزت الـ 336 مليار دولار لسنة 2012 فقط، يخرج علينا الإعلام المنافق ليروج لآل سعود إنجازاتهم الكاذبة في الرعاية والتطوير، وفي هذا الخبر عن موقع مفكرة الإسلام التي تتغنى بولاة أمر الخليج، يحاول الموقع إظهار الرعاية وتضخيم الإنجازات لو صحّت تلك الإنجازات وإيهام المتلقي أن إنشاء هذه الإصلاحيات وتطويرها عمل عظيم تقوم به الدولة. وحل النظام ليس إلا تقليد للأنظمة في الغرب بإنشاء تلك الإصلاحيات، والأصل في بلد غني بالموارد كالسعودية أن لا تحتاج إلى هذا العدد وهذه الإمكانات لإصلاح الأفراد بل الحل الوحيد والناجع للخروج من تزايد نسبة الجريمة وفساد الأفراد هو فقط بتطبيق الأحكام الشرعية وبالرعاية الصحيحة.


لو فكر القائمون على مفكرة الإسلام لما نشروا هذا الخبر فهو يظهر كم التقصير من قبل الحكام تجاه الرعية، ويظهر كم الظلم الواقع على الناس. لقد أرادوا تكحيل العين فأصابوها بالعمى.


إن بلداً كالسعودية فيه تركّز لرأس المال عند فئة قليلة من الأمراء والمتنفذين وعدم تطبيق الأحكام الشرعية إلا القليل منها، وليس على الجميع، إنما على عوام الناس ومن لا ظهر له، وترك الجناة والمجرمين الكبار يعبثون بمقدرات البلاد ويأكلون حقوق العباد ويبذرون الأموال، في مثل هكذا بلد، وبسبب فقد الرعاية الصحيحة، انتشرت الجرائم؛ فهذه الأنظمة فجرت ورتعت بل ولغت في عقول ونفوس شباب المسلمين فعملت على إيجاد الأجواء الفاسدة تأسيًا بحياة الغرب الكافر وهيأت الناس للفساد، ارتكاب الجرائم، وإدمان المخدرات وانتشرت الفواحش في أرض الحرمين الطاهرة.


والمثير للاهتمام أنهم يلاحقون المسلم التقي النقي الذي يأمر بالمعروف وينهى عن المنكر وسجنوا العلماء الأتقياء الأنقياء، وضيقوا على من تعلق قلبه بالمساجد بحجة الإرهاب والتطرف، ولم يسعوا إلى بناء شخصيات إسلامية قوية لتواجه الغزو الثقافي الغربي ولم يهبوا لحماية فلذات الأكباد من هذه الشرور، بل روجوا للجريمة على أوسع نطاق، وأنتجوا جيلا ماديا بعيدا عن هويته الإسلامية، متخبطاً، يعيش في فراغ فكري قاتل، يرتكب الجرائم ثم ببساطة يذهب إلى سجون وإصلاحيات فاخرة. كل هذه التناقضات لن تحل إلا بالرجوع للإسلام والتخلص من هذه الأنظمة. إن نظام الإسلام يجعل من الفرد إنساناً فاضلاً لا يسعى للفساد، بل يتقي الله تعالى في كل أقواله وأفعاله، وبتطبيق الإسلام في المجتمع والدولة لن تنتشر الجريمة. إن الرعاية في الإسلام تكفل لكل فرد من أفراد الرعية أساسيات الحياة وتعمل الدولة فوق هذا ليتمكن الفرد من تحصيل الكماليات، فتقل معدلات الجريمة، وفي دولة الإسلام لا ينتظر وقوع الكارثة ليبحث لها عن حلول، وإنما في تطبيق الدولة للأحكام الشرعية البعد عن الوقوع في الكارثة، فالكارثة بحد ذاتها هي عدم تطبيق أحكام الله في الأرض. علينا أن نعرف من هو المجرم الحقيقي، فهم المجرمون لا أنتم... وهم بحاجة إلى إصلاح لا أنتم...

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أم حنين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı