خبر وتعليق    الاقتصاد الرأسمالي، تحلّ فيه المادة محلّ كل شيء حتى قيمة الحياة البشرية   (مترجم)
خبر وتعليق    الاقتصاد الرأسمالي، تحلّ فيه المادة محلّ كل شيء حتى قيمة الحياة البشرية   (مترجم)

الخبر: وفقا للأخبار التي نشرتها صحيفة "لا تايمز" في 10 أيار/مايو 2015، أن امرأة من بنغلاديش وضعت طفلها في مرحاض مصنع الأحذية الذي تعمل فيه والذي رفض أن يعطيها إذنا لكي تضع مولودها. المرأة حميدة أختر نجت، لكن مولودها توفي عند وصوله إلى المستشفى القريب. وقال المسؤولون في "كالياكير أوبازيلا" حيث يقع المصنع واسمه \'أبيكس للأحذية\' أن "أختر" طلبت إذنًا بالمغادرة لأنها لم تكن على ما يرام، ولكن تم رفضه من قبل المشرف عليها "راتان مياح". وقد عُثر عليها في وقت لاحق مع مولودها في مرحاض المصنع..   التعليق: هذه الحادثة المؤلمة التي وقعت في مصنع الأحذية في بنغلادش تكشف بشكل فاضح وسافر أن تحرير المرأة وحقوقها ليست سوى شعارات فارغة في ظل النظام الرأسمالي. حقوق الإنسان ليس لها أي قيمة في الواقع، حيث تُضطر امرأة إلى وضع مولودها في مرحاض المصنع بعد شكواها من آلام المخاض وطلب إذن للخروج لوضع وليدها، فيتم رفض طلبها من المشرف عليها لأنه ببساطة في النظام الرأسمالي الربح يفوق القيمة الإنسانية. تشكل النساء حوالي 90% من نسبة العمال في بنغلاديش، ويمكن وصفهن بأنهن إماء العصر الحديث، حيث يُجبرن على العمل في بيئة تحرّش مستمر وإذلال واستغلال وإيذاء بسبب أوضعاهن المالية وفقرهن المدقع. عندما تجني الشركات متعددة الجنسيات مثل "وول مارت" وجي سي بيني و"زارا"، و"H&M" و"GAP" وغيرها مليارات الدولارات من الإيرادات سنويًا من خلال استغلال اليد العاملة الرخيصة في بنغلادش وأصحاب المصانع المحلية المشغولة بتحقيق أرباح ضخمة، لا تحصل هذه المرأة الفقيرة التي تعمل بشكل روتيني حدّ الموت لساعات طويلة، إلا على ما لا يزيد عن 40 إلى 55 دولار شهريًا (أقل من 2 دولار يوميًا) وهو مبلغ غير كاف لتلبية احتياجاتهن الإنسانية الأساسية وإطعام أسرهن. ليس هذا فحسب، بل يضطررن في أغلب الأحيان إلى العمل في بيئات خطيرة للغاية يمكن أن تودي بحياتهن. بعد انهيار مجمع رانا لازا المعروف في 24 نيسان/أبريل 2013 الذي أسفر عن وفاة مأساوية لأكثر من 1100 عامل، معظمهم من النساء والفتيات الصغيرات، قال أحد الناجين أنهم أجبروا على العمل من قبل رؤسائهم وتم تهديدهم بحجب رواتبهم الشهرية في يوم الانهيار على الرغم من الشقوق على الجدران التي كانت واضحة للعيان. هذا الفعل الشنيع هو نتيجة مباشرة للقيمة المادية البحتة حيث المادة تنسخ كل شيء حتى قيمة الحياة. الحقيقة هي أن بنغلاديش مثلها مثل أي دولة علمانية ديمقراطية أخرى اقتصادها رأسمالي، يتم توزيع المال فيها بين عدد قليل من الرأسماليين الأًثرياء، بينما تفشل الدولة في تلبية الاحتياجات الأساسية لمئات الآلاف من هؤلاء النساء الفقيرات العاجزات اللاتي أجبرهن كسب المال على الخوض في سبل العيش في بيئة استغلالية وأوضاع بائسة مثل الحمل المبكر. إن حكومة بنغلاديش تركتهن بدون أي دعم مالي وغضت الطرف عنهن في صراعهن اللاإنساني اللامتناهي. نحن بحاجة لفهم السبب الجذري لجميع مشاكل هؤلاء العاملات وأنه يكمن في طبيعة النظام الاقتصادي الرأسمالي، وكذلك طبيعة إنسانية القيم الرأسمالية التي تسمح بتراكم الثروة بكميات هائلة في أيدي قلة قليلة ويبقى بقية السكان في الفقر المدقع. إن هذا يخالف تماما وضع المرأة في ظل النظام الاقتصادي الإسلامي، الذي تطبقه دولة الخلافة، حيث ستضمن جميع الحاجات الأساسية لكل فرد من رعاياها رجالا ونساء على حد سواء عن طريق إنشاء اقتصاد مزدهر وعادل على أساس توزيع الثروة وتداولها داخل المجتمع. علاوة على ذلك، فإن الخليفة يضمن النفقة على كل امرأة من أقاربها من الذكور أو من الدولة بحيث لا تضطر المرأة إلى الخروج لكسب قوتها فيتم استغلالها. تضمن الخلافة أيضًا جميع الحقوق المالية والقانونية والاقتصادية للمرأة المسلمة التي قدمها لها الله سبحانه وتعالى بما في ذلك النفقة والمهر والميراث وما إلى ذلك،. وأظهرت السجلات القضائية لدولة الخلافة العثمانية مستوى الازدهار الاقتصادي الذي تمتعت به النساء المسلمات في ظل الشريعة الإسلامية والتي سمحت لهن بالقيام بالعديد من الأعمال الخيرية مثل إنشاء المدارس والكليّات والمساجد والمطابخ والمستشفيات، الخ. وأخيرا على عكس القيم الهدامة مثل المادية البحتة والنزعة الاستهلاكية، فإن الخلافة تغّذي التقوى والخوف من الله بين رعاياها وستكون الحاجز الرئيسي ضد جميع أنواع الاستغلال والاستعباد من الرجال والنساء في مجتمع عظيم. ﴿فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى﴾       كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرفهميدة بنت ودود

0:00 0:00
Speed:
May 17, 2015

خبر وتعليق الاقتصاد الرأسمالي، تحلّ فيه المادة محلّ كل شيء حتى قيمة الحياة البشرية (مترجم)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı