خبر وتعليق    الاتهامات الموجهة لرئيس الوزراء الماليزي   هيمنة نظام فاسد وتأثير نفوذ الكفار في شؤون البلاد   (مترجم)
خبر وتعليق    الاتهامات الموجهة لرئيس الوزراء الماليزي   هيمنة نظام فاسد وتأثير نفوذ الكفار في شؤون البلاد   (مترجم)

  الخبر: داهمت السلطات في ماليزيا مكتب صندوق استثمار الدولة كجزء من إجراءات تابعة للتحقيقات في مزاعم الفساد التي نسبت إلى رئيس الوزراء نجيب رزاق. وقد أمضت الشرطة ساعات في التحقق من وثائق موجودة في مكتب صندوق 1MDB الاستثماري في كوالالمبور. هذا وقد نفى نجيب المزاعم التي تفيد بنقله ما يقرب من 700 مليون دولار من صندوق 1MDB الاستثماري إلى حسابه المصرفي الشخصي. ويوم الثلاثاء تم تجميد حسابات ستة من المسؤولين كنتيجة للتحقيقات دون أن يتم تحديد أصحاب هذه الحسابات. (المصدر: BBC)     التعليق: إن المصدر غير المعروف للـ700 مليون دولار التي يقال أنه تم نقلها إلى حساب رئيس الوزراء الماليزي نجيب الرزاق أمر مثير للشك. فقد تم نقل هذا المال من بنك خاص في سويسرا ومؤسسة مالية مقرها في جزيرة فيرجن البريطانية. وقد ادعت جماعات المعارضة الماليزية بأن الأموال نقلت في آذار 2013 وأن ذلك كان قبل الانتخابات العامة في أيار 2013. إن ما أعلنته المعارضة ليس بالأمر المفاجئ. فإن مثل هكذا مبلغ كبير يتم الحصول عليه كتمويل أو إقراض أو كفالة لا يمكن أن يكون مصدره إلا دولة أو شركة كبيرة أو أصحاب المليارات. وعلاوة على ذلك فليس من الغريب أن يكون هذا التمويل آتياً من جهة إحدى القوى العالمية لتحافظ على نفوذها في المنطقة. أُعلنت ماليزيا التي كانت مستعمرة بريطانية سابقة بأنها دولة مستقلة عام 1957م. ومع ذلك فقد بقيت أنظمة الحكم الأساسية مستندة إلى القوانين البريطانية. كما تم إرسال مندوبين عن الحكومة ونخبٍ أخرى ليتم تدريبهم في بريطانيا. وتسيطر الحكومة الحاكمة حاليا والتي يقودها نجيب رزاق على الحكم منذ ما بعد الاستقلال. إن ماليزيا محاطة بدول تحكم عن الولايات المتحدة بالوكالة وتضع أمريكا ماليزيا هدفا دائما تسعى من ورائه إلى توسيع نفوذها ووجودها في جنوب شرق آسيا. ولطالما تلقى حزب المعارضة الماليزي بقيادة أنور إبراهيم الدعم من الولايات المتحدة التي تسعى جاهدة إلى تحقيق ذلك الهدف. وإلى جانب ذلك فإن الصين التي تتمتع بعلاقات وثيقة مع ماليزيا توسع نفوذها بشكل عدواني في جنوب شرق آسيا ما سيشكل تهديدا كبيرا بالنسبة لنفوذ الولايات المتحدة في المنطقة. وعلى الرغم من أن الاستعمار الجديد في كثير من البلاد الإسلامية قد انتهى، إلا أن الدول المستعمرة لا تزال ترغب في زعماء كالدمى ليحافظوا على نفوذهم في الحكم. فالبلاد المستعمِرة مستعدة لاستخدام كل ما تستطيع من وسائل كتقديم الدعم العسكري للسلطة أو التمويل السياسي أو الكفالة أو الحملات الإعلامية وغيرها من الوسائل لتحقيق ذلك الهدف والمحافظة عليه. وقد حصل هذا فعلا في ليبيا ومن الممكن ملاحظته في إفريقيا والشرق الأوسط فالمتابع يرى بوضوح المعركة الدائرة بين الولايات المتحدة وبريطانيا وفرنسا. إن قضية رئيس الوزراء الماليزي نجيب رزاق لا تختلف كثيرا عما يحدث مع أي زعيم في البلدان الإسلامية. فليست القضية قضية شخصية تخص نجيب رزاق ولا هي قضية فساد شركات الاستثمارات الحكومية بل هي أكبر من ذلك بكثير. إنها قضية مبدئية في النظام ذاته يريدون من ورائها تقييد البلاد وحكامها بالسلاسل للحفاظ على النظام العلماني والعيش في كنف النظام الرأسمالي والبقاء بالتالي تحت سيطرة القوى الاستعمارية ونفوذها وإلا فمصير ذلك الحاكم الخلع من الحكم. إنها معركة بين القوى العظمى لتحافظ على سيطرتها على المنطقة وخاصة منطقة آسيا. إنها صراع نفوذ بين بريطانيا والولايات المتحدة والصين. وكلمة نوجهها للحاكم المسلم، توقف عن كونك عبدا خادما للكفار بل اجعل من نفسك عبداً مطيعا لله تطبق أحكام الإسلام من خلال إقامة الدولة الإسلامية دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة. وتذكر بأنك قد تهرب من محاكمة الدنيا لكنك أبدا لن تستطيع الفرار من المساءلة يوم القيامة. وتذكر أيضا بأن لله تعالى الحكم كله وأنه كما أعطاك إياه قادر على أن يسلبه منك: ﴿قُلِ اللَّهُمَّ مالِكَ المُلكِ تُؤتِي المُلكَ مَن تَشاءُ وَتَنزِعُ المُلكَ مِمَّن تَشاءُ وَتُعِزُّ مَن تَشاءُ وَتُذِلُّ مَن تَشاءُ ۖ بِيَدِكَ الخَيرُ ۖ إِنَّكَ عَلىٰ كُلِّ شَيءٍ قَديرٌ﴾ [آل عمران: 26]     كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرأحمد يوسف    

0:00 0:00
Speed:
July 14, 2015

خبر وتعليق الاتهامات الموجهة لرئيس الوزراء الماليزي هيمنة نظام فاسد وتأثير نفوذ الكفار في شؤون البلاد (مترجم)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı