خبر وتعليق   الأزمة السياسية في سيلانجور تبين كيف أن عقول الناس في البلاد لا تزال تتأثر بفساد القيم الغربية الملتوية   (مترجم)    
August 24, 2014

خبر وتعليق الأزمة السياسية في سيلانجور تبين كيف أن عقول الناس في البلاد لا تزال تتأثر بفساد القيم الغربية الملتوية (مترجم)  


الخبر:


في الأشهر الأخيرة تركزت المحادثات السياسية المحلية على أزمة القيادة في واحدة من أغنى ولايات ماليزيا، وهي ولاية سيلانجور. وبعد فشل مطالبة رئيس الوزراء الحالي، تان سري خالد إبراهيم، بالاستقالة من منصبه فإن حزب كيديلان راكيات (PKR) قد طرد الأخير من صفوف الحزب في 9 آب/أغسطس بعد جلسة إجراء تأديبي في اليوم السابق (BERNAMA). إن هذا يجعل شرعية تان سري خالد كرئيس للوزراء تصبح موضع تساؤل لأنه الآن قد أصبح عضوًا مستقلًا، وأنه قد فقد بشكل غير رسمي ثقة الأغلبية في برلمان ولاية سيلانجور. وذكر حزب كيديلان راكيات (PKR) إن سبب قرار إقالة تان سري خالد من منصبه يرجع إلى نزاهته المشكوك فيها على المستوى الشخصي وكذلك على مستوى إدارته للولاية.


وحزب بان الإسلامي (PAS) وهو عضو في التحالف الحاكم الذي دافع في وقت سابق عن تان سري خالد من أجل عدم إقالته من منصبه كرئيس للوزراء، وذلك بسبب عدم وجود مبرر. ولكن يبدو أنه قد التزم بقرار حزب كيديلان راكيات (PKR) واتخذ قرارًا عكسيًا في 17 آب/أغسطس من خلال ترشيح داتين سيري وان عزيزة إسماعيل، رئيسة حزب كيديلان راكيات، بالإضافة إلى عزمي علي كمرشح لمنصب رئاسة الوزراء الجديد في سيلانجور. [قناة آسيا الجديدة]


وقد تصل الأمور إلى ذروتها بحلول نهاية الأسبوع المقبل عندما يعود سلطان سيلانجور من رحلته إلى بودابست ويقوم أخيرًا باتخاذ القرار المنتظر والذي سيسفر عنه في نهاية المطاف رئيس وزراء جديداً.

التعليق:


إن الاضطراب الحالي في قيادة ولاية سيلانجور قد أظهرت بوضوح الجانب القبيح للنظام السياسي الحالي القائم على الديمقراطية بالنسبة لأولئك الذين يقومون بالتفكير فيما حدث وتحليله. وللأسف، فإن ذلك يدل أيضًا على مستوى الفكر داخل البلد والأساس الفكري الذي يعتمدون عليه. ويظهر بوضوح أن المحرك الدافع للجماهير وحتى أعلى القادة السياسيين هو الذات والمصالح المشتركة التي تهيمن على صناعة القرار بدلًا من الإسلام.


وحزب بان الإسلامي (PAS) قد اتخذ قرارًا بعدم تغيير تان سري خالد لأن المزاعم التي يتهم بها لم يتم التحقيق فيها ولم يتم إثباتها. وهذا يذكرنا بموقف مماثل لحزب (PAS) في نصرة قضية أولئك المظلومين عندما أقيل زعيم حزب (PKR)، داتو سيري أنور إبراهيم، من منصبه كنائب لرئيس الوزراء في عام 1998.

إلا أن قول حزب (PAS) في أن السبب في اتخاذ الموقف الأخير في عدم الدفاع عن خالد كرئيس للوزراء هو أن خالد الآن ليس عضوًا في (PKR)، وهذا يدفع المرء ليتساءل أين ذهبت القضية النبيلة السابقة؟


ومن نواحٍ أخرى، فقد وجهت اعتراضات على ترشيح داتين سيري وان عزيزة على أساس أنها امرأة وبالتالي لا يمكن أن تصبح رئيسة للوزراء. وكانت هناك أيضا فكرة تقول إنها يجب ألا تعين رئيسة تنفيذية لحكومة ولاية سيلانجور حيث إنها لم تولد في ولاية سيلانجور. لقد كان هناك الكثير من الأسباب والمبررات التي تمت مناقشتها ومناظرتها والدفاع عنها، ولكن لم يكن أي منها يستند إلى المبادئ الإسلامية السليمة. بناء على أي مبدأ من مبادئ الشريعة أصبح الانتماء إلى حزب معين شرطًا لانتخابه رئيسا؟ هل يمنعنا الإسلام من انتخاب شخص ما ليصبح قائدًا إذا لم يكن هو (أو هي) من أصول محلية؟ هل أصبحت الذكورة والأنوثة موضع تساؤل للوظيفة التنفيذية؟


هناك الكثير من الأخطاء التي حدثت إذا ما حللنا بشكل صحيح جميع الأوضاع التي تحيط بهذه الأزمة السياسية. ولكن هذا الوضع المتردي حيث إن الناس (الغالبية من المسلمين) لا تتخذ أمر الله سبحانه وتعالى كأساس لصنع القرار، وهذا يجب أن ينبه ضمائرنا كمسلمين.


إن الله سبحانه وتعالى قد نعى على الحكم بغير ما أنزل، فقال تعالى: ﴿وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ﴾ [المائدة: آية 49]



كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
يوسف إدريس

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı