خبر وتعليق   الفتاوى المضللة لن تثبت عروشا نخر فيها السوس ولن تمنع قيام الخلافة
خبر وتعليق   الفتاوى المضللة لن تثبت عروشا نخر فيها السوس ولن تمنع قيام الخلافة

الخبر: نشرت بوابة الوفد الإلكترونية في 13 آب/أغسطس 2015م، نقلا عن صبري عبادة، وكيل وزارة الأوقاف، أن دعاوى التظاهر خلال تلك المرحلة باطلة ولا يجوز الامتثال لها أو تأييدها، وما أضافه عبادة خلال مداخلة هاتفية ببرنامج "90 دقيقة" على فضائية "المحور" مساء الخميس، أن من يؤيد تلك التظاهرات في هذه المرحلة آثم وخارج على الإسلام وعلى مصر المحروسة ويجب محاربته في أي مكان بالقول أو باليد، مؤكداً أن السند الديني في ذلك أن الأمر استقر وتمت البيعة لولي الأمر وهو الرئيس عبد الفتاح السيسي والخروج عليه يعتبر خروجاً على ثوابت الإسلام.   التعليق: عجيب أمر هؤلاء المنتسبين للأوقاف الذين تعلموا وتدرجوا في أروقة الأزهر التي طالما تردد في جنباتها آيات القرآن وأحاديث رسول الله عليه الصلاة والسلام التي تحث على الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر، والتي تبين الحق وواقعه، أصبحنا نرى منهم من يفتي على ذهب المعز وسيفه وهوى النفوس حقدها الملحاح، غير عابئ بعقاب الله وغضبه، محاولين شرعنة أعمال الحكام الخونة العملاء وتثبيت أركان ملكهم بفتاوى مضللة لا واقع لها، كمثل هذه الفتوى التي أصدرها وكيل الأوقاف تقربا لحاكم عوضا عن التقرب لله الحاكم، محرما حتى مجرد إعلان السخط وعدم الرضا عن حكمه بالتظاهر واصفا الفاعلين بالخارجين على ثوابت الإسلام، زاعما أن الأمر استقر ببيعة للسيسي تجعل منه ولي أمر، في محاولات مستميتة من قبل علماء السوء لتثبيت أركان عرش مهترئ نخر فيه السوس وأصبحت قوائمه عاجزة عن حمله، محاولات لن تجدي مع أنظمة مهترئة عفنة غير قادرة على الرعاية أو أداء الحقوق، بل لا هم لها سوى نهب الشعوب وتركيعها للغرب الكافر وهنا وقبل أن نفند الواقع ونبينه نوجه سؤالا لفضيلته عله يجيبنا- ما هي ثوابت الإسلام التي تتحدث عنها؟! وهل من ثوابت الإسلام الحكم بأحكام الكفر؟! إن واقع الكنانة الآن وفي ظل تلك الرأسمالية التي تحكمها بأحكام الكفر وفي ظل هيمنة الغرب وسلطانه على أهلها هو واقع مخالف للشرع واجب التغيير، ولا يجوز فيه أبدا القول بتأثيم من تظاهر عليه مظهرا السخط وعدم الرضا عنه وعن حكامه ولا يجوز أبدا وصفهم بالخارجين عن ثوابت الإسلام، لأن واقع الخروج أصلا يكون في دار إسلام يحكمها الإسلام ويهيمن عليها وعلى السلطان فيها، أي تكون السيادة فيها للشرع والسلطان للأمة وهي من تنيب عنها من يحكمها بالإسلام وتبايعه بيعة صحيحة عن رضا واختيار على السمع والطاعة شريطة أن يحكمها بالإسلام وأن تكون رئاسته عامة لجميع المسلمين، فما الذي تحقق من هذا في واقع الكنانة حتى يسمى من تغلب عليها وقهر أهلها ولي أمر شرعياً؟! لا شيء، بل الثابت والمشاهد المحسوس عكسه تماما وهذا له حكم شرعي مختلف لا يسمى خروجا على ولي الأمر الشرعي حيث لا وجود له أصلا، بل الواجب شرعا خلع هؤلاء الحكام وتنصيب خليفة واحد يحكم الأمة بعمومها، ولهذا العمل طريقة شرعية قام بها رسول الله عليه الصلاة والسلام، وبينتها السيرة ليس فيها عمل مادي أو كفاح مسلح، وإنما تقوم على محورين متوازيين؛ عمل سياسي يقوم على صراع أفكار الكفر وهدمها وبناء أفكار الإسلام عوضا عنها مع فضح العملاء الخونة والحكام المتآمرين وكشف تآمرهم وتعريتهم أمام الأمة، ومخاطبة الأمة خطاب الناصح الأمين والطبيب المداوي وبيان حقوقها وواجباتها وتوعيتها على ما فرضه الله عليها من وجوب تحكيم الإسلام من خلال خلافة على منهاج النبوة وبيان كيفية هذا التطبيق، وتجهيز ما يلزم الأمة للحكم بالإسلام، والقيام عليه خير قيام يجعل الأمة تحسه واقعا عمليا ممكن التطبيق، كل هذا بالتوازي والتزامن مع استنصار أهل القوة والمنعة من أبناء الأمة في الجيوش القادرين على نصرة المخلصين العاملين الواعين القادرين على قيادة الأمة والعبور بها من محنتها، وتسليمهم الحكم ليحكموا بالإسلام من خلال خلافة على منهاج النبوة. هذا هو ما كان ينبغي عليك بيانه وقوله يا وكيل الأوقاف وهذا ما هو موجود ومسطر فيما تعلّمت وعلِمت، وتلك الفتاوى المضللة لن تمنع قيام الخلافة القادمة والتي أصبحت رأيا عاما في الأمة وما بقي إلا تمكين الله وعونه ونصرته، وإنني أهيب بك وبأمثالك ممن علموا من الكتاب والسنة ما علموا أن يبينوا للناس الحق ولا يكونوا دعاة على أبواب جهنم، فإنما هو ميثاق الله لكم ﴿لتبيننه للناس ولا تكتمونه﴾ فاسمعوا لله ملك الملوك، وكونوا ممن تتحقق بكم وعليكم بشارة رسول الله «ثم تكون خلافة على منهاج النبوة» فهي قادمة لا محالة فلا يفوتنكم قطارها ولا يسبقنكم ركبها فتندموا حيث لا ينفع الندم. ويا أهل الكنانة الكرام جيشا وشعبا، إنكم قريبا لعلى موعد معها مع هذه الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة التي تحكم في الناس بسنة النبي فكونوا أنتم أهلها وأنصارها لعل مصر بكم تكون مصر المنورة. ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾       كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرعبد الله عبد الرحمنعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

0:00 0:00
Speed:
August 18, 2015

خبر وتعليق الفتاوى المضللة لن تثبت عروشا نخر فيها السوس ولن تمنع قيام الخلافة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı