خبر وتعليق   ألغوا مهرجان اختيار ملكة جمال سيدات العالم...   توقيراً واحتراماً لضحايا طائرتنا التي أسقطت في الأجواء الأوكرانية!   (مترجم)
August 29, 2014

خبر وتعليق ألغوا مهرجان اختيار ملكة جمال سيدات العالم... توقيراً واحتراماً لضحايا طائرتنا التي أسقطت في الأجواء الأوكرانية! (مترجم)


الخبر:


أصيبت ماليزيا، خلال فترة لا تتجاوز خمسة أشهر، بكارثتين طالتا اثنتين من طائرات الركاب لديها، ما أحدث صدمة كبيرة للشعب الماليزي والعالم بأسره. فقد اختفت طائرة الرحلة MH370 عن شاشات الرادار في آذار/مارس 2014 ولم يعثر على أثر لها حتى الآن. وتلاها في 17 تموز/يوليو 2014 إسقاط طائرة الرحلة MH17 التي كانت في طريقها من أمستردام إلى كوالالمبور في الأجواء الأوكرانية. فعم الحزن والأسى جميع الماليزيين جراء هذين الحادثين المؤلمين.

وعندما وصلت جثامين ضحايا طائرة الرحلة MH17 إلى البلاد يوم الجمعة الماضي (22 آب/أغسطس 2014)، أعلنت الحكومة يوم حدادٍ، وتأجلت بموجبه كل الفعاليات والأحداث الترفيهية والاحتفالية بكافة أشكالها. وقد كان من اللائق بالفعل توقير أرواح ضحايا هذا الحادث المروع واحترام مشاعر ذويهم بخاصة، ومشاعر الشعب الماليزي بعامة. إلا أنه وبينما كانت أجواء الاحترام للضحايا تسود المشهد، كان البعض هنا يدبرون لما ينم عن قلة الاحترام المتعمدة لعفاف المرأة وكرامتها بين أبناء هذا الشعب "المتعدد الأعراق" و "المتعدد الثقافات". فهذا مهرجان اختيار ملكة جمال سيدات العالم لسنة 2014 سيعقد ولأول مرة في ماليزيا وآسيا بتاريخ 29 آب/أغسطس، حيث تنظمه شركة محلات دائرة SOGO (كوالالمبور) المحدودة. ما يشير إلى أن المزيد من بنود أجندة الكفار بات يتدفق إلى أوصال حياة هذا الشعب دونما مقاومة أو اهتمام من قبل الحكومة الماليزية. ورفضاً منه لهذا المنكر العظيم، قام حزب التحرير بتنظيم مسيرة استنكارٍ يوم الحداد، وسلّم خلالها مذكرة احتجاج على عقد المهرجان إلى وزارة السياحة والثقافة الماليزية.

التعليق:


لقد دأبت الحكومات العلمانية المتعاقبة، ومنها الحكومة الحالية، لهذا الشعب المسلم على إبداء الضعف في الدفاع عن طريقة العيش الإسلامية الطاهرة النبيلة. وربما تكون الحكومة قد "دافعت" عن الإسلام في المسائل المتصلة بالمأكولات والعبادات الفردية، مثلما فعلت بشأن الأطعمة الحلال قبل بضعة شهور، غير أنها فشلت فشلاً ذريعاً في الدفاع عن طريقة العيش الإسلامي فيما يخص جوانب أخرى كثيرة من مجالات الحياة. وهذا مهرجان اختيار ملكة جمال سيدات العالم واحد من الأمثلة على هذا الفشل. فقد أعطي الإذن لعقد هذا المهرجان كما لو كان جزءًا من طريقة عيش الماليزيين، خصوصاً المسلمون منهم. وكان جواب دائرة الشؤون الدينية في ولاية سيلانغور عندما وُجه لها الانتقاد لصمتها إزاء هذا الحدث أن قالت: "ليست هناك مشارِكاتٌ مسلمات في المهرجان، ولذلك فإن هذه القضية تقع خارج نطاق صلاحيات الدائرة". لكن الحقيقة هي أن مجرد انعقاد هذا الحدث في بلد أغلب أهله مسلمون ليس بأقل من صفعة قوية على وجه السلطات المسلمة فيه، كما أنه عمل لا يليق البتّة أن يحدث لدى شعب يدّعي أنه "مثالٌ يحتذى للدولة المسلمة". وفي ضوء ما سبق، نظم حزب التحرير اعتصاماً احتجاجياً أمام وزارة السياحة والثقافة الماليزية، الجهة المسؤولة عن إصدار الإذن بعقد هذا المهرجان في ماليزيا. كما قام بتسليم الوزارة مذكرة إدانة شديدة اللهجة بهذا الشأن تضمنت المطالب وبيان الأحكام الشرعية التالية:


• المطالبة بإلغاء المهرجان لأنه مخالف لأحكام الإسلام جملةً وتفصيلا.


• إن فعاليات من هذا القبيل تنطوي على العديد من الشرور المستطيرة، وقد سبق لها أن تسببت بالفعل في آثار وتبعات مؤلمة. وما الحفلات القريبة السابقة من هذا الطراز عنا ببعيد!


• يعدّ المهرجان استغلالاً رخيصاً صارخاً لجسد المرأة وجمالها من أجل تحقيق منافع اقتصادية. والأسوأ من ذلك، أنه يعيد ماليزيا القهقرى إلى فترة ما قبل الإسلام، حيث لم تكن النساء آنذاك سوى سلعٍ للتجارة وأدوات لإشباع نزوات الرجال الجنسية. وعليه، فإن هذا المهرجان هو احتقار وامتهان لكرامة المرأة.


• إن هذا المهرجان وكل الفعاليات التي على شاكلته من شأنها إفساد الجيل المسلم الجديد، وذلك من خلال وضعه وجهاً لوجه مع أجندات التحرر الثقافي التي تهدف إلى حرف المسلمين صوب القيم الليبرالية الغربية الفاسدة المفسدة.


• إن الفعاليات والاحتفالات من هذا النوع تدرّ دخلاً حراماً للبلاد من خلال السياحة وما يصاحبها من منكَرات ومعاصٍ وآثام.


وإننا لنرى أن مهرجان اختيار ملكة جمال سيدات العالم هذا لن يكون آخر حدث يمثل تسلل القيم الغربية إلى داخل هذا الشعب المسلم. بل الحقيقة أنه ما دام هذا الشعب يُحكم على أساس النظام الديمقراطي الرأسمالي، النظام الذي يرتكز بنيانه كله على الحريات، فسيتم السماح بدخول أي شيء، وكل شيء، إلى البلاد باسم الحريات. وقد كان من الأسهل لرئيس الوزراء نجيب أن يستفيد من الأحداث المحزنة، مثل فقد الطائرتين، فيذكي مشاعر الأسى المخيمة على الماليزيين ويطالب باحترام أرواح الضحايا من خلال الدعوة لتأجيل، بل إلغاء، الاحتفالات والمهرجانات. ولكن من الواضح أن الموقف الذي أعلنته الحكومة بخصوص الطائرتين والضحايا كان مجرد أقوال لم تتجاوز حناجر المسؤولين فيها. والحق أنهم لو كانوا صادقين في احترامهم وتوقيرهم لهؤلاء الضحايا وذويهم، لكانوا ألغوا المهرجان بصورة نهائية ودون انتظار أو تردد!!!


إن الإسلام مبدأ يكرم المرأة فيضعها موضعاً يظلله الإعزاز والإكبار من كل جانب، كما يحفظ ويحافظ على طهرها وعفتها واحترامها لذاتها. فقد جاء وانتشلها مما كانت تعانيه قبل مجيئه من امتهان واستعباد. أما الآن، فلن يكون في مقدور أحد أن يحفظ كرامة المرأة وشرفها أبداً ما بقينا نعيش تحت أنظمة الكفر. أما دولة الخلافة، التي تطبق الإسلام كله في جميع جوانب حياة الفرد والمجتمع والدولة، فهي وحدها التي ستعيد للمرأة عزتها وكرامتها، وتحمي المجتمع من شرور الحريات المنفلتة التي نفذت إلى أعماق المجتمع المسلم. ولذلك، ندعو كل المسلمين في العالم إلى العمل معنا في حزب التحرير من أجل إقامة الخلافة. فدولة الخلافة هي درعنا الواقية، التي توفر لنا الحماية من المفاسد والشرور، ونضمن بها نشر الإسلام، دين العفة والعزة والعدل والرحمة في ربوع العالم.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
الدكتور محمد / ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı