الخبر: قالت قناة فرانس 24: "أن الطلائع الأولى للقوات المصرية وصلت إلى الأراضي السعودية ضمن المشاركة بالتحالف العربي لردع الحوثيين، حيث وصل نحو خمسة آلاف جندي مصري تمهيدًا لإقامة معسكرين للقوات المصرية على الأراضي السعودية وبالأخص في مدينتي جازان ونجران، وقد ضمت الدفعة الأولى للقوات المصرية عناصر من وحدة الهندسة ووحدة العمليات ووحدة التسليح. وبحسب ما تسرب من معلومات فإن مصر ستشارك بـ 48 ألف جندي ضمن قوات التحالف العربي بينما سيصل تعداد القوات السعودية لـ 80 ألف جندي وستشارك الإمارات بـ 16 ألف جندي، وقطر والكويت ستشارك كل منهما بـسبعة آلاف جندي والبحرين ستشارك بخمسة آلاف جندي، بينما لم تحدد كل من الأردن والمغرب والسودان موقفها النهائي من مشاركتها في الحرب البرية." التعليق: لقد وصل تضليل الأنظمة للجيوش العربية إلى منتهاه!! فما الذي يتعلمه الجندي العربي في المدارس والجامعات؟ وما الذي يتعلمه الجندي العربي على يد شيوخ القوات المسلحة؟ وهل يعرف الفرق بين الجهاد في سبيل الله والقتال في سبيل تحقيق الأماني والأهداف الوطنية؟ أذكر حادثة وقعت لجنود سعوديين في حرب أيلول الأسود عام 1970 في الأردن عندما هاجم الجنود السعوديون مستشفى البشير في عمان ودخلوا يعملون قتلًا في الجرحى فقالت لهم امرأة لهم: ألستم مسلمين؟ قالوا: بلى. قالت: لماذا تقتلوننا، إننا مسلمون مثلكم؟ فأسُقِطَ في يده وسألها: ألستم يهود؟ أليست هذه فلسطين؟ وهذا المسجد الأقصى الذي تحتله يهود؟ قالت: لا يا أخي، إننا مسلمون وهذه عمّان وهذا مستشفى البشير، فاعتذروا عن فعلهم وخرجوا. إن هذه الحادثة تدل على مدى التضليل الذي تمارسه الأنظمة ضد جيوشها، فقد أرسلت السعودية جنودها لحماية العرش الهاشمي وأعلمتهم أنهم ذاهبون لمحاربة يهود وتحرير فلسطين. إذا قُبِلَ جهلُ الجيوش قبل عشرات السنين، لا تدري عن نفسها أين تحارب ومن تحارب، فإنهم لا يعذرون اليوم لأننا نعيش في عصر المعلوماتية، فالحصول على المعلومة الصحيحة سهل ميسور، فما على الجندي إلا أن يحرك دماغه ويستخدم عقله ويبحث عن الحكم الشرعي لدى العلماء الربانيين. أين العلماء من ذكر الفتاوى التفصيلية المتعلقة بعمل الجندي في الجيوش العربية؟ هل خلطت الأوراق في عقل العسكري حتى لا يعرف من هو العدو ومن هو الصديق؟ من الذي يجب أن يقاتله شرعًا؟ ومن الذي يجب أن يدافع عنه؟ كثير من العسكريين متدينون يُصلّون ويصومون ويحجون ويؤدون العمرة ويزكون، وعندما يقومون بأعمالهم القتالية يقومون بها وهم مقتنعون بأنها أعمال حلال وأنها في خدمة الإنسانية أو في خدمة الدين أو طاعة لولي الأمر! يُدَرَّس الجندي في الكلية العسكرية أن الحاكم هو ولي أمر يجب طاعته حتى لو أكل مالك وجلد ظهرك، وأن حكام البلاد العربية والإسلامية حكام شرعيون يجب الدفاع عنهم، وأن الموت في سبيل ذلك شهادة! فإذا ما عينت بريطانيا عبد ربه منصور هادي حاكمًا على اليمن فقد أصبح حاكمًا شرعيًا ووليًا للأمر يجب الاستجابة لاستغاثته وتثبيت دعائم كرسيه المعوجة، وإذا دعمت أمريكا جماعة الحوثيين، على الجميع أن يحترم هذه الجماعة وأن يعقد معها الحوار والصفقات، وأن يدعم الحل السياسي معها! فالجيش يحارب الحوثيين لأنهم مرتدون وكفرة ويريدون احتلال الكعبة وممارسة الشركيات فيها، هذا ما يقوله مشايخ الدين أمثال العريفي والقرني تضليلًا للجيش السعودي للإقدام على محاربة أهل اليمن، والسياسيون السعوديون يقومون بالاتصال بإيران للاتفاق على حل سياسي مع الحوثيين بواسطة تركيا. وإننا نسأل: أين كانت الجيوش عندما كانت دولة يهود تضرب غزة بكل صنوف الأسلحة، وأين هذه الجيوش من الدفاع عن الشعب السوري الذي قتل منه ربع مليون وجرح منه مليون وشرد منه 9 ملايين في بلاد الذل والهوان؟! إذا خرجتم تقاتلون في سبيل الله وحماية الكعبة من الاحتلال الإيراني فلماذا سمحتم ليهود باحتلال الأقصى منذ 67 عامًا؟! لقد أدركت الشعوب المسلمة أن حكامها هم خونة وعملاء يُخضعون الأمة للغرب الكافر يعمل فيها اعتقالًا وتعذيبًا وقتلًا، فمتى تدرك الجيوش المسلمة ما أدركته شعوبها، فيقفوا إلى جانب الشعوب يدافعون عنها ويحمون توجهها للإسلام، بدلًا من بذلهم دماءهم رخيصةً في سبيل الدفاع عن حكام فاسدين أعداء ألِدَّاءَ للأمة؟!أيتها الجيوش المسلمة! اعقدوا صفقتكم مع الله لا مع العبيد، فإن العبيد يوردونكم موارد الهلاك يوم القيامة، أما صفقة الله فهي التجارة الرابحة قال تعالى: ﴿إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ﴾. كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرنجاح السباتين
خبر وتعليق الحرب البرية في اليمن
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı