October 25, 2014

خبر وتعليق الإكتتاب في البنك الأهلي يفضح النظام الربوي في السعودية


الخبر:


الهيئة الشرعية للبنك الأهلي تجيز الاكتتاب في أسهمه (الرياض 2014/10/16).
السوق السعودي على موعد مع ثاني أكبر اكتتاب في الأسواق العالمية خلال 2014،
البنك الأهلي يطرح اليوم 500 مليون سهم موزعة على المواطنين ومؤسسة التقاعد (الرياض 2014/10/19).
باحثون يشيرون لإقبال محدود على اكتتاب البنك الأهلي والبنك يعلن عن مكاسب كبيرة (صحيفة الوئام الإلكترونية 2014/10/22)


التعليق:


بدأ يوم الأحد 2014/10/19 الاكتتاب في البنك الأهلي، فالبنك الأهلي من أقدم البنوك السعودية، وأكبر بنك سعودي من حيث الموجودات والتي تبلغ 436 مليار ريال سعودي، وبنهاية النصف الأول من العام الحالي بلغت أرباحه 4.96 مليار ريال سعودي أي ما يعادل 2.48 ريال للسهم بنسبة مقدارها 15%، وهو ما يعني أن مكرر أرباحه سيكون مغريا ويبلغ 9.1 مرات، ووصلت ودائع العملاء 346 مليار ريال ومحفظة الإقراض إلى 206 مليارات ريال وحقوق المساهمين 46,4 مليار ريال.


ويعد اكتتاب البنك الأهلي ثاني أكبر اكتتاب بالعالم لعام 2014 بعد مجموعة علي بابا الصينية التي جمعت قبل شهر نحو واحداً وعشرين ملياراً وثمان مئة مليون دولار، لذلك كان يتوقع أن يكون الإقبال على الاكتتاب كبيرا بين الجمهور، لكن الإقبال كان ضعيفا في الأيام الأولى.


وقد تم تدبير الأمر جيدا من قبل النظام السعودي خلال الأسابيع التي سبقت الاكتتاب، حيث إن أحدهم وجه سؤالا إلى لجنة كبار العلماء برئاسة المفتي آل الشيخ سائلا عن حكم الاكتتاب في البنك الأهلي، فجاءت الفتوى صادمة وكان نصها (وبعد دراسة اللجنة للاستفتاء أفتت: بتحريم الاكتتاب والمساهمة في البنوك والشركات والمؤسسات التي تتعامل بالربا بيعا وشراء واستثمارا للأدلة الواردة في تحريم الربا وفي تحريم التعاون على الإثم والعدوان في كتاب الله تعالى وسنة نبيه محمد صلى الله عليه وسلم ولإجماع علماء الأمة على تحريم الربا. وبالله التوفيق).


وقد أغضب ذلك إدارة البنك التي تدعي بأن معاملاتها المصرفية تسير حسب الأحكام الشرعية، وقد تصدر للرد اللجنة الشرعية في البنك الأهلي التي يترأسها أحد أعضاء لجنة كبار العلماء الشيخ عبد الله المنيع قائلا (الاكتتاب في البنك سائغ شرعا ولا حرج فيه)، وقبل الاكتتاب بيوم خرج المنيع ليقول بأن الكلمة النهائية في المسألة للمفتي.


وقد وقع الناس بين تضارب الفتوى في حيص بيص، فمن يصدقون، أين كان المفتي قبل هذا الاكتتاب، من الذي سمح له بالكلام الآن، والمفتي لم يتكلم عن البنك الأهلي بعينه، ولكن عمم الفتوى على كل البنوك التي تتعامل بالربا، وصار حديث الناس عن البنوك وشرعيتها، وكثرت تساؤلاتهم عن التعاملات البنكية التي أصبحت بين عشية وضحاها حراما، ولسان حالهم يقول ماذا يخبئ لنا آل سعود من محرمات يجروننا إليها بعد؟


وهذا يذكرنا بأسابيع قليلة مضت حين خرج علينا المفتي ليبارك للطيارين السعوديين اشتراكهم في قوى التحالف الغربية الكافرة ضد المسلمين المستضعفين في الشام وتنفيذ خطط الغرب الحاقد. وكذلك فتاويه عن الإرهاب لمن يقول الحق بوجه الحاكم الظالم كآل سعود، ومن كل ذلك أصبح جليا واضحا للجميع أن هؤلاء هم علماء السلطان الذين لا يتقون الله في المسلمين ويفتون بما يملي عليهم أسيادهم لا بما يثبت لديهم بقوة الدليل.


والسؤال الذي يطرح نفسه هنا لماذا الاكتتاب، ولماذا الفتوى هنا ومن المستفيد؟


فكما هو معلوم فإن البنك الأهلي تملك الحكومة السعودية وبالتحديد أبناء الأمير سلطان بن عبد العزيز نسبة 80 % من أسهمه، والـ20% الباقية موزعة بين المالكين الأصليين للبنك من أبناء محفوظ وعدد من رجال الأعمال السعوديين، وقد حددت نسبة الاكتتاب بـ25% موزعة بما نسبته 15% للأفراد و10% للمؤسسة العامة للتقاعد، فأراد الملك عبد الله أن يكمل سياسته التي ينتهجها لإضعاف خصومه من العائلة، فيأتي من يشارك أبناء سلطان في البنك الأهلي، ويضمن شراء الأسهم من رجال أعمال معينين وليسوا من أفراد المجتمع البسيطين الذين ما زالوا يلتزمون بالحلال والحرام في حياتهم، فشغلهم بتضارب الفتوى.
أيها المسلمون في بلاد الحرمين الشريفين...


لقد فضح الله لنا هذا النظام الذي لا يطبق شرع الله بل يحلل ويحرم كما يشاء، وتبين لنا فيما لا مجال للشك فيه المخالفات الشرعية التي يرتكبها نظام آل سعود المسلط على رقابنا منذ أكثر من ثمانين عاما، فلنعمل معا ولْندعُ الله أن يجعل من بعد هذا الظلام نورا ومن بعد هذا الجور عدلا وأن يعجل لنا في قيام دولة الخلافة الإسلامية الراشدة على منهاج النبوة، ولنحذر أن يقودنا هذا النظام الشيطاني إلى القبول بالربا فنأذن بحرب من الله ورسوله كما قادنا من قبل إلى حرب المسلمين مع أعداء الله ورسوله...


قال تعالى: ﴿... وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا * وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا‏﴾ [الطلاق: 2-3]


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أبو صهيب القحطاني - بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı