خبر وتعليق   الخلافة التي نريد - على منهاج النبوة
November 17, 2014

خبر وتعليق الخلافة التي نريد - على منهاج النبوة


الخبر:


أعلن حزب التحرير / ولاية الأردن عن حملة الخلافة التي نريد... على منهاج النبوة. (جريدة السبيل)


التعليق:


لقد منّ الله تعالى على البشرية بإرسال الأنبياء والرسل بين الحين والآخر لإخراج البشرية من الظلمات إلى النور، ومن الضلال إلى الهدى، ومن الباطل إلى الحق، ومن عبادة العباد إلى عبادة رب العباد، ومن ضيق الدنيا إلى سعة الدنيا والآخرة، ومن جور الأديان إلى عدل الإسلام، وكان آخرهم سيدنا محمد صلى الله عليه وسلم، أرسله الله للناس كافة بشيرا ونذيرا، وأنزل عليه كتابا هو القرآن الكريم بيانا للناس، فيه معالجات لكل شأن من شؤون حياتهم كبيرها وصغيرها حيث قال تعالى: ﴿الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا﴾. [المائدة: 3]، نزلت هذه الآية في يوم عرفة، يوم الجمعة في حجة الوداع، فقد بين الله لنا في هذه الآية الكريمة أنه أكمل هذا الدين، فلا يحتاج إلى زيادة، فلم يترك شيئا يحتاج إليه الإنسان إلا وبيّنه ووضّحه له حتى قيل لسلمان الفارسي رضي الله عنه: قد علمكم نبيكم كل شيء حتى الخراءة؟ فقال سلمان: «أجل، نهانا أن نستقبل القبلة بغائط أو بول» (رواه الترمذي).


فهذا الإسلام العظيم لم يترك لنا شيئا حتى نكمله من عقولنا، أو من أديان وحضارات أخرى، بل أنزله كاملا شاملا لأمور الحياة كلها، فقد أتم الله النعمة، ورضي الإسلام لنا دينا! بل قال: ﴿وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ﴾. [آل عمران: 85]


ومن تمام بيان الإسلام العظيم أنه مبدأ يحتاج إلى دولة تطبقه في داخل الدولة، وتحمله رسالة هداية ونور إلى العالم عن طريق الدعوة والجهاد، كما فعل رسولنا الحبيب محمد صلى الله عليه وسلم، وسار على نهجه الخلفاء الراشدون من بعده، وليس معقولا يا أمة الإسلام أن يبين لنا إسلامنا العظيم كيف ندخل بيوت الخلاء، وكيف نصلي: «صلوا كما رأيتموني أصلي»، وكيف نحج «خذوا عني مناسككم»، وكيف نصوم، وكيف نأمر بالمعروف وننهى عن المنكر...، ثم لا يبين لنا إسلامنا كيف نقيم الدولة، وكيف ننفذ أحكامه من خلال دولة الخلافة. فمن يقيم الحدود؟ ومن يقتص من القاتل؟ ومن لتارك الصلاة ومانع الزكاة؟ أليس معنى العبادة أن نعبد الله كما شرع؟ أليس العمل لإقامة دولة الخلافة مما شرعه ربنا عز وجل؟ بلى والله!


صحيح أن المسلم يقوم بما افترضه الله عليه، ويجتنب ما نهاه الله عنه بدافع تقوى الله أولاً. ولكن يا أمة خير الأنام محمد عليه الصلاة والسلام، من لم تدفعه تقواه للعمل بما فرض الله، ومن لم تمنعه تقواه عن ترك ما حرم الله، فمن له غير دولة الخلافة تلزمه بطاعة الله؟ أي بتنفيذ أوامره واجتناب نواهيه، وإن لم يمتثل لذلك تطبق عليه الأحكام التي شرعها الله في حقه؟ وكما قيل: "إن الله ليزع بالسلطان ما لا يزع بالقرآن". وهذا أثر معروف وثابت عن الخليفة الراشد الثالث عثمان بن عفان رضي الله عنه وأرضاه.


أيها المسلمون: منذ أن قضى الكافر المستعمر على دولتكم دولة الخلافة، والأمة تعيش في غربة عن أحكام دولة الخلافة، وماهيتها، وأجهزتها، وأحكام البيعة لخليفتها، والسلطان الذي جعله الإسلام لها، وأحكام دار الإسلام، وشروط الانعقاد للخليفة، وشروط المكان الذي تعقد فيه الخلافة.


ونتيجة لهذه الغربة عن أحكام دولة الإسلام استطاع الغرب أن يدخل إلى عقول المسلمين مفاهيم الكفر؛ لتكون بديلا عن مفاهيم الإسلام، فأدخل ما يسمى بالدولة المدنية العلمانية، والديمقراطية، والحريات العامة، والسيادة للأمة. وغيرها من المفاهيم التي لا تمت للإسلام بأدنى صلة.


إن هذه الحملة "الخلافة التي نريد... على منهاج النبوة" مهمة، خاصة بعد أن أصبحت الخلافة مطلبا عاما عند أمة الإسلام تتلمس طريقها إلى العودة إلى ما كانت عليه خلافة راشدة على منهاج النبوة، وبعد أن رأى الكافر المستعمر قوة الرأي العام لها، حيث حذر ساسة الغرب ومفكروه من عودة الخلافة، وقد بين له مفكروه أن دولة الخلافة آن أوانها، وأن جيوش العالم أجمع لن تمنع فكرة آن أوانها! لذا شرع الغرب بمحاولات تشويهها فكرا، وممارسة، من خلال عرض نماذج ومسلسلات فيها تزوير للحقائق التاريخية. وقد جمع الغرب كامل عدته وكل قواه؛ للصد عن سبيل الله بالوقوف سدا منيعا أمام قيام دولة الخلافة، ذلك المشروع الحضاري العظيم الذي يهدد مصالحهم في بلاد المسلمين! ولكن أنى لهم ذلك وأمة الإسلام في مشارق الأرض ومغاربها تعد أبناءها منذ عقود طويلة؛ ليكونوا لهم بالمرصاد؟ والله تعالى معهم وناصرهم، وقد بشرهم في محكم التنزيل بقوله تعالى: ﴿إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ * لِيَمِيزَ اللّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَبِيثَ بَعْضَهُ عَلَىَ بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَمِيعاً فَيَجْعَلَهُ فِي جَهَنَّمَ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ﴾. [الأنفال: 36-37]


هذه الحملة معنية ببيان معنى الخلافة على منهاج النبوة، وماهيتها، وأدلتها، وأجهزتها، وأحكام البيعة، والسلطان، وأحكام دار الإسلام، وكيفية تطبيق الإسلام، وكيفية معاملة غير المسلمين، وكيف نحمله إلى الخارج، وسيكون بحثنا من خلال الأدلة الشرعية المعتبرة، من كتاب الله وسنة رسوله، وما أرشدا إليه، آملين منكم مشاركتنا والعمل معنا في هذه الحملة المباركة استجابة لقوله تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾. [الأنفال: 24]


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
حسن حمدان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı