خبر وتعليق   المستعمرون وعملاؤهم لن يتمكنوا أبدا من تغيير مصيرنا! (مترجم)
خبر وتعليق   المستعمرون وعملاؤهم لن يتمكنوا أبدا من تغيير مصيرنا! (مترجم)

  الخبر: بدأ مسؤولون من أكثر من 30 دولة و40 منظمة دولية يوم الخميس مؤتمر التعاون الاقتصادي الإقليمي حول أفغانستان مدته يومين في كابول وذلك لبحث سبل إعادة بناء الاقتصاد الأفغاني الذي مزقته الحرب. وسيركز المؤتمر على إعادة إحياء الاقتصاد عبر "طريق الحرير" بهدف تحويل أفغانستان إلى مركز إقليمي لربط آسيا الوسطى بجنوب آسيا خلال الـ10-15 عاما القادمة. وسيناقش المؤتمر أيضا مجالات أخرى كقطاعي الصحة والتعليم والتجارة والتنقل والجمارك ومراقبة الحدود، والمشاريع الصغيرة والمتوسطة والطاقة والزراعة والموارد البشرية وأزمة اللاجئين. وقد عقدت قبل هذا المؤتمر مؤتمرات "التعاون الاقتصادي الإقليمي" RECCA مرات عديدة سابقا، ففي كابول عام 2005 وإسلام آباد عام 2009 واسطنبول عام 2010 ودوشانبي عام 2012، والآن في عام 2015 يعقد مؤتمر RECCAالسادس والذي سيكون في الثالث والرابع من أيلول/سبتمبر. التعليق: خلال 14 عاما من الاحتلال الأمريكي ومعه قوات حلف شمال الأطلسي، شهدت أفغانستان مؤتمرات سياسية واقتصادية وثقافية عديدة، لكن أيا من المسلمين الأفغان أو الباكستانيين أو الطاجيك أو الأوزبك إلخ قد شهد أي تغيير إيجابي طرأ على حياتهم، بل على العكس فقد تحولت هذه البلاد إلى ساحات حرب وعاش الناس فيها حياة يأس وبؤس نتيجة للحروب بالوكالة بين القوى الاستعمارية الجشعة. كانت ولا تزال هذه الحرب المعلنة في أفغانستان والتي من وراء ستار في باكستان تسير على قدم وساق، والآن سيتم تصديرها لتمتد إلى بلدان آسيا الوسطى، ذات الحدود الطويلة والتي سرعان ما ستكون غير آمنة كما في الحدود مع وزيرستان. ويرجع كل هذا إلى الدوافع الاستراتيجية الاستعمارية للولايات المتحدة وحلف شمال الأطلسي، لأن واحدا من أهم أهداف الولايات المتحدة في المنطقة هو احتواء نفوذ روسيا والصين، فضلا عن السيطرة على موارد بحر قزوين. والآن ومن أجل تحقيق هذا الدافع والاستفادة من الموارد لصالحها الخاص، أصبح إيجاد طرق نقل أمرا أساسيا وضروريا. وتحت ستار مثل هذه المؤتمرات تريد الولايات المتحدة أن تهيئ الأرضية لتتمكن من مد جذورها في المنطقة. وعلاوة على ذلك، فإن كابوس الولايات المتحدة هو أن تُقام الخلافة على منهاج النبوة في المنطقة، فقامت بتبني أساليب أخرى عديدة تبنتها لمنع إقامة دولة ستهدد وتحد من هيمنتها الإقليمية والعالمية، وأصبح كل همها أن تستبق الأحداث وأن تضع كل ما تستطيع من عقبات أمام إقامة دولة الخلافة، التي ستوحد الأمة وسيكون لها كامل السيطرة على الأرض ومواردها. إن مؤتمر RECCA هذا هو واحد من تلك الجهود التي تسعى من خلالها الولايات المتحدة ومعها حلف شمال الأطلسي والشركات العالمية الكبرى إلى غرس بذور الرأسمالية عميقا في المجتمع، ولتتمكن من إقناع دول المنطقة ولا سيما جمهوريات آسيا الوسطى بأن أمريكا وحلف شمال الأطلسي يمكن أن يساعدوها في استخراج موارد بلادهم وتسهيل دخولها الأسواق الدولية وتحديدا أسواق جنوب آسيا. كل هذا يحدث في الوقت الذي انهارت فيه الأيديولوجية الرأسمالية أو تكاد وذلك كونها تسمح للشركات الكبيرة والشركات متعددة الجنسيات وغيرها بتملك الموارد العامة كالبنزين والغاز ومصادر الطاقة الأخرى وكما تسمح بوجود الشركات الخاصة لتصنيع الأسلحة تحت مسمى "حرية التملك"، ما تسبب في إيجاد فجوة بين الأغنياء والفقراء تزداد اتساعا وعلى نطاق واسع يوما بعد يوم. ولنهب موارد العالم، وبخاصة دول العالم الثالث، كانت دائما تستخدم مصطلحات براقة خادعة من مثل القطاع الخاص والاستثمار الأجنبي والعولمة إلخ. وباستخدامها لتلك الأفكار كانت الرأسمالية توسع نطاق هيمنتها العالمية وتستعمر البلدان الغنية بالموارد، وخاصة بلاد المسلمين. أما عن الجيش فإنهم يستخدمونه باعتباره واحدا من أدواتهم الرئيسية لإخضاع الدول التي ليست على استعداد للسماح بنهب مواردها واحتلال أراضيها عسكريا وسياسيا واقتصاديا وثقافيا. وبسبب هذه السياسات التي تنتهجها الدول الرأسمالية غرق العالم في الفقر والأمية والبطالة وغياب القانون. إن ما جلبته الولايات المتحدة وحلف الناتو لأفغانستان بعد الغزو من فقر وكفر وفحش وقتل وبطالة وتشرد وتضخم وغيرها من أمور يؤذن بمواصلة توسع استعماري لهم على هذه الأرض يحمل معه مزيدا من الشقاء والمعاناة للأفغان. إن الطريقة الوحيدة التي يمكن بها الخروج من هذا الوضع المزري هو أن نقول "لا" للرأسمالية الغربية ونظامها "الديمقراطي" الفاشل وأن نستبدل بها الإسلام استبدالا جذريا. فهو النظام الذي أرسله لنا خالقنا العظيم، الله جل جلاله، والذي قال في كتابه: ﴿ألا يعلم من خلق وهو اللطيف الخبير﴾. فيا أهل هذه البلاد المسلمين: إن الله قد أنعم علينا بإنزاله طريقة كاملة شاملة للعيش، جاءنا بها سيد البشر وخيرهم محمد عليه الصلاة والسلام. إنه رسول الله عليه الصلاة والسلام الذي أرسله للعالمين "بشيرا" و"نذيرا". ونحن، أمة محمد عليه الصلاة والسلام تقع على عاتقنا المسؤولية ذاتها: حمل دين الله للبشرية كافة لإخراجها من الظلمات إلى النور. وبالتالي، فلنوقف هذه الأيديولوجيات الوضعية عن التسبب لنا بالأذى فوق ما تسببت به. وإن الواجب علينا أن نسعى جاهدين ونصل الليل بالنهار لإخراج الاستعمار ونظامه الفاشل وحكامه الدمى من بلادنا واستبدال الإسلام ونظام حكمه بهم جذريا، نظام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، الذي لن يخرج المسلمين فحسب من الظلمات والظلم والفقر والقهر بل البشرية جمعاء إلى نور الإسلام وعدله.     كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرسيف الله مستنيررئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

0:00 0:00
Speed:
September 07, 2015

خبر وتعليق المستعمرون وعملاؤهم لن يتمكنوا أبدا من تغيير مصيرنا! (مترجم)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı