خبر وتعليق النظام العلماني في تركيا بيئة خصبة يزدهر فيها إدمان المخدرات ويتكاثر بينما يُضيَّق فيه الخناق بل ويضطهد فيه حملة الدعوة (مترجم)
September 25, 2014

خبر وتعليق النظام العلماني في تركيا بيئة خصبة يزدهر فيها إدمان المخدرات ويتكاثر بينما يُضيَّق فيه الخناق بل ويضطهد فيه حملة الدعوة (مترجم)


الخبر:


في الواحد والعشرين من أيلول أُعلن أنه ووفقا لبيانات من معهد الإحصاء التركي (TUIK) ظهر ازدياد كبير خلال السنوات الأخيرة في نسبة من يتعاطون المخدرات ويتورطون في الجرائم. وقد بلغ عدد الأطفال الذين انخرطوا في جرائم موثقة لدى قوات الأمن حوالي 273 ألفا و571 . وفي الوقت الذي بدأ فيه الخبراء بمناقشة التدابير الممكن اتخاذها في ضوء هذه البيانات الرهيبة، نراهم وقد اعتراهم القلق من احتمالية تفاقم هذه الظاهرة في المدى القريب، فالمدرسة تشكل بيئة خصبة وأهم سوق للمخدرات يرتاده نحو 16 مليوناً و400 ألف طالب بدأوا العام الدراسي حديثا. ووفقا للبيانات، فإن 57.9% من الأطفال الموثقين تتراوح أعمارهم ما بين 15-17 عاما، و25% منهم ما بين 12-14 عاما، و17.1% منهم ما بين 6-11 عاما، هذا كله مع زيادة عامة بنسبة 14.5% لعام 2013 مع أخذنا بعين الاعتبار أن هذه كلها هي الحالات الموثقة في الدوائر الأمنية.

التعليق:


عبر السنوات التي خلت، لم تسهم هذه البلاغات والبيانات التي تنشر أرقاما جديدة كل يوم عن حجم مأساة انتشار المخدرات والجريمة في إيقاف أو حتى خفض نسبة انتشار المخدرات بين شبابنا المسلم وحتى أطفالنا. بل على العكس تماما، فلا زلنا نقف موقف المتفرج ونحن نرى يوما بعد يوم ازديادا في نسبة شبابنا الذين يقعون ضحية لهذه الآفة المستوردة من الغرب. المخدرات والجرائم وكذلك الأعمال الإجرامية الناتجة عن تعاطي المخدرات خلقت جميعها مشاكل جدية خطيرة كلفت شبابنا والبيئة المحيطة بهم الكثير الكثير. فعوضا عن أن يكون الشباب مفعماً بالأمل والحيوية والنشاط والاندفاع ليؤثر ويحدث تغييرات إيجابية في المجتمع والعالم فيكملوا ويزيدوا على ما يبذله معهم آباؤهم، عوضا عن ذلك كله نرى جيلا بين الحياة والموت يصارع ليبقى على قيد الحياة.


وقد حاول العديد من الخبراء تفسير وشرح الأسباب الكامنة وراء التزايد الواسع لأعداد الشباب بل والأطفال الذين يدخلون في دوامة المخدرات فعدُّوا محاولة بحث هذه الأجيال عن الهوية إضافة إلى مشاكل المجتمع الاقتصادية والتعليمية والاجتماعية هذا فضلا عن انعدام خبرتهم في الخروج من هذه المشاكل وإيجاد حلول ناجعة لها عدّوها أسبابا تدفعهم للإقدام على ذلك. وما هو متفق عليه عند الجميع دائما هو أن مشكلة تعاطي المخدرات ليست مشكلة فردية فحسب بل هي مشكلة اجتماعية مجتمعية لا يمكن حلها ببساطة عبر تعديل لبعض القوانين.


ومن جهة أخرى، فمنذ تأسيس الجمهورية التركية، والشباب المسلم التقي الذي ما شارك يوما بجريمة ولا سيما شباب حزب التحرير الذين يسعون جاهدين لحل مشاكل الناس التي تسبب بها العيش في ظل حياة غير إسلامية يسجنون ويلاحقون ويوصمون زورا وبهتانا بالإرهاب والإجرام!


لذلك ومن جديد فنحن نساء حزب التحرير نريد تذكير كل من يسعى بصدق لإنقاذ شبابنا ومجتمعاتنا من هذه الآفات بهذه الحلول الفريدة الجذرية:


1. يخاطب الله تعالى عباده بأنه هو الفرد الصمد الواجب إفراده بالعبادة. فيا أيها المسلمون، ويا أيها المعلمون والعلماء والأطباء والباحثون يا من تعتقدون بالإسلام، علموا شبابنا هذه الآية، الوصفة الفريدة المميزة، والتي بها فقط يعرف شبابنا هويتهم ولا يُضلَّلون أو يتوهون أثناء بحثهم عنها، يقول الله تعالى: ﴿وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴾ [الذاريات: 56].


2. إن العلمانية والديمقراطية هي التي جعلت الناس عبيدا لشهواتهم ورغباتهم الخاصة لا عبادا لله تعالى. ففي نظام كهذا والذي فيه تناقض صريح مع الآية السابقة لن تُفلح ولن تنجح أي محاولة للعلاج مهما دُرِّست هذه الآية للناس فالواقع كما يعترف أصحاب هذا النظام أنهم سيحتاجون وبشكل مستمر لتشريع قوانين جيدة لتحل مشاكل ولدتها قوانين حالية. وعلاوة على ذلك، فإن أي قانون سيُسن سيكون همه في المقام الأول خدمة النظام العلماني الديمقراطي والحفاظ عليه. ومع ذلك كله ها هو الغرب الأكثر علمانية والأكثر ديمقراطية كما يدعي يكافح ويصارع من أجل حل مشكلة وآفة المخدرات المتزايدة.. لذلك فإن الواجب علينا أولا تغيير هذا النظام وتطبيق نظام قائم على أحكام الله وشرعه المستنبط من القرآن والسنة والذي به تُرعى مصالحنا ويُحمى شبابنا. فالنظام الذي يقوم على أن الإنسان عبد لله تعالى لن يسير أبدا على هوى الإنسان وشهواته. ﴿الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ﴾ [ابراهيم: 1].


3. وإننا في هذه النصيحة، ندعوكم أيضا إلى حماية إخوتكم وأخواتكم الذين يقدمون لكم النصح والمشورة في الحق بإذن الله فيأمرونكم بالمعروف وينهونكم عن المنكر. إخوتكم وأخواتكم الذين لا يريدون لكم إلا كل خير. وليس أعظم من خير كشف فشل هذا النظام الفاسد الذي حوّل شبابنا إلى مدمني مخدرات وفتح أمامهم كل أبواب الشر وحول عالمهم إلى زنزانة يموتون فيها.


إن إخوتكم في حزب التحرير يعامَلون كإرهابيين ومجرمين مع أنهم يحملون هَمَّ الإسلام وهو عمل مدحه الله عز وجل، بل ويكافحون من أجل إنقاذ شباب الأمة ليس في تركيا فحسب بل في العالم بأسره سائرين على الطريقة السياسية لرسول الله صلى الله عليه وسلم.


أيها المسلمون، إن الخلاص والانعتاق من هذه المشاكل الكثيرة لا يكون أبدا عبر حل جزئي لمشكلة جزء من مكونات المجتمع بل على العكس تماما فهو لا يكون إلا عبر حل كامل شامل جذري وتطبيق فوري لأحكام الله وتعاليمه وشرعه فننال بذلك عز الدنيا والآخرة بإذن الله.


﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُون﴾ [الأنفال: 24]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أم خالد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı