خبر وتعليق   النظام السعودي الكافر يعلن مزيدًا من القوانين غير الإسلامية التي تنظم زواج مواطنيها من غير السعوديين   (مترجم)
August 13, 2014

خبر وتعليق النظام السعودي الكافر يعلن مزيدًا من القوانين غير الإسلامية التي تنظم زواج مواطنيها من غير السعوديين (مترجم)


الخبر:


صدر مؤخرًا تقرير في صحيفة "مكة دايلي" وقد نشر أقوالًا للقائد العام لشرطة مكة المكرمة، اللواء عساف القرشي، بخصوص تشديد قوانين الزواج في المملكة العربية السعودية بين الرجال السعوديين وغير السعوديين. وذكر القرشي أنه من الآن فصاعدًا على الرجال السعوديين الذين يتقدمون بطلبات للزواج من بلدان أخرى يجب أن تكون أعمارهم أكبر من 25 عامًا ولا بد من موافقة الحكومة. وقال أيضًا إن الرجال المطلقين الذين يسعون لمثل هذه الزيجات لن يسمح لهم بتقديم الطلبات في فترة ستة أشهر من طلاقهم. وأبرز ما ذكره رئيس الشرطة أن المملكة العربية السعودية قد منعت مواطنيها من الزواج من الوافدين من أربعة بلدان محددة هي باكستان، وبنغلادش، وتشاد، وبورما. وتهدف هذه الخطوة بشكل واضح إلى عدم تشجيع الرجال السعوديين على الزواج من جنسيات مختلفة.


التعليق:


لقد أظهر النظام السعودي الكافر مرة أخرى استخفافه السافر بأحكام الإسلام، وتقديسه المصالح الوطنية الفاسدة وتقديمها على أوامر الله سبحانه وتعالى. فمن خلال الإعلان عن هذه القوانين الجديدة العنصرية والسخيفة المتعلقة بالزواج، والتي تتناقض بشكل صارخ مع أحكام الشريعة الإسلامية، فإن النظام السعودي قد كشف عن الكذبة بأنه صوتٌ يمثل الإسلام! وكشف عن تمثيله الرخيص في تطبيق أحكام الشريعة الإسلامية. منذ متى جعل الإسلام الحد الأدنى لسن الزواج هو 25 عامًا؟ منذ متى كانت دولة الشريعة الإسلامية هي "ولي الأمر" التي لا بد للرجال المسلمين من أخذ موافقتها على عقود زواجهم؟ منذ متى جعل القرآن والسنة "فترة عدة" الرجال المطلقين هي 6 أشهر؟ ومنذ متى حرم ديننا الزواج من جنسيات معينة؟!


هذه هي الدولة التي دمرت العديد من المواقع التاريخية الإسلامية داخل أراضيها على أساس ما تطلق عليه محاربة البدعة في الدين. ومع ذلك فهي لا تتورع عن تشريع القوانين التي تتناقض بشكل صارخ مع أحكام الإسلام، ولا تتورع عن أن تستند في كل حكمها إلى الكفر. في الحقيقة إن مجرد وجود هذا النظام الملكي القمعي هو "بدعة"!


إن قيود الزواج الفاسدة هذه تنبع من مفهوم "القومية" الفاسد الذي عمل الإسلام على استئصاله من عقول وقلوب المسلمين، ودعاهم إلى المؤاخاة والتوحد في نظام واحد وفي ظل حاكم واحد. إلا أن النظام السعودي قد تأسس على أساس هذا المفهوم الفاسد، وهو منذ نشأته يسعى إلى غرسه وتعزيزه بين الناس، في محاولة منه لإعادتهم إلى عصور الجاهلية. فقد قال الرسول صلى الله عليه وسلم عن العصبية: «دعوها فإنها منتنة»، وقال أيضًا: «يا أيها الناس إن الله قد أذهب عنكم عبية الجاهلية وتعاظمها بآبائها، فالناس رجلان بر تقي كريم على الله وفاجر شقي هين على الله أنتم بنو آدم وآدم من تراب، ليدعن رجال فخرهم بأقوامٍ إنما هم فحم من فحم جهنم أو ليكونن أهون على الله من الجعلان التي تدفع بأنفها النتن».


هذه هي نفس القومية المقسمة والخبيثة التي جعلت حكومات السعودية ومصر وتركيا والأردن وغيرها في جميع أنحاء العالم الإسلامي، لا تحرك ساكنًا، في الوقت الذي منعت فيه جيوشهم المسلمين من التدخل في فلسطين وسوريا وميانمار وأفريقيا الوسطى وغيرها من البلاد التي يقوم أعداء الإسلام فيها بذبح المسلمين. إنه نفس المفهوم الفاسد الذي يدفع علماء السلاطين لإصدار التصريحات والفتاوى أمثال مفتي السعودية عبد العزيز آل الشيخ، الذي قال إن المظاهرات تضامنًا مع الفلسطينيين "هي مجرد أعمال غوغائية عديمة الفائدة". ولذلك، إذا أرادت السعودية رفض ما هو حقيقة "أجنبي"، فإنها لا بد أن تبدأ من خلال رفض المفهوم "الأجنبي" المفروض على الأمة والمتمثل في "الدولة الوطنية"، وهو مفهوم دخيل على الإسلام ولا مكان له في بلاد المسلمين. وإذا أراد الملك عبد الله منع الزواج من "الأجانب" الحقيقيين، فإن ذلك الزواج الذي يعقده هو ونظامه مع أسياده الغربيين هو أول زواج لا بد من منعه!


إن آخر ما شرعه النظام السعودي من أنظمة للزواج يقدم ببساطة دليلًا إضافيًا على أن حكم هذا النظام لا يتشابه مع الحكم الإسلامي الحنيف قيد أنملة. وبالتالي فإننا في أشد الحاجة إلى القضاء على هذا النظام وغيره من الأنظمة القائمة في العالم الإسلامي، واستبدال نظام الخلافة الإسلامية بها جميعها، فالخلافة هي وحدها القادرة على تطبيق أحكام الإسلام بشكل كامل وشامل وصحيح في بلادنا، بما في ذلك القضاء على مفهوم القومية الخبيث الذي سمم بلادنا لفترة طويلة جدًا.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. نسرين نواز
عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı