خبر وتعليق النظام السعودي يُسكِت المتفائلين
March 16, 2015

خبر وتعليق النظام السعودي يُسكِت المتفائلين

الخبر:


ولي العهد يعلن تقديم المملكة حزمة مساعدات بـ4 مليارات دولار لمصر (وكالة الأنباء السعودية 2015/03/13)

التعليق:


بعد تغير رأس النظام السعودي الحاكم علت بعض الأصوات المتفائلة ممن يظن أن مشكلة نظام الحكم هي شخص فلان أو تدخل فلان، وأن الموت أو العزل سيغير وجهة نظر نظام الحكم وسياسته تجاه الإسلام والمسلمين، ورغم أن الأصل في المؤمن أنه لا يلدغ من جحر واحد مرتين، ورغم أن نداءات المخلصين من أبناء بلاد الحرمين والمسلمين موصولة بأن تغيير وجه الحاكم لا يغير من نظامه شيئا إلا أن هذا النظام استطاع لوهلة أن يؤمل بعض المتأملين ويصوّر لهم أن تغيرا ما سيحدث..


حال استلامه، قام النظام باستقبال رؤوس التآمر العالمي على الإسلام والمسلمين، بكل حفاوة وكرم، وأكد في كل لقاءاته أنه ماضٍ على نهج من سبقوه..


بعد أيام قليلة من تغيير نظام الحكم أصدرت نيويورك تايمز تقريرا ذكرت فيه أن محمد بن نايف - وهو الركن الأساسي في النظام الحاكم الجديد - هو "العدو الأكبر للإخوان المسلمين" وكلنا يعلم أن استخدام عبارة "الإخوان المسلمين" ليس إلا إشارة للإسلام السياسي والجماعات الإسلامية..


بضعة أيام أخرى، وإذ بامرأة كاشفة الرأس تمثل السعودية في مجلس الأمن لأول مرة، لتوجه صدمة حقيقية لكل من ظن أن للوجوه الجديدة في نظام الحكم "توجها دينيا"!..


بعدها بأيام معدودة أقام النظام مؤتمره السنوي لـ"مكافحة الإرهاب" والذي أكد فيه من جديد على نهج محاربة الإسلام والمسلمين بحجة "الإرهاب" وكأن مشكلتنا ليست مع أمريكا أو بريطانيا أو من يقتل المسلمين في كل مكان وإنما المشكلة المستعصية لأهل الأرض هي "المسلمون المتطرفون"، وأكد المؤتمر على وجوب التزام نهج المملكة في "الحوار" و"أدب الاختلاف"! تماما كما كان النظام السابق يؤكد دائما...


قبل أيام قليلة ألقى الملك سلمان خطابا للشعب، لم يحمل جديدا، بل أكد فيه كل ما كان يقال في السابق حول وجوب التزام المعاهدات الدولية، ووجوب مكافحة الإرهاب، وطبعا التذكير بمنّة الأمن والأمان، فلم يحمل الخطاب أي تغيير أو توجه لتغيير..


حتى إن معرض الكتاب، وإن كان مجرد معرض للكتاب فإنه لم يخل من إثارة الجدل!، فعدا عن تسمية المؤتمر "الكتاب تعايش" في تأكيد واضح لنهج النظام في حوار الأديان ومكافحة التطرف الذي أكد عليه في مؤتمره وفي خطابه، فإن إحدى المحاضرات التي ألقيت في المؤتمر استخدمت كما العادة للهمز واللمز بمن يدافع عن أحكام الإسلام، فقد نسي صاحب المحاضرة دماء المسلمين التي تسيل في العراق وسوريا وفي كل مكان وأخذ بالتباكي على الأصنام والمباني الأثرية التي هدمت في العراق، وعندما تصدى له أحد المسلمين بتوضيح أن هدم الأصنام حكم شرعي فعله الرسول صلى الله عليه وسلم، تلقفت وسائل الإعلام الخبر - كعادتها في أيام النظام السابق - لمهاجمة هذا المسلم واتهامه بالدفاع عن "الإرهابيين". وبما أننا تطرقنا لوسائل الإعلام لا بد أن نذكر أن المتابع لوسائل الإعلام السعودية في عهد الملك الجديد لا يجد أي تغيير في محاور اهتماماتها، فلا يمضي يوم إلا وتثار قضايا الحريات والمرأة والهيئة والابتعاث والإرهاب والإسلام السياسي... تماما كما كانت في عهد النظام السابق دون أي تغيير..


وأخيرا جاءت مشاركة ولي العهد (بالصفة الرسمية هو الرجل الثاني في نظام الحكم بعد الملك) في مؤتمر دعم وتنمية الانقلاب المصري ورجل أمريكا السيسي، ورغم التسريبات التي ظهرت مؤخرا التي ظن الكثيرون أنها ستوتر العلاقة السعودية المصرية، ورغم تفاؤل المتفائلين بصفحة جديدة مع الإسلاميين وضد المجرم السيسي، جاءت المشاركة في هذا المؤتمر لتؤكد استمرار المملكة في موقفها الداعم للنظام المصري العميل، ولنهجه الخادم لأمريكا الحامي لدولة يهود، ولعل كيري لم يكن مخطئا حين قال في المؤتمر نفسه "نسعى جميعاً من أجل مستقبل إسرائيل" فيما ادعى بعدها أنها مجرد زلة لسان، رغم أنه استغل المؤتمر نفسه للتأكيد على التزام أمريكا بحل الدولتين بين كيان يهود والفلسطينيين، بحضور ولي العهد السعودي ودون أن يشعر ولي العهد بأي خجل.. ولم يكتف ولي العهد بالإعلان عن الدعم المادي بل عبر عن ارتياحه للخطوات التي يسير عليها السيسي وطالب المجتمع الدولي بدعمه وأكد أن المملكة مستمرة في النهج الذي بدأه الملك عبد الله من قبل...


فهل تكون هذه المشاركة وهذا التبرع وهذه التصريحات هي القشة التي ستقصم ظهر كل المتفائلين في النظام الجديد؟


وهل يقتنع أبناء بلاد الحرمين الشريفين وعموم المسلمين أخيرا أن تغيير وجه الحكم في هذه الأنظمة لا قيمة له، ولا يؤدي إلى تغيير، وأن التغيير الحقيقي هو تغيير أنظمة الحكم هذه نفسها، وإقامة الحكم الراشد الذي يرضي الله ورسوله؟

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد بن إبراهيم - بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı