خبر وتعليق    انفجار عنيف ينهي مصنع البراميل المتفجرة في مطار حماة العسكري
December 05, 2014

خبر وتعليق انفجار عنيف ينهي مصنع البراميل المتفجرة في مطار حماة العسكري


الخبر:


هز انفجار عنيف السبت مدينة حماة بأكملها وقع داخل مطار حماة العسكري نجم عن انفجار برميل متفجر أثناء تجهيزه داخل المطار.


وكشف رئيس تحرير صحيفة "حماة اليوم" زيد العمر عبر تسريبات حصل عليها من داخل مطار حماة العسكري، أن الانفجار نجم عن تفجّر برميل أثناء تجهيزه بين أيدي خبراء العمل ومسؤولي تصنيعه. وقد وقع الانفجار داخل المكان الذي يتم فيه صناعة البراميل المتفجرة، مما أدى إلى انفجار المواد المتفجرة وعدّة براميل كانت بجانب الخبراء أثناء التصنيع. وأكدت لنا مصادر من داخل المطار انفجار مبنى التصنيع بأكمله واحتراقه بشكل كامل جراء اشتعال المواد المتفجرة التي كانت داخل المبنى"، وأسفر الانفجار عن مقتل عشرة أشخاص من مجموعة خبراء تصنيع وتجهيز البراميل المتفجرة، جلّهم من الطائفة العلوية، بينما سقط عدد كبير من الجرحى في صفوف عناصر حماية مكان التصنيع تم نقلهم عبر خطّ ساخن إلى مشافي مدينة مصياف بريف حماة الغربي". وعن أهمية مطار حماة العسكري، يقول العمر إنه يعتبر "المركز الأول الذي يشرف على تصنيع البراميل المتفجرة في سوريا، حيث ينتج يوميا أكثر من 40 برميلا متفجرا، إضافة إلى أنه يحتوي على عدد كبير من الخبراء والمختصين في صناعة المتفجرات والبراميل والحاويات المتفجرة والمتواجدين في المطار تحت إشراف إيراني".


يشار إلى أن مطار حماة العسكري يقع في الجزء الغربي من مدينة حماة، ويعد أكبر معقل للنظام في المدينة، كما يحوي داخله فرع المخابرات الجوية ومعتقلا كبيرا للمدنيين من أهالي المدينة.


التعليق:


خبر يدخل الفرح والسرور لنفوس المسلمين وقلوبهم من شدة ما وقع من ظلم وقتل على المسلمين من هذه البراميل وصانعيها. كيف لا وقد أخذهم الله بذنبهم وأذاقهم مما أذاقوا منه المستضعفين من الولدان والنساء. فهذا الحدث إلى جانب أنه يخفف عن المسلمين المتضررين في الشام من وقع البراميل، فإنه يكبد النظام الخسائر الفادحة نفسيا ومعنويا، إلى جانب دمار مصنعها الرئيس حيث إن المطار هو المسؤول عن توزيع البراميل المتفجرة إلى معظم مطارات سوريا وخاصة إلى مطارات حمص وحلب، فهو المركز المسؤول عن تغذية المطارات بالبراميل والحاويات المتفجرة لتلك المدن، حسب المصدر.


ولا نتجاهل الخوف والرعب الذي أسقطه الله في قلوبهم بإذنه تعالى. فهذا هو مكر الله الذي يستحقه أولئك الخاسرون ﴿أَفَأَمِنُواْ مَكْرَ اللّهِ فَلاَ يَأْمَنُ مَكْرَ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْخَاسِرُون﴾، وقال تعالى أيضا فيما يصف حالهم ﴿لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِ * مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ﴾ فهذه بشرى خير للصابرين المحتسبين من المستضعفين في الشام الذين ينتقم الله لهم.


وفي الوقت الذي تهوي فيه أوراق النظام السوري إلى الهاوية، فمع شح المجندين في الجيش يلجأ الجيش لقهر أبناء الطائفة العلوية على الالتحاق بالتجنيد عبر ما يسمى قوات الدفاع الوطني ليعود أغلبهم في أكفانهم، وفي الوقت الذي بدأت الأصوات تعلو من قبل أبناء الطائفة العلوية نفسها ضد هذا النظام بحيث فقد سنده في الداخل كليا، فإن بشرى خراب مصنع تصنيع البراميل كليا وهلاك خبرائه، تسحب من يد النظام أداة لطالما استخدمها لتحقيق أكبر فتك بأقل تكلفة، فهي محطة مهمة في محطات انحدار النظام نحو الهاوية بسرعة فائقة.


لم يتمكن أحد بعد من إحصاء ضحايا البراميل بشكل فعلي حتى الآن، لكن آخر إحصائيات لحقوقيين سوريين تشير إلى مقتل أكثر من 2700 سوري منذ بدء الثورة وقعوا ضحايا للبراميل بالذات بينهم ما يقرب من 700 طفل و300 امرأة، عبر إلقاء أكثر من 1940 برميلاً متفجراً على الأجزاء الخاضعة لسيطرة المعارضة وبالذات مدينة حلب.. ويُذكر أنه بدأ استخدام البراميل المتفجرة في الأحداث العراقية الراهنة.


إن استعمال مثل هذه الأسلحة إنما يمثل دليلا على أن الأنظمة الحاكمة في العالم العربي والإسلامي ما هي إلا أنظمة طاغوتية، تتوارث الحقد على شعوبها والفتك بها بكل السبل، ففي مصر تم قتل أكثر من ثلاثة آلاف مسلم في يوم واحد في سابقة لا مثيل لها في التاريخ السياسي الحديث، وفي العراق وسوريا تستعمل البراميل المتفجرة لتلقى على البيوت والأسواق والتجمعات بغية القتل العشوائي،


فهذا الخبر بشارة للأمة الإسلامية، إذ يقول الرسول صلى الله عليه وسلم فيما روى البخاري: عَنْ أَبِي مُوسَى رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ» قَالَ: ثُمَّ قَرَأَ ﴿وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ﴾.».


وهي بشرى للمؤمنين بأن الله تعالى أذن بأخذ أولئك الظلمة الذين لا يرقبون في مؤمن إلا ولا ذمة، وما هذا إلا نتاج دعاء الأرامل واليتامى، فليجأر أهل الشام وكل مؤمن بالدعاء لله تعالى بأن يعجل بأخذ الظالم الأسد، ويجعله عبرة لمن يعتبر.


كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أم مالك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı