خبر وتعليق    انتخابات ميتة.. ونظام مشلول.. وأمة تقف بالمرصاد
November 19, 2014

خبر وتعليق انتخابات ميتة.. ونظام مشلول.. وأمة تقف بالمرصاد


الخبر:


ضجيج وعويل أزعج الكثير من أهل السودان من صيحاته وعويله فلا تكاد تفتح صحيفة أو تلفازاً أو مذياعاً إلا ويطل عليك الحديث عن الانتخابات القادمة، وها هي صحف الخرطوم تمتلئ اليوم بمقالات وأخبار ولقاءات كلها تتحدث عن الانتخابات، ومن بين تلك الأخبار نتناول ما أوردته صحيفة الرأي العام الصادرة صباح اليوم الاثنين 17 نوفمبر 2014م العدد (6118) حيث جاء فيها: (المفوضية تغلق السجل وعدد المسجلين مليون ونصف) وفي لقاء في نفس الصحيفة بمسؤول السجل الانتخابي بمفوضية الانتخابات الفريق الهادي محمد أحمد يقول: (حصيلة التسجيل (1,5) مليون مسجل ولدينا مراكز تسجيل خارج الشبكة ولا توجد وسيلة اتصالات بها وقد كان السجل (1,6) مليون ناخب في الانتخابات الماضية ستحذف منه الوفيات ومن فقدوا الجنسية).

التعليق:


إن ما يحدث في بلاد المسلمين من ممارسات سياسية تحت مسمى الانتخابات تكاد تكون هي (نكتة العصر) بلا منازع فالانتخابات في كل من مصر وتونس وها هو السودان على خطاهم كلها انتخابات بلا ناخبين، وأصوات بلا مقترعين ولا حناجر فهي جسد بلا حياة بل هي في حكم العدم ودليل ذلك ابتعاد أبناء الأمة عن المشاركة في هذه العملية السياسية التي يصفونها باللعبة القذرة ولقد ترفعت الأمة عن المشاركة في القاذورات فهي أمة تقية نقية نظيفة فلا تشارك في اللعب القذر وتعداد المسجلين والمشاركين الضئيلة في هذه الانتخابات تفصح عن حقائق جلية لا تحتاج إلى عبقرية لمعرفتها ولذلك فإننا نقول الآتي:


أولاً: إن الثورات التي لم تكتمل في بلاد المسلمين وما زالت الشعوب في المنطقة تقف على مبدأ الإسلام العظيم الذي سيجعلها تغلي في القريب العاجل مطالبة بحقوقها وهويتها التي سرقت في حين غفلة من الزمان ولأن الحكام يعلمون ذلك جيداً لذلك يتشدقون بالانتخابات ويحاولون امتصاص رغبة الأمة في التغيير الحقيقي بذات الوسائل والأساليب المتبعة وكأنهم قرأوا على يد شيطان واحد، ولكن نقول لهم إن الثورة آتية وإن التغيير قادم.


ثانياً: إننا أهل السودان قد كفرنا بالديمقراطية وبالانتخابات المفضية إلى تكريس الأوضاع القائمة ليس فقط لأن الديمقراطية هي فكرة خيالية غير قابلة للتطبيق وهذا بشهادة أهلها، وليس فقط لأن النظام الديمقراطي لا يمثل الأغلبية ولا يأتي بالأغلبية داخل البرلمان وهذا أيضاً بشهادة شيخ الرأسمالية والديمقراطية الغربية جورج سورس في كتابه (أزمة الرأسمالية العالمية)، حيث يقول: (الرأسمالية والديمقراطية يتبعان قوانين مختلفة فالرأسمالية تخدم المصالح الخاصة) ولهذا فإن النظام الديمقراطي هو نتاج التحالفات الآنية الأنانية بين رجال المال والسياسة، ونحن لا نرفض الديمقراطية لكل هذه الأسباب لكننا نرفضها لأنها تجعل التشريع للبشر بأغلبية الأصوات داخل البرلمان أما في الإسلام فالتشريع بقوة الدليل وهذا هو ديننا لذلك نكفر بالديمقراطية التي تصادم هذا الدين العظيم.


ثالثاً: أن الانتخابات المزمع عقدها في فبراير من العام القادم ما هي إلا حلقة من حلقات المؤامرة لتفتيت ما تبقى من السودان بإشراك القوى السياسية ومنظمات المجتمع المدني في تمزيق السودان بحسب الرؤية الأمريكية.


رابعاً: لقد بلغ الأهل في السودان مرحلة من الوعي والاستنارة بحيث ما عادت تنطلي عليهم هذه الأنواع من أنواع العبث واللعب بمقدرات وقضايا الأمة كما ويقف خلف الأمة وأمامها رجال يمشون بالإسلام دعوة وكفاحاً ونضالاً من أجل سيادته وريادته ولذلك فإن الصوت اليوم هو صوت الإسلام لا غير وأي محاولة لتكميم هذه الأصوات أو محاصرة تلك الرغبات هي محاولة خاسرة فاشلة وستكسب الأمة المعركة إن شاء الله.


خامساً: إننا ندعو أهل السودان قاطبة للعمل السياسي على أساس الإسلام وجعل الانتخابات على أساس مبدأ الأمة لتختار رجلاً تبايعه على كتاب الله وسنة رسوله عليه الصلاة والسلام فيقيم فيها الدين، فيتشرف بذلك السودان كونه جعل نقطة الارتكاز لدولة الخلافة الراشدة الثانية التي بشر بها النبي الكريم، حيث قال: «ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، ثُمَّ سَكَتَ».



كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عصام الدين أحمد
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı