خبر وتعليق   عواقب المفاوضات مع الغزاة الصليبيين ومع عملائهم
March 29, 2010

خبر وتعليق عواقب المفاوضات مع الغزاة الصليبيين ومع عملائهم

اوردت وسائل الاخبار خبرا مفاده ان وفدا من الحزب الاسلامي الذي يتزعمه قلب الدين حكمتيار يجري اتصالات مع حكومة كرزاي في كابل. فقد اوردت رويترز في 23/3/2010 تصريح وحيد عمر المتحدث باسم الرئيس حميد كرزاي تأكيده بان وفدا من الحزب الاسلامي ومعه خطة التقى بالرئيس كرزاي. واوردت تصريح هارون زرغون المتحدث باسم حكمتيار حيث قال:" ان مبعوثي الحزب الاسلامي حملوا خطة سلام مكونة من 15 نقطة، منها المطالبة بانسحاب القوات الاجنبية". ومن الخطة "تشكيل حكومة مؤقتة بعد ستة اشهر، على ان تجري انتخابات في اذار/مارس 2011". وقد اوردت ترحيب امريكا لذلك حيث صرحت المتحدثة باسم السفارة الامريكية في كابل كيتلين هايدن:" ان الولايات المتحدة تؤيد جهود الحكومة الافغانية للاتصال بالجماعات المتمردة". وقد ذكر هارون زرغون المتحدث باسم حكمتيار بان وفد الحزب الاسلامي قد يلتقي بمسؤولين امريكيين. وقد تردد في الاخبار اكثر من مرة حصول اشتباكات مسلحة بين المقاتلين التابعين لحزب حكمتيار وبين طالبان، واظهرت شاشات التلفزة بشكل لافت للنظر لقاءات مع مقاتليه يعلنون انهم يقاتلون ضد طالبان.
وتعليقا على ذلك نقول:
1.ان امريكا في امس الحاجة لاجراء مفاوضات مع المقاتلين في افغانستان للخروج من المأزق الذي وقعت فيه. فكما حدث لها في العراق ووقعت بمثل هذا المأزق وما انقذها الا المفاوضات مع بعض مشايخ العشائر باغرائهم بالمال وبالمناصب وتشكيلها لما يسمى بصحوات من ابناء عشائرهم الذين اصابتهم الغفلة بوقوفهم بجانب القوات الصليبية الغازية لبلادهم، وكذلك تفاوض الذين دخلوا اللعبة السياسية في العراق في ظلال الاحتلال وحسب دستور بريمر الامريكي. وبناء على تجربتها في العراق باتت امريكا تبحث منذ فترة على من يفاوضها في افغانستان لتصيغ الوضع السياسي والامني في افغانستان حسبما خططت له ولتحفظ ماء وجهها من هزيمة منكرة.
2.ان التصرف الصحيح هو رفض التفاوض مع المحتلين وعملائهم المنصبين في الحكم امثال كرزاي واخراج المحتلين من البلد واسقاط الحكومة التابعة لهم واقامة حكم الله، لان ذلك ما يطلبه الشرع. والحقيقة السياسية تقر ذلك وهي عدم الخضوع للمحتل وعدم قبول شروطه وعدم التفاوض معه والاستمرار في مقاتلته ومقارعته حتى خروج آخر جندي من جنوده الغزاة. وهذا هو الذي يحقق النصر الحقيقي والا كما حصل في العراق وفي غيرها من البلاد الاسلامية التي خرج منها المحتل القديم او المستعمر القديم فان المحتل يبقى بعملائه وبدستوره ونظمه وقوانينه وبالاتفاقيات الامنية وغير الامنية فيه.
3.تصرف حزب حكمتيار باظهاره انه ضد طالبان وانه يقاتلها مخالف للشرع وخدمة للاعداء. فيظهر ان هذا الحزب يقوم بحركة استعراضية ليظهر للامريكيين انه ضد طالبان ولينال رضاهم حتى يعيده الى الحكم مرة اخرى بعدما اقصوه عنه سابقا. والاصل ان لا يقع حكمتيار وحزبه في فخ الامريكيين كما وقع سابقا عندما تحالف معهم لطرد السوفيات مما سبب سيطرة الامريكيين على البلاد بصور شتى. لان الاستعانة بالاجنبي وبالمستعمر تعد انتحارا سياسيا، وبالفعل حصل ذلك، فقد نحرت افغانستان وشعبها واحزابها المقاتلة ولم تنتهي الدوامة بعد.
4.الاشتراك في حكومات تابعة للاحتلال اوغير تابعة للاحتلال ولا تستند الى شرع الله عمل سياسي باطل لا يقره الشرع. والطريق الوحيد للتحرير في افغانستان هو بجانب استمرار قتال الغزاة الصليبيين بقيادة امريكا من قبل المجاهدين المخلصين هناك العمل مع المسلمين في الباكستان لاقامة الخلافة والانطلاق من الباكستان كنقطة ارتكاز لهذه الخلافة لتحرير افغانستان وتوحيدها مع الباكستان لا ان تكون دولة منفصلة كما حصل بعد خروج السوفيات منها. وامكانيات الباكستان كبيرة وتصلح لان تكون نقطة ارتكاز للخلافة ولتحرير بلاد المسلمين وتوحيدها في دولة واحدة.
5.يجب تجنب قتال الاخوة مع بعضهم البعض، لان قتال المسلم للمسلم جريمة ولا تخدم الا الاعداء. فكما قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:" اذا التقى المسلمان بسيفهما فالقاتل والمقتول في النار". فيجب البحث عن الصلح بين الطرفين المسلمين والحرص على ذلك، لان الله سبحانه وتعالى أمر بذلك حيث قال:" فاتقوا الله واصلحوا ذات بينكم". وقال:" وان طائفتان من المؤمنين اقتتلوا فاصلحوا بينهما". فالحركات التي اشتركت بالجهاد ضد السوفيات ومنها حركة حكمتيار دخلت في صراع دموي بعد خروج السوفيات ذهب ضحيته الكثير من الابرياء وزاد دمار البلد دمارا ولم يستفد حكمتيار وحزبه والحركات الاخرى من ذاك القتال، بل دمروا ديارهم فوق رؤوسهم وقتلوا ابريائهم، وما افاد ذاك القتال الا الاعداء وعلى رأسهم أمريكا التي تلعب بكافة الاطراف وتخادعهم.
26/3/2010

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı