خبر وتعليق    أوجلاّن يدعو حزب العمال الكردستاني إلى ترك السلاح والدخول في البرلمان   (مترجم)
March 09, 2015

خبر وتعليق أوجلاّن يدعو حزب العمال الكردستاني إلى ترك السلاح والدخول في البرلمان (مترجم)


الخبر:


ذكرت جريدة حريات التركية أن النائب عن مدينة اسطنبول "سيري ثرية أوندر" الذي جاء جنباً إلى جنب مع أعضاء حزب الشعب الديمقراطي ونائب رئيس الوزراء "ياسين أكدوجان"، أعلن أن عبد الله أوجلان يدعو حزب العمال الكردستاني إلى ترك الكفاح المسلح والانضمام إلى الاجتماع الخارق للعادة خلال أشهر الربيع. وقال أكدوجان: "نحن نعتبر أن هذا الإعلان على غاية من الأهمية".

التعليق:


أدلى مسئولون حكوميون ووفد عن حزب العمل الديمقراطي يوم الاثنين 28 شباط/فبراير بتصريح صحفي مشترك في قصر دولمة باشه أعلنوا فيه عن الاتفاق بشأن المادةَ 10 وكذلك عن دعوة أوجلان لحزب العمال الكردستاني للانضمام إلى المؤتمر في أشهر الربيع وإلقاء السلاح. وهكذا فإن هذه العملية التي تسمى عملية إيجاد حل، ليست ملزمة فقط للحكومة ولكن للدولة أيضا. من وجهة النظر هذه، تعتبر دعوة أوجلان لنزع السلاح حدثا تاريخيا.


وقالت المتحدثة باسم وزارة الخارجية الأمريكية 'ماري هارف': "نحن نرحب بكل الخطوات لدعم التوصل إلى حل سلمي لإنهاء هذا الصراع ونثني على جهود كل من الحكومة وجميع الأطراف المعنية في العمل من أجل سلام دائم".


وقال "سيري ثرية أوندر" الذي قرأ رسالة عبد الله أوجلان التي تحدد الأساس: "على الرغم من تحول فترة القتال لمدة 30 سنة إلى سلام دائم، فإن هدفنا الأساسي هو تحقيق حل ديمقراطي، أدعو حزب العمال الكردستاني للانضمام إلى الاجتماع الخارق للعادة في أشهر الربيع من أجل الوصول بالقرارات الاستراتيجية والتاريخية إلى الحد الأدنى من التوافق. هذه الدعوة هي الإعلان التاريخي عن نية لحل القضية بوسائل ديمقراطية بدلا من الكفاح المسلح".


وقال نائب رئيس الوزراء 'ياسين أكدوجان' الذي تحدث نيابة عن الحكومة: "نحن نعتبر هذا البيان حدثا مهما لتسريع عملية نزع السلاح... ومهما بالنسبة للسياسة الديمقراطية كي تكون في الصدارة مما يؤدي إلى التقدم في طريق الديمقراطية".


لا ينبغي إساءة فهم التصريحات الواردة أعلاه، لأن حزب العمال الكردستاني لن يتخلى عن السلاح، بل يستعد فقط لإنهاء الكفاح المسلح ضد تركيا. لأن إنهاء الكفاح المسلح شي مختلف تماما عن وضع السلاح نهائيا. حزب العمال الكردستاني الذي صرح بإنهاء الكفاح المسلح ضد تركيا، يعتبره الغرب "أكثر منظمة موثوقة" في العراق وسوريا. الغرب وكذلك دول أخرى في المنطقة يرون بأن حزب العمال الكردستاني كفّة قوية لضمان التوازنات في الشرق الأوسط. القضية هنا هي حول المستقبل خاصة في العراق وسوريا. في واقع الأمر لم يطلب أحد من حزب العمال الكردستاني ترك السلاح في العراق وسوريا، في حين يواصل التحالف الصليبي "مكافحة الإرهاب" بقيادة الولايات المتحدة. لم تدلِ أنقرة بأي تصريح بشأن هذه القضية بأي شكل من الأشكال بما يوحي بدعم ضمنيّ لحزب العمال الكردستاني في سوريا والعراق تماما مثلما سمحت لقوات البيشمركة بالدخول إلى كوباني. وعلى الرغم من عدم وجود خطر تنظيم الدولة الإسلامية بعد الآن إلا أن هذا الأمر سيجعل كوباني مخزونا للأسلحة والذخائر.


من دون شكّ، من أهم أسباب تسريع عملية الحل السلمي في تركيا، والذي يوجد على رأس جدول الأعمال، هو الخوف من الإسلام في سوريا. تقريبا كل تلك القوانين المعلنة التي تهدف إلى إدماج الشعب الكردي في الديمقراطية. بسبب تقسيم الأمة الإسلامية إلى دول صغيرة بعد الحرب العالمية الأولى، بقي الأكراد أوفياء لدولة الخلافة، فتم تقسيمهم إلى أربع قطع في أربعة بلدان مختلفة. وخوفا من أن تلقى الدعوات المتكررة للخلافة صدى لدى الشعب الكردي، يتم السعي إلى أن يندمج الأكراد في الديمقراطية في تركيا، بينما في الوقت نفسه يجري دعم الجماعات الكردية القومية الاشتراكية، خاصة في سوريا والعراق، من قبل الغرب والدول المحيطة في المنطقة. ومع هذا كله، فإن هذه النظم الاستبدادية ذات الأساس الفاسد ليست قادرة على الحفاظ على قيم المسلمين وكرامتهم، لا في تركيا ولا سوريا ولا في العراق.


بمشيئة الله الواحد الأحد، فإن دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة سوف تقام قريبا جدا تصهر الأمة الإسلامية مرة أخرى كلها دون تمييز، أكرادا، أتراكا وعربا، في بوتقة واحدة كما فعلت في الماضي.


﴿لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴾


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عثمان يلديز

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı