خبر وتعليق   أزمات المهاجرين في البحر المتوسط لن تحل إلا بانتهاء الاحتلال الغربي لبلاد المسلمين (مترجم)
خبر وتعليق   أزمات المهاجرين في البحر المتوسط لن تحل إلا بانتهاء الاحتلال الغربي لبلاد المسلمين (مترجم)

الخبر: بحسب خبر ورد على BBC يوم السبت 2015/08/23، أنقذت قوات البحرية الإيطالية 4400 مهاجر كانوا على ظهور أكثر من 20 قارباً مهترئاً ومزدحماً محاولين الدخول إلى أوروبا. وبحسب الأمم المتحدة فإنه لغاية الآن، من هذا العام، اجتاز 264.500 مهاجر البحر المتوسط إلى أوروبا. وادعت فروتكس أن حوالي 340.000 مهاجر اكتشفوا منذ بداية العام على الحدود الأوروبية الخارجية. وقد بلغت أعداد المهاجرين الذين وصلوا إلى اليونان عبر البحر لغاية أواسط آب/أغسطس 158.000، متجاوزين بذلك الذين وصلوا إلى إيطاليا ويقدروا بـ90.000 مهاجر. وتتوقع ألمانيا وصول 800.000 لاجئ هذا العام. وقد أشعلت الحرب الأهلية الشرسة في سوريا فتيل هذه الهجرة الجماعية. كما ويفر المهاجرون من جنسيات أخرى كالأفغان والأريتيريين وغيرهم هرباً من الفقر وانعدام حقوق الإنسان في بلدانهم. وقد شاركت في عملية الإنقاذ سفينتان حربيتان إيطاليتان وسفن إيطالية أخرى بالإضافة إلى سفينة حربية نرويجية. وقد انتقد بعض السياسيين عملية الإنقاذ هذه بحجة أنها تشجع على الهجرة وعلى أعمال التهريب. وتقول منظمات حقوقية أن ازدياد أعداد المهاجرين تعود إلى الصراعات والاضطهاد في إفريقيا والشرق الأوسط، ويجب على الحكومات الغربية أن تعمل أكثر على إيجاد طرق آمنة لوصول المهاجرين إلى أوروبا. وفي نيسان/أبريل تعهد زعماء الاتحاد الأوروبي زيادة عمليات المراقبة البحرية في المتوسط والحد من شبكات التهريب وإلقاء القبض على القوارب وتدبيرها قبل نزول المهاجرون منها.   التعليق: لقد ازدادت أعداد المهاجرين إلى أوروبا على متن القوارب هذا العام بشكل كبير جداً. وتواجه أوروبا الآن معضلةً ضخمة بخصوص اللاجئين من الشرق الأوسط ودول شمال إفريقيا. وبحسب الأمم المتحدة فإن أزمة اللاجئين هذه تعتبر الأسوأ منذ الحرب العالمية الثانية. يفر مئات الآلاف من المهاجرين البائسين من بلدانهم هروباً من ويلات الحرب والفقر والظلم والاضطهاد في أمل لحياة أفضل. ولكن نتيجة لمفهوم الوطنية اللاإنساني الذي يقدر الهوية الوطنية أكثر من القيمة الإنسانية، تعامل الحكومات الغربية هؤلاء المهاجرين الضعفاء بقوة لمنعهم من الهجرة إليها. تمنع قوات الشرطة المقدونية وتطرد اللاجئين بقوة، بينما تمنع بلدان أخرى دخولهم إلى أراضيها بإحكام إغلاق الحدود وتسيير دوريات مراقبة بحرية شديدة ومكثفة. وهذه الأعمال هي نتيجة مباشرة للقيم الفاسدة التي وضعها البشر والتي تسلب إنسانية الناس وتحرمهم المأوى مع حاجتهم الماسة للمأوى والحماية. يجب على القادة الأوروبيين أن يفهموا أن هذه الأزمة هي نتيجة مباشرة للحروب الاستعمارية وللتدخل العسكري في العالم الإسلامي من قبل الغرب، بالإضافة إلى دعم الدكتاتوريات الحاكمة الظالمة في بلاد المسلمين مثل سوريا مصر. الأمر الذي سوف يرتد في وجوه الحكومات الغربية ويطاردها إلى شواطئها. ويجب علينا أيضاً أن ندرك أن وقف طرد المهاجرين أو إيجاد طرق آمنة لهم أو إنفاق الملايين من الدولارات على إنقاذهم وإيوائهم أو القضاء على شبكات التهريب أو حتى منح المهاجرين درجة لاجئ شرعي، كل هذه الحلول لا تعتبر حلاً حقيقياً لأزمة المهاجرين البائسين. إن هذه الأزمات الضخمة والمعاناة المستمرة لمئات الآلاف من البشر لن تنتهي إلا بانتهاء الاحتلال الغربي لبلاد المسلمين وبانتهاء إشعال ودعم الحروب غير الأخلاقية في العالم أجمع. لن تحل هذه المشكلة إلا بإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي سوف تقضي على الاحتلال الغربي لبلاد المسلمين وطرد قواتهم من أراضينا وقلع النظام السياسي والاقتصادي الوضعي الحاكم في بلاد المسلمين ولن تضمن دولة الخلافة الاستقرار السياسي فحسب ولكن أيضاً ستوفر الانتعاش الاقتصادي والآمن لكيلا يضطر أي فرد من رعاياها إلى الهجرة إلى مستقبل مجهول ومذل. وأكثر من هذا، فإن الخلافة ستكون ملاذ المظلومين والضعفاء في الأرض بغض النظر عن جنسياتهم أو أعراقهم أو أديانهم كما كانت في السابق. ولقد أرسل الخليفة العثماني بايزيد الثاني أسطوله البحري كاملاً لإنقاذ 150.000 يهودي إسباني خلال محاكم التفتيش الإسبانية ورحب بهم في دولة الخلافة عام 1492م. وقد وجه السلطان العثماني محمد الثاني عام 1453م دعوة إلى اليهود والمطرودين من القارة الأوروبية بأسرها للجوء والاستقرار في الدولة العثمانية. واليوم، وبغياب الخلافة فقد أغمض الرويبضات من حكام العالم الإسلامي أعينهم عن مآسي الملايين من النساء والرجال والأطفال من أبناء هذه الأمة الذين يضطرون إلى الهجرة إلى الغرب بشكل غير شرعي وتركوهم تحت رحمة هؤلاء الحكام الغربيين الذين هم أنفسهم قد أعلنوا الحرب ضد الإسلام والمسلمين وغزوا بلاد المسلمين ودمروها ودعموا الطواغيت من حكام المسلمين مثل الأسد والسيسي؛ ولذا يجب على كل مسلم من أبناء هذه الأمة أن يبذل قصارى جهوده لاقتلاع هذا النظام الرأسمالي الفاسد وإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي سوف تحل جميع أزمات العالم بما فيها أزمة المهاجرين الحالية إلى أوروبا.       كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرفهميدة بنت ودود

0:00 0:00
Speed:
August 30, 2015

خبر وتعليق أزمات المهاجرين في البحر المتوسط لن تحل إلا بانتهاء الاحتلال الغربي لبلاد المسلمين (مترجم)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı