خبر وتعليق   أزمة التعيينات بين الجيش والحكومة - تركيا
August 18, 2010

خبر وتعليق أزمة التعيينات بين الجيش والحكومة - تركيا

الخبر:

بتاريخ 09 آب/أغسطس 2010 نشرت صحيفة طَرَف التركية خبراً جاء فيه: "أزمة مجلس الشورى العسكري الأعلى التي أشغلت تركيا على مدار أسبوع كامل انفرجت البارحة بالتصريح الذي أدلى به رئيس الوزراء رجب طيب إردوغان. حيث أعطى رئيس الوزراء إردوغان إشارة الحل خلال تصريحه للصحفيين الذي أدلى به في 'أفيون كرا حصار‘ التي زارها من أجل تجمع فيها. لقد صرح إردوغان أن التعيينات قد حددت، وأنه بعد برنامجه في إزمير توجه إلى أنقرة وقدم الأسماء لرئيس الجمهورية غُل. حيث عُين إشك كوشونار رئيساً للأركان العامة، وعُين قائد الجيش الأول الجنرال إردال جيلان أوغلوا قائداً لقيادة القوات البرية، وعُين خيري كيفريك أغلوا قائداً للجيش الأول، وعُين الجنرال نجدت أوزال قائداً لقيادة قوات الدرك (الجندرمة) وفتحت الطريق أمامه لتولي منصب رئاسة الأركان العامة بعد ثلاث سنوات، وعُين نصرت طاشديلين قائداً لجيش إيجة، وبعد أن تم تقديم الأسماء استقبل رئيس الجمهورية غُل كلاً من رئيس الأركان العامة إلكر باشبوغ ووزير الدفاع الوطني وجدي غونول في قصر الرئاسة".


التعليق:


استطاعت حكومة حزب العدالة والتنمية الموالية لأميركا التأثير في التعيينات العسكرية من خلال استخدام قوتها في السلطة القضائية ومن خلال إبراز امتلاكها السلطة القانونية أمام الشعب والرأي العام. قبل انعقاد اجتماع مجلس الشورى العسكري الأعلى قامت حكومة حزب العدالة والتنمية بإصدار قرار اعتقال تجاه 102 شخصاً في نطاق حملتها تجاه "خطة المطرقة الثقيلة" التي تم الكشف عنها بأنها كانت مخطط انقلاب، فحالت بذلك دون ترقية 11 جنرالاً وأميرالاً لوجود أسمائهم ضمن من صدر القرار باعتقالهم، بالرغم من أن كافة الأظناء الذين اعتقلوا على خلفية "خطة المطرقة الثقيلة" أخلي سبيلهم. وعلى الصعيد ذاته فإن حسن إغسيز الذي كان يُنتظر ترقيته من قيادة الجيش الأول إلى قيادة القوات البرية ومن ثم لرئاسة الأركان العامة وفقاً للإجراء الرتيب المعمول به، تم استدعاؤه عام 2009 للإدلاء بإفادته فيما يتعلق بقضية "إنترنت أنضجي" ما أثر على ترفيعه تأثيراً مباشراً وفقاً للمادة التي تنص على أن 'العسكري الذي لازال يمثل للمحاكمة لا يتم ترفيعه‘. وتمثلت ردة الفعل الأولى للقوات المسلحة التركية (المؤسسة العسكرية) باستقالة أتيللا إشيك الذي كان يُنتظر تعينه قائداً لقيادة القوات البرية بدلاً من حسن إغسيز. ولما تعثر تعيين قائد لقيادة القوات البرية تأخرت عملية تعيين رئيس الأركان العامة بصورة تلقائية. وبعد أن تم اللقاء بين رئيس الأركان العامة الجنرال إلكر باشبوغ ورجب إردوغان، تم إبطال سريان مفعول قرار الاعتقال الصادر في نطاق "خطة المطرقة الثقيلة"، وهذا المستجد خفف من حدة توتر المؤسسة العسكرية، إلا أنه بالرغم من إبطال قرار الاعتقال بحق العسكريين إلا أن وجود أسمائهم في القضية كفيل لوحده من الحيلولة دون رفع رتبهم العسكرية. منذ أن وصل الجنرال إلكر باشبوغ لرئاسة الأركان العامة أُجبر على التعامل مع الوضع القائم المتمثل بمواجهة أعمال الحكومة وضغوطاتها على المؤسسة العسكرية من جهة وبالتعامل مع الضغوطات التي تمارس عليه من داخل الجيش للرد على الحكومة من الجهة الأخرى. ومن وقت لآخر بالرغم من أنه يظهر بصورة المتوتر والغاضب على الحكومة بسبب الضغوط الممارسة عليه من داخل المؤسسة العسكرية، إلا أن حقيقة الأمر أنه في وضع يجبر فيه على التعامل مع الحكومة بصورة مقبولة، ومن الجانب الآخر أظهرت الحكومة نفسها أمام الرأي العام بأنها قادرة على القيام بالتعيينات التي تريد، وذلك من خلال عرقلة رفع رتب العسكريين الذين لا ترغب فيهم، والعمل على رفع رتب الضباط الذين ترغب في إيصالهم لمراكز هامة داخل المؤسسة العسكرية.
إن تعاملات رفع الرتب العسكرية الراسخة منذ زمن بعيد في الجيش التركي وفقاً لنظام الكادر الإنجليزي، استطاعت حكومة حزب العدالة والتنمية بسط سلطتها عليه من خلال منفذ "سلطة الحكومة الشرعية". ولهذا فبالرغم من أن التسلسل الوظيفي العسكري الرتيب للجنرالات كان على النحو الآتي: نجدت أوزال، إردال جيلان أوغلوا، سالديراي بارك. بالرغم من ذلك فقد تم تقديم جيلان أوغلوا على أوزال وأحضر لتولي مهام قيادة القوات البرية، وخيري كوريك أوغلوا الأقل رتبة قدم على أوزال وعُين قائداً للجيش الأول.
إن أعمال الحكومة التي تتخذها تجاه اجتماعات مجلس الشورى العسكري الأعلى ليست مخصوصة تجاه هذه الاجتماعات، فالناظر لمجريات الأمور بمنظار واسع يرى أن الأمور أشمل من ذلك، وإذا ما سارت الأمور وفق ما تريده أميركا فإن الحكومة تواصل حملاتها مستغلة كل فرصة مستخدمة قوة الرأي العام التي تمتلكها للتدخل في شئون المؤسسة العسكرية لإضعاف الوجود الإنجليزي فيها ولإحلال النفوذ الأميركي مكانه. وستواصل استخدام ثقلها وإمكانياتها للتدخل في التعيينات العسكرية إلى أن تتمكن من ترويض المؤسسة العسكرية تماماً.

خلوق أوزدوغان
مساعد الناطق الرسمي لـحزب التحرير
في ولاية تركيـا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı