February 15, 2015

خبر وتعليق باخرة الغنوشي وكرسيه


الخبر:


في مقال بعنوان "لماذا قبلت النهضة شراكة غير متكافئة؟" كتب الغنوشي زعيم حركة النهضة في تونس على الجزيرة نت واصفا الحيرة الكبيرة التي بلغت "حد الصدمة والنكير من سلوك قادة النهضة" التي أصابت من يصفهم بـ "غير المحيطين بالمشهد العام لأوضاع تونس داخل البلد وخارجها"... وصفهم قائلا: الحقيقة أن حال هؤلاء شبيه بمن يحرص على أن يحجز لنفسه جناحا كاملا مرفّهًا في باخرة حتى وهو يعلم أنها متجهة إلى الغرق، ويفضل ذلك على الاكتفاء بحجز كرسي متواضع في باخرة مأمونة العواقب.


ثم أخذ يسرد تلك "الإنجازات" و"النجاحات" التي حققتها...


‎‎"‎نجحنا في مغالبة شهوة الانتقام ممن أقصونا ولاحقونا بالنكال داخل البلد وخارجه أزيد من ربع ‏قرن، ‏ومع ذلك أقدمنا على تنحية السيف جانبا وهو يقترب من رقابهم فأسقطنا مشروع العزل السياسي ‏لهم ‏تحت عنوان قانون تحصين الثورة‎"‎‏...‏


‎"‎أقدمنا على مصافحة أيدٍ كنا نستنكف من مصافحتها من موقع الخصومة السياسية، إذ رأينا في ‏ذلك ‏مصلحة البلد.. بل ذهبنا أبعد من ذلك إلى الانتقال بالعلاقة من موقع الصدام والتنافي إلى موقع ‏التوافق ‏والتعاون والمشاركة السياسية‎"‎‏...‏

التعليق:‏


يحتار المرء عند قراءة كتابات الغنوشي ـ قبل الثورة أو بعدها ـ والحيرة ليست ناجمة عن عدم فهم مراده مما يكتب، بل من كون الغنوشي يحسب على "الإسلاميين"، فإذا ما قرأت له لم تجد أثرا لعقلية إسلامية تجعل الإسلام أساسا في التفكير والحكم على الأمور. بل يصدمك البون الشاسع بين ما يطرح وبين رائحة لفكر إسلامي...


من جهة أخرى يستطيع المرء أن يقرأ حجم الخندق الشاسع الذي يفصله بطرحه ومواقفه ليس عن الأمة في مجموعها بل عن أتباع ومريدي النهضة الذين يحبون الإسلام ويأملون في إيجاده في واقع الحياة، في الحكم والمجتمع، ولو شكليا، وبالتالي ندرك حجم المأزق الذي وضع نفسه وحركته فيه بعد إقدامه على "مصافحة أيدٍ" كان بحسب قوله "يستنكف من مصافحتها"... بحجة "مصلحة البلد" على حد قوله، فكلامه هذا لا يقنع حتى أتباع حركته.


الغنوشي يرى سبب الاستنكاف عن المصافحة هو "الخصومة السياسية"، والتي تعني خصومة الأحزاب العلمانية لبعضها البعض من أجل الخصومة ذاتها وليس من أجل المبدأ، وعليه فإن المحرك هو المصلحة ليس غير، ولكن أي مصلحة تلك التي تشرعن عودة نظام بن علي إلى مباشرة الحكم؟


ثم إنه يرى "قطار تونس" قد تم وضعه على "سكة التشاركية والتوافق بين خمسة أحزاب.." وهذا الإنجاز العظيم بزعمه يحقق غاية عظيمة جليلة عنده وهي أن "يطمئن الداخل والخارج ويرسل برسائل تطمين وثقة إلى الجميع".


والسؤال هو من هو الداخل ومن هو الخارج الذي يريد طمأنته؟


هل الداخل هو الشعب التونسي المسلم الذي خرج ليقلع نظام بن علي وطالب ولا يزال يطالب بالإسلام في الحكم والدولة؟ أم أن الداخل هم حفنة من أزلام النظام والدولة العميقة، والتي عمل ولا زال على الحفاظ عليها وشرعنة بقائها واستمراريتها؟


ثم من هو الخارج؟ هل هي الأمة الإسلامية التي رأت جزأها في تونس ينتفض رغم القهر والظلم ليثور على بن علي ويزيل نظامه من الجذور فتكون تونس الخضراء قائدة التغيير الجذري والحقيقي في الأمة والذي يقلع مخلفات الاستعمار ويقيم نظام الإسلام؟ أم أن الخارج عند الغنوشي هو الغرب وسادة النظام في تونس وكذلك حكام الضرار الآخرين في بلاد المسلمين الذين يحاولون ضرب كل حركة واعية في الأمة كي يحافظوا على العروش ويبقوا البلاد والعباد خاضعين خانعين، وتبقى البلاد مستباحة للدول الاستعمارية تسرح وتمرح فيها كيف تشاء؟


المضحك المبكي أن الغنوشي يرى "نَمرا تونسيا" يأخذ طريقه إلى العالم، ترى هل هو نمر علماني آخر من ورق؟ وهل باخرة العلمانية هي سبيل الخلاص لتونس؟


إن الباخرة التي حجزت لك مقعدا في آخرها ليست مأمونة العواقب كما تظن،... بل إنها إلى غرق وزوال.


ياغنوشي لقد ختمت بقوله تعالى "والله غالب على أمره ولكن أكثر الناس لا يعلمون"، ولكن يوسف عليه السلام ثبت على مبدأ الحق ولم يحد عنه، ولم يتخذ المصلحة والمنفعة مقياسا بل جعل الحكم لله وحده وصرح بذلك وكافح من أجل ذلك، ولم يصافح الطاغوت ولم يشاركه في حكم الكفر، وتحمل في سبيل ذلك الكثير الكثير... ولكنه صبر واحتسب فكان له التمكين، وهكذا يكون لمن ثبت على مبدأ الإسلام ولم يهادن أو يتملق، وصبر واحتسب... فهل من معتبر؟



كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
م. حسام الدين مصطفى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı