الخبر: أعلن الرئيس الفرنسي فرانسوا هولاند أن بلاده تقف إلى جانب الجهود التي تقوم بها دول مجلس التعاون الخليجي. وقال هولاند - في خطاب له أمام القمة التشاورية التي يعقدها مجلس التعاون بالرياض - إن فرنسا تؤكد دعمها للقوة العربية التي شكلتها دول المجلس في قمتها الأخيرة "لأن الأخطار التي تواجهها هي نفسها التي تؤرق فرنسا". وأضاف هولاند أن فرنسا تريد أن تكون حليفًا قويًا وشريكًا ذا مصداقية لدول المجلس، موضحًا "نحن نفعل ذلك عن طريق توفير أحسن التكنولوجيا وتوفير السلاح الفعال". المصدر: الجزيرة. التعليق: إن القمة التشاورية الخليجية التي تعقد بالرياض، لا تعدو كونها قمةً جديدةً من القمم الخيانية التي اعتادت الأمة أن تشاهدها منذ عقود. إلا أن لهذه القمة أهميةً خاصةً في الكشف عن مدى انبطاح حكام الخليج للغرب وتفانيهم في خدمة من نصبوهم على عروشهم، حيث جاء انعقادها في الوقت الذي تقود فيه الرياض والدول المتشاركة معها حربًا ضروسًا ضد اليمن وأهلها المسلمين، حتى إن البعض يطلق على القمة "قمة الحزم". وقد استخدمت في هذه الحرب أسلحة الأمة وطائراتها فسببت الدمار والخراب والقتل والتشريد والتهجير خدمةً للكافر المستعمر. تلك الأسلحة والطائرات التي كنا نسمع كثيرًا عن صفقات شرائها بمليارات الدولارات التي كانت تدفع من أقوات المسلمين للذود عنهم وردع عدوهم، إلا أننا لم نرها من قبل لا لتحرير أقصانا الأسير ولا لنصرة المسلمين في الشام من الطاغية بشار ناهيك عن نصرة المسلمين المضطهدين في غيرها من البلاد، فحكام المنطقة العملاء لا يخوضون حربًا إلا بأوامر من أسيادهم في الغرب. لقد أراد المستعمر الكافر أن لا تستخدم هذه الأسلحة إلا لقتل المسلمين وسحقهم بأيدي أبناء هذه الأمة، وقد قام هؤلاء الخونة بتنفيذ الأوامر بحذافيرها. فيا لها من خيانة لله ورسوله ولأمة الإسلام وثرواتها ومقدراتها. أما الجديد في هذه القمة فهو الحضور الفرنسي لها، حيث حضر الرئيس الفرنسي فرانسوا هولاند جانبًا من القمة الخليجية، ليكون بذلك أول رئيس غـربي يحضر قمةً خليجيةً منذ قيام مجلس التعاون عام 1981م. إن كل ذي حس ولب يدرك أن فرنسا حاقدة على الإسلام وهي عدو الأمة اللدود. فسجلها الاستعماري الدموي القذر، ونهبها للثروات في البلاد التي احتلتها، ومنعها المسلمات من ارتداء الحجاب، ودعمها لمليشيات النصارى في أفريقيا الوسطى، والتي قتلت وعذبت وارتكبت جرائم وحشيةً مما لا يمكن وصفه بحق المسلمين، واستهزاؤها بالمسلمين وإساءتها لنبيهم وإسلامهم لتؤكد على مدى حقدها الدفين تجاه الإسلام والمسلمين. هذه فرنسا ذاتها يأتي رئيسها ليصول ويجول في بلادنا ويجلس بين هؤلاء الحكام الرويبضات ليؤكد دعم فرنسا للقوة العربية التي شكلتها دول المجلس في قمتها الأخيرة وليقول لهم بأنها تريد أن تكون حليفًا قويًا وشريكًا ذا مصداقية لتلك الدول. إن فرنسا الحاقدة على المسلمين لم تأت للقمة لتقدم الخير للخليج بل إن الهدف الذي أفصح عنه الرئيس الفرنسي هو توفير "أحسن التكنولوجيا وتوفير السلاح الفعال". إن أمريكا وبإشراك الدول الاستعمارية الأخرى ومنها فرنسا هي التي أشعلت الحرب التي تشنّها السعودية ودول الخليج على اليمن وهذه الدول لا تهمها سوى مصالحها على حساب تدمير الأمة. وقد وجدت فرنسا الحرب الدائرة الآن في المنطقة فرصة لها لتستدرك ما فاتها لعلها تجد فتات صفقات لم تذهب إلى أمريكا، لذلك سارعت مؤخرًا بعقد صفقات بيع الأسلحة مع دول المنطقة والخليج خاصة، منها صفقة بيع 24 طائرة فرنسية مقاتلة من طراز "رافال" لقطر بقيمة سبعة مليارات دولار، والتي حضر مراسم التوقيع عليها فرانسوا هولاند في الدوحة قبيل سفره للرياض لحضور القمة، وكذلك تجري مناقشات لمشروعات سعودية فرنسية بقيمة مليارات الدولارات والتي تشمل عشرين مشروعًا بما فيها قطاع الأسلحة. هذا السلاح الذي سوف يدفع المسلمون الثمن الباهظ لشرائه هو لتدمير سلاح الأمة في اليمن وفي المنطقة، فالسلاح الذي استخدم في الحرب من قبل دول التحالف والسلاح الذي دمر في اليمن هو جزء من سلاح الأمة يتم استخدامه لتنفيذ المشاريع الاستعمارية في المنطقة للحيلولة دون قيام دولة الخلافة الراشدة، وهذا ما قصده هولاند بقوله "لأن الأخطار التي تواجهها هي نفسها التي تؤرق فرنسا". فهاجس الخلافة يقض مضاجع الغرب وبشائر عودتها التي تلوح بالأفق القريب تقض مضاجع الحكام العملاء. لقد أوصل هؤلاء الحكام العملاء الأمة إلى الدرك الأسفل من الذل والهوان بسبب تبعيتهم لأسيادهم المستعمرين وغياب حكم الله في الأرض. فمنذ أن خسر المسلمون درعهم الواقي بسقوط الخلافة في الثامن والعشرين من رجب 1342هـ، تكالب عليهم أعداؤهم من كل حدب وصوب بشكل لم يمر على الأمة مثلها من قبل، وهيمن الكافر المستعمر على الأمة وتجذر في البلاد الإسلامية. لذلك لا انعتاق لهذه الأمة الكريمة بدينها من هذا الذل والهوان والخضوع للغرب إلا بخلع هؤلاء الحكام الرويبضات وإقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة التي تجعل سياستها الداخلية والخارجية على أساس الإسلام، ولا تسمح بأي تدخل أجنبي في بلاد المسلمين. ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا﴾ [النساء: 144] كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرفاطمة بنت محمد
خبر وتعليق "فرانسوا العربي" لا يريد الخير للخليج وسلاحه لتدمير الأمة!!!
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı