الخبر: نقلت جريدة المصري اليوم الصادرة في 2014/9/9م قول المهندس إبراهيم محلب، رئيس الوزراء، أن «ربنا أراد لمصر أن تحمي العالم كله من الإرهاب»، مشيرًا، إلى أن «الإرهاب أصبح اليوم تجارة منظمة جدًا، وصناعة متقدمة جدًا. وأضاف «محلب»، إن مصر ظلت واقفة وصامدة أمام الإرهاب، ليس فقط لحماية نفسها.. بل لحماية العالم بأكمله. معتبرًا، أن «مصر لو لم تقم بهذا الدور لكان مصيرها الآن مثل ليبيا واليمن وسوريا والصومال، لولا الله سبحانه وتعالى وعظمة هذا الشعب». التعليق: يؤكد رئيس الوزراء المصرى، نفس مفهوم سادته فى الغرب عن الإرهاب، إذ الإرهاب عندهم هو الإسلام والإرهابيون، هم المسلمون الساعون لإيصاله إلى الحكم، متغافلا عن دور أمريكا، كأكبر داعم للإرهاب الحقيقي فى العالم، ووقوفها خلف جل الأنظمة التي تقتل شعوبها الآن. فهل مطالبة الشعوب بحقوقها المغتصبة، من قبل حكام هم نواطير للغرب الكافر، يعد إرهابا؟! أم الإرهاب هو التعامل مع حراك هذه الشعوب بالغاز المسيل للدموع والرصاص الحي والمدرعات والمجنزرات؟! بل وحرق جثثهم وجرفها بالجرافات! أوليس الإرهاب هو قتل الركع السجد الصوم القوم؟! أليس الذي يحدث في سيناء من قتل وسحق وتهجير، لأهلنا هناك هو إرهاب منظم وصناعة متقدمة؟! لصالح من يتعامل النظام بهذه الوحشية والهمجية مع أهل سيناء؟! تساؤلات لا نطرحها على رئيس الوزراء، وإنما نطرحها على أهلنا في مصر الكنانة، على أحفاد عمرو بن العاص والناصر صلاح الدين وقطز، هل تقبلون أن يوصم دينكم بالإرهاب؟! هل تقبلون أن تنتهك حرمات الله، ويغيب شرعه عن الوجود، ويحال بين الأمة وبين عقيدتها وأنتم أحياء؟! يا أهل مصر الكنانة، إن تصريحات محلب، ككل ما يصدر عن هذا النظام، لا يخرج عن كونه عملا على تضليلكم، وتغييب الحقائق عنكم، وإبقائكم فى إطار الخنوع والتبعية للغرب، وتمكينه من الهيمنة على ثرواتكم ومقدراتكم وخيراتكم، وحماية مصالحه على أرضكم، وتحويلكم إلى حماة ورعاة لكيان يهود تقومون على خدمتهم وتأمين حدودهم، بل واعتبار كل من يحاول تهديد أمنهم ولو بشطر كلمة إرهابيا، على حد قول محلب. تلك الكلمة التى أصبحت مبررا للقتل والحرق والاعتقال والتعذيب الممنهج، وهدم البيوت فوق ساكنيها، هكذا فعلت يهود مع أهلنا فى غزة هاشم، ونفسه ما فعله النظام مع أهلنا فى سيناء ورابعة والنهضة وغيرهم، فتعريف الإرهاب لدى الجميع، واحد ولا يوجه إلا نحو الإسلام، فلم نسمع أحد هؤلاء المتشدقين، يصف فعل يهود بالعمل الإرهابي بل بعضهم أيده كما سمعنا، وإنما وجدناهم جميعا يوجهون سهامهم المسمومة إلى خاصرة الأمة، طاعنين فيها وفي أفكارها وأحكامها، مستغلين ما لحق بأهل الكنانة من سنوات تجويع وإفقار وتجهيل، فإلى متى صمتكم وصبركم على كل هذا يا أبناء الكنانة؟! يا أهل الكنانة، من للإسلام إن لم تكونوا أنتم؟! من لنصرة المستضعفين والمغلوبين والمقهورين؟! إننا نذكركم بمقولة جدكم قطز، الذي دحر التتار وكان في نظرهم إرهابيا أيضا، لأنه حمى الإسلام والمسلمين، وهكذا نظرة كل غاصب لكل مظلوم يطالب بعودة حقوقه، يا أهل الكنانة إن حماية الأمة والعالم أجمع لن تأتي بغير العدل، والعدل لا يكون في غير الإسلام، والإسلام لا يطبق إلا بخلافة على منهاج النبوة، فإذا أردتم أن تعود مصر صلاح الدين وقطز، مصر التي كان لها في التاريخ شأن وفي الإسلام مكان، فاعرفوا كيف انتصر بها صلاح الدين وقطز، واعرفوا كيف كانت أيام عمرو بن العاص، وكيف نعم فيها أهلها من مسلمين وغير مسلمين، إنه بالإسلام يا أهل الكنانة، الذي ملأ الأرض عدلا والذى سيعيد العدل فى الأرض، عندما ننجز فرض الله ووعد رسوله بخلافة على منهاج النبوة، تعيد الأمن والاستقرار ولا تبقي لظالم قراراً، فكونوا أنتم رجالها يا أبناء الكنانة، أنتم أولى بها من غيركم، فلا يسبقنكم إليها سابق، ضعوا أيديكم شعبا وجيشا فى يد المخلصين من أبناء الأمة، الواصلين ليلهم بنهارهم عملا دؤوبا من أجلها، كونوا لهم ناصرين محتضنين كما كان بالأمس الأوس والخزرج، تكن لكم منزلة الأنصار وشرفهم وكرامتهم. ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾ كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرسعيد فضلعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر
خبر وتعليق حماية العالم من الإرهاب لا تكون بإعلان الحرب على الإسلام
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı