الخبر: أورد موقع المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير أخباراً عدة عن أنشطة الحزب على مستوى العالم؛ وذلك إحياءً للذكرى الرابعة والتسعين لهدم الخلافة؛ من بينها، مسيرات، واجتماعات للدعوة للخلافة ووقفات.. ففي إندونيسيا، نظم الحزب في 36 مدينة إندونيسية في يومي السبت والأحد الماضيين مسيرات شارك فيها عشرات الآلاف من مختلف القطاعات. وفي الأردن قام الحزب بوقفات في العاصمة عمان، والزرقاء. وفي بيت المقدس نظم الحزب سلسلة من الوقفات في عدد من مدن البلاد، وفي السودان نشط الحزب في أسبوع سياسي، أقام فيه العديد من الفعاليات منها، أركان النقاش ونقاط الحوار أمّها الآلاف من أبناء الأمة.. وهكذا من أستراليا إلى أمريكا ومن تركيا إلى السودان، ينشط الحزب في أعمال سياسية قل نظيرها، حيث يعزم الحزب على إقامة ثلاثة مؤتمرات في الولايات المتحدة الأمريكية، ومؤتمر بتونس.. وغيرها من الفعاليات في العديد من دول العالم المختلفة. التعليق: لقد درج حزب التحرير على إحياء ذكرى هدم الخلافة في كل عام، مذكرًا الأمة الإسلامية بوجوب العمل لعودة الحكم بالإسلام واستئناف الحياة الإسلامية، واللافت للنظر في تلك الأعمال هو تمدد الحزب وانتشاره على مستوى العالم وبكل لغات الأرض، فمن كل فج عميق تظهر دعوة حزب التحرير لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. وإن لهذا الحضور السياسي الكثيف لحزب التحرير على مستوى العالم دلالات ومعاني عظيمة تستوجب منّا الوقوف عندها والإشارة إليها ومنها على سبيل المثال وليس الحصر ما يلي: أولًا: إن حزب التحرير الذي نشأ في العام 1953م على يد القاضي تقي الدين النبهاني رحمه الله وعدد من العلماء الأفاضل، سرعان ما وجد مكانة في قلوب أبناء الكثير من المسلمين وعقولهم، فانتقل الحزب إلى العديد من البلدان حتى أصبح له وجودٌ مؤثرٌ في كل بلاد العالم، وهذا يدلل على أن الحزب يقدم الإسلام للعالم، قيادة فكرية تقنع العقل ويطمئن لها الفؤاد، ولذلك احتضنته الأمة، فوجد رأي عام لفكرته وطريقته في التغيير. ثانيًا: إن من نعم الله عز وجل على الأمة الإسلامية وجود مثل هذا الحزب من أجل توعية الأمة وإعادة ثقتها بأفكار الإسلام والعمل لإعادة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فقد حرر الحزب الفكر بعد جمود مخيف، وأصَّل الفقه بعد تخلف قاتل، وشحذ الهمم بعد ركون وتخدير كاد أن يتخطف الأمة من أطرافها، ولكن الآن وبحمد الله أصبح للأمة رجال أكفاء ينتشرون في قارات العالم يبشرون بالخلافة والفكر الإسلامي المبلور الصافي النقي. ثالثًا: لقد استطاع حزب التحرير أن يقدم نفسه بديلًا أصيلًا يعبر عن آمال وطموحات أبناء المسلمين في شتى بقاع الأرض، مما دفع المسلمين للنظر إليه باعتباره المخلّص من جور الأنظمة الرأسمالية الوضعية الكهنوتية، والمطالبة بالخلافة الإسلامية. رابعًا: لقد تبنى حزب التحرير القضايا الكبرى التي غفل عنها الكثير من التنظيمات السياسية في بلاد المسلمين - تناسيًا أو انهزامًا أو جهلًا بالإسلام العظيم - فتبنى العناوين الصحيحة والمصالح العليا للأمة وفي مقدمتها قضية عودة الحكم بالإسلام فكان بحق الرائد الذي لا يكذب أهله. خامسًا: إن ما يقوم به حزب التحرير من عمل مبني على الكفاح السياسي والصراع الفكري والنضال العقائدي، قد مهد الطريق لعودة الحكم بالإسلام وحلّ العقد التي تقف أمام ريادة الأمة، فكشف مؤامرات المستعمر في بلاد المسلمين، ونظم صفوف المخلصين للمطالبة بالإسلام، فشكل بذلك خطرًا حقيقيًا على الغرب ومصالحه في العالم، ولذلك قالت زينو باران مسؤولة لجنة الطاقة في مركز نيكسون: (إن حزب التحرير هو المقاتل الوحيد في حرب الأفكار). سادسًا: إن بروز هذه الأعمال التي يقوم بها الحزب على مستوى العالم يكشف عن طاقات عظيمة لدى أبناء الأمة وقوة جبارة في قلوب وعقول المسلمين استطاع الحزب تفجيرها وتسخيرها لصالح مشروع الأمة العملاق. سابعًا: استطاع الحزب أن يوجد رأيًا عامًا في بلاد المسلمين لفكرة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، مما دفع الكافرين للقيام بأعمال عديدة لمحاربتها وتشويهها كي تمتص رغبة الأمة في عودتها من جديد، من خلال استغلال الإعلان المزيف للخلافة، الذي يقوم على الذبح والترويع، ولكن الأمة بلغت مرحلة من الوعي بحيث ما عادت تنطلي عليها مثل هذه المؤامرات. ثامنًا: لقد استطاع الحزب أن يغيظ الكافرين وأعوانهم في العالم مما دفعهم لملاحقة شبابه، تعذيبًا وتنكيلًا بهم، كما يحدث في أوزبيكستان، التي يتعرض فيه أبناء الأمة لأشد أنواع العذاب من قبل نظام كريموف، عدو الأمة وعدو الإنسانية، وكما في باكستان التي اعتقلت فيها السلطات الناطق الرسمي للحزب هناك نفيد بوت منذ أكثر من ثلاث سنين ولا تعلم حتى أسرته أحي هو أم لقي محمداً عليه الصلاة والسلام وصحبه.. وكل هذه الوحشية وحملات التنكيل في روسيا وبنغلاديش وغيرها لم تزد شباب الحزب إلا صلابة وقناعة بنصر الله وصدق وعده ﴿الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ﴾ [آل عمران: 173]. تاسعًا: إن تغافل الأجهزة الإعلامية عن عرض نشاطات الحزب على مستوى العالم، لهو سياسة قديمة جديدة استخدمت في السابق مع الأنبياء والمرسلين، ولكن بحمد الله أثبت الحزب أن لديه مقدرة إعلامية جبارة تستطيع أن تخترق جدار الحصار والتعتيم لتصل أخباره لكافة الناس. فالتحية للكوكبة الإعلامية التي تعمل خلف وأمام هذا الحزب العظيم. عاشرًا: لقد أصبح أمر قيام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة واقعًا لا محالة، وما تحليل (جيلين بيك) الذي حاول من خلاله تفسير ثورات الربيع العربي فقال "إن هؤلاء الثوار يعملون لإقامة خلافة إسلامية توحد المسلمين وتخرج الغرب من الشرق الأوسط"، وقد صدق الرجل وهو كذوب، ما ذلك عنا ببعيد. فالتاريخ اليوم يدور باتجاه الخلافة الراشدة على منهاج النبوة العائدة قريبًا إن شاء الله. تلك عشرة كاملة أردنا من خلالها أن نسلط الضوء على عظمة ما يقوم به حزب التحرير، وصدق لهجته وصحة منهجه، فقوموا إلى التحرير أيها المسلمون يرحمكم الله. كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرعصام الدين أحمدعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير / ولاية السودان
خبر وتعليق حزب التحرير يهز قارات العالم مبشرًا بعودة الخلافة
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı