خبر وتعليق    كاميرون بريطانيا ستساعد في تدمير تنظيم الدولة الإسلامية
خبر وتعليق    كاميرون بريطانيا ستساعد في تدمير تنظيم الدولة الإسلامية

  الخبر: نشر موقع البي بي سي يوم الأحد الماضي الموافق 19 تموز/يوليو 2015 تصريحاتٍ لرئيس الوزراء البريطاني ديفيد كاميرون حول مساهمةِ بلادهِ في الحربِ ضد تنظيمِ الدولة، وقد عبّر كاميرون عن التزامِ بلادهِ بالعملِ مع الولاياتِ المتحدةِ لتدميرِ "الخلافة" التي أعلنها مسلحو تنظيمِ الدولةِ الإسلاميةِ في العراقِ وسوريا، وبشأن دور بريطانيا في القتال قال كاميرون لشبكة أن بي سي: "أريد أن تقدم بريطانيا المزيدَ ولا بد لي دائماً أن أكسبَ دعم البرلمان"، وأضاف: "نجري حالياً محادثاتٍ ومناقشاتٍ بما في ذلك مع أحزاب المعارضة بشأن ما يمكن أن تقوم به بريطانيا، ولكننا دون شك ملتزمون بالعمل معكم لتدمير الخلافة في البلدين". التعليق: لا شك أن الدولَ الغربيةَ وعلى رأسها أمريكا قد عملتْ وما زالتْ تعملُ على تصويرِ تنظيمِ الدولةِ على أنه قوةٌ عظمى لا تُقهر، وأنّ تشكيلَ تحالفٍ دوليٍ لمواجهة هذا التنظيم أمرٌ طبيعي، وأن لهذا التنظيم خلايا نائمةً في العالم كله، وأنه يستطيع أن يضربَ أكثرَ من بلدٍ في نفس الوقت، ولن نستغربَ إن ادّعوا أن لهذا التنظيم القدرةَ على تدميرِ الكرةِ الأرضية، وذلك لإبقاءِ الجيوشِ الغربيةِ الصليبيةِ في بلادِ المسلمين وتمزيقِها شرّ مُمَزق لحمايتها من تنظيمِ الدولة! ومن قبيلِ هذا التضخيم لقوةِ تنظيمِ الدولةِ فقد صرح رئيسُ هيئةِ الأركانِ المشتركةِ الأمريكيةِ الجنرالُ ريموند أوديرنو قبل أيامٍ قليلةٍ أنه يعتقدُ أنّ هزيمةَ تنظيمِ الدولةِ قد يستغرقُ عشر إلى عشرين سنة وذلك أبعد مما يتوقعُ البيتُ الأبيضُ، وأما كاميرون فقد صرح بشكلٍ صريحٍ أنه سيعملُ على تدميرِ الخلافةِ التي أعلنها تنظيمُ الدولة. إنّ محاربةَ الدولِ الغربيةِ لتنظيمِ الدولةِ هي كذبةٌ كبرى، فتحركاتُ هذا التنظيمِ وقيامُه بأعمالٍ بهلوانيةٍ وأفلامُ تنفيذِ الإعداماتِ إنما تتم تحت َسمَعِ وبَصَرِ قواتِ التحالف ولا يتعرضُ لها أحدٌ، ومواكبُه وعرباتُه تنتقلُ بحرية وأريحية من مدينة إلى أخرى في سوريا دون أنْ تتعرضَ لها طائراتُ التحالف، والحقيقةُ التي لا شكّ فيها أنّ الغربَ وعلى رأسه أمريكا هم أولُ المستفيدينَ من أعمال هذا التنظيمِ المشبوهة التي لم يصطل بنارِهاِ في معظم الأحيان إلا الأبرياءُ من المسلمين، فلماذا يعملُ الغربُ إذن والحالة هذه للقضاء عليه؟ أليس الغربُ وبالذات أمريكا هم مَن يمدّه بأسبابِ الحياةِ بين الحينِ والآخر، علم التنظيم ذلك أم لم يعلم؟ فكم من مرةٍ أسقطتْ الطائراتُ الأمريكيةُ السلاحَ "بطريق الخطأ" لتنظيم الدولة؟ ألم يصبح تنظيمُ الدولةِ شوكةً في حلوقِ المجاهدينَ في الشام كلما حققوا نصراً طعنهم من الخلف؟ ألم يحقق للغرب ما يريد من تشويهِ الخلافةِ بأنّها سفكٌ للدماء واسترقاقٌ للنساء وبيعهن في سوق النخاسة؟ وفوق هذا وذاك فقد أصبحَ هذا التنظيمُ سبباً في إبقاءِ بلادِ المسلمين محتلةً من قبلِ الكافرِ المستعمر، وسبباً في تدميرِ مقدراتِ الأمةِ وخاصةً جيوشُها، فحروبُه المصطنعةُ هي لاستنزافِ جيوشِ الامة، حتى إذا قامت الخلافةُ الراشدةُ الحقيقيةُ لم تجدْ جيوشاً حقيقيةً تسندُها وتدافعُ عنها. أما عدوّ الله كاميرون الذي يتعهدُ بتدميرِ الخلافةِ التي أقامَها تنظيمُ الدولةِ فنقولُ له إنها ليست بخلافةٍ، بل وليست دولةً أصلاً، أما الخلافةُ الحقيقيةُ فهي التي ستهزُ عرشَك وعرشَ صاحبِكَ في واشنطن، وستُطارِدُكُما في عُقرِ داريكما ولنْ تجدا فيها موضعَ قدمٍ لكما ولأمثالكما، ويقولون متى هو؟ قل عسى أن يكون قريبا.     كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرأوكاي بالاالممثل الإعلامي لحزب التحرير في هولندا

0:00 0:00
Speed:
July 23, 2015

خبر وتعليق كاميرون بريطانيا ستساعد في تدمير تنظيم الدولة الإسلامية

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı