خبر وتعليق   ليس بالمشاعر وحدها نردّ كيد الكافرين
January 19, 2015

خبر وتعليق ليس بالمشاعر وحدها نردّ كيد الكافرين


الخبر:


ورد في صحيفة الرأي العام وفي أغلب الصحف الصادرة في الخرطوم صباح السبت 17 يناير 2015م الموافق 26 ربيع أول 1436هـ خبرٌ عن خروج مئات المصلين عقب صلاة الجمعة للتظاهر في الطرقات احتجاجاً على إعادة نشر الصحيفة الفرنسية سيئة الذكر (شارلي إيبدو) لرسومات مسيئة لرسول الأمة صلى الله عليه وسلم.


التعليق:


إن هذا الحدث الجلل الذي أغضب فوق المليار مسلمٍ حول العالم له ما قبله وله وما بعده؛ ولذلك كان لا بد من التعليق لتوضيح بعض الحقائق:


أولاً: إن ما فعلته صحيفة (شارلي إيبدو) أو (شر إيبدو) من تحدٍ سافرٍ لأكثر من مليار مسلم حول العالم لهو أمر طبيعي ينسجم مع نفسية الكافر المريضة، والمليئة حقداً وحسداً على الأمة، وهذا الأمر محسوم بنص القرآن الكريم، قال الله تبارك وتعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ * هَاأَنْتُمْ أُولاَءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ * إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ﴾ [آل عمران: 118ـ122]. هذه هي الحقيقة القرآنية القطعية الدلالة، التي يتغافل عنها كثير من الناس، وهي أن الكافرين هم العدو أيها المسلمون، وتتنزل هذه العداوة في شكل شتائم ودسائس ومؤامرات، يظهرون منها القليل وما تخفي صدورهم أكبر.


ثانياً: إن تاريخ الحروب الصليبية خير شاهد على وحشية [الفرانسيس] ودمويتهم، وكذلك التاريخ القريب، فما حدث في الجزائر ومالي وأفريقيا الوسطى، وما يُلقى كل يوم وليلة من براميل متفجرة بمساندة ومباركة من [الفرانسيس] لبشار أسد في سوريا، كل هذا يكشف عن وحشية ودموية لم يشهد لها التاريخ مثيلاً إلا في الغرب المتوحش...


ثالثاً: إن الصراع بين الإسلام والصليبية الرأسمالية هو صراع حضارات، فها هو الإسلام يتأهب لابتلاع القارة العجوز العاقر التي توقفت عن الإنجاب والإبداع، وهذا المد الإسلامي المتنامي والزاحف لمحاصرة أوروبا هو الذي جعل [الفرانسيس] يرتعبون ويرتجفون ويدخلون آخر خنادق الدفاع عن حضارتهم البالية؛ حضارة الرأسمالية والإرهاب، فيحاولون شيطنة الإسلام من خلال القيام بأعمال يائسة بائسة يظنون من خلالها تشويه ما يمكن تشويهه من صورة الإسلام والمسلمين حتى يسهل محاربتهم وتصفيتهم تحت عنوان محاربة الإرهاب، ونحن نعلم أن [الفرانسيس] هم أم الإرهاب وأبوه.


رابعاً: نتابع في بلاد المسلمين العديد من ردود الأفعال الغاضبة كلما أساء الكافرون لنبي الأمة أو أحد رموزها العقدية، فترى الطرقات تمتلئ بالمتظاهرين والغاضبين الذين ترتفع أصواتهم نصرة لرسول الله صلى الله عليه وسلم، وهذا أمر طيب أن يغضب المسلمون لمثل هذه الشرور الصليبية الرأسمالية. ولكن أن تُبنى هذه الأعمال على المشاعر والانفعالات فحسب، أي على الرغبة والحماس، فهذا ما لا نرتضيه لأمة الفكر والوحي والوعي، فهذه التظاهرات عادة ما تنتهي بالخمود واليأس والجمود، وقابلة للاحتواء، كونها لم تمتلك رؤية فكرية واضحة للكيفية العملية للرد على شاتم الرسول من الفرنجة.


إن الرد على شاتم الرسول صلى الله عليه وسلم يكون بالتقيد بشرعته ومنهاجه والعمل وفق طريقته في التغيير، وهذا التقيد يستوجب حمل الإسلام بالكفاح السياسي والنضال العقائدي والصراع الفكري والكشف والتبني؛ أي حمل الإسلام حملاً سياسياً من أجل غاية واضحة وهي وحدة الأمة، بإقامة الدولة والشوكة التي تحمل الإسلام وتقيم الدين، وتدافع عن الرسول الأمين، دولة يُعز فيها المسلمون ويُذل فيها [الفرانسيس] الكافرون، فقد حذرنا رسول الله صلى الله عليه وسلم من خطورة التنكب عن صراط الله المتين، كونه يورث الذل، قال صلى الله عليه وسلم في الحديث الذي أخرجه أبو داود في مسنده عن عبد الله بن عمر رضى الله عنهما قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِذَا تَبَايَعْتُمْ بِالْعِينَةِ، وَأَخَذْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ، وَرَضِيتُمْ بِالزَّرْعِ، وَتَرَكْتُمْ الْجِهَادَ، سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ ذُلًّا لَا يَنْزِعُهُ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى دِينِكُمْ».


فالرسول صلى الله عليه وسلم يبين لنا بوضوح أسباب الذل الذي يعيشه المسلمون، فكل من هب ودب من الشواذ عقدياً والمنحرفين سلوكياً، يسعون لإذلال هذه الأمة شتماً لرسولها وسباً وتدنيساً لمقدساتها، ذلك أننا جعلنا الدنيا أكبر همنا وتعاملنا بالربا وتركنا الجهاد فلا مناص لنا ولا ملاذ لنا إذا أردنا العزة إلا بالرجوع، كما أخبر صلى الله عليه وسلم، إلى ساحات الجهاد وتحريك الجيوش والحكم بما أنزل الله في ظل دولة الإسلام؛ دولة الخلافة الراشدة على منهاجه عليه الصلاة والسلام، عندها فقط نستطيع أن نؤدب كل من يسيء، ليس لرسولنا الكريم صلى الله عليه وسلم فحسب، بل حتى من يسيء لطفل من أطفال الأمة.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عصام الدين أحمد أتيم
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı