April 02, 2015

خبر وتعليق ما هي القيم التي يجب على أردوغان حمايتها (مترجم)


الخبر:


قال الرئيس الأوكراني، بيتر بوروشينكو، أن أوكرانيا وتركيا قد توصلتا إلى اتفاق حول التعاون في مشاريع الفضاء ضمن برنامج الفضاء والذي تبلغ ميزانيته عدة مليارات، ومنح 10 ملايين دولار كمساعدات إنسانية. كما وافق الرئيسان على منح أوكرانيا قرضًا يبلغ 50 مليون دولار ومنح الشركات التركية دورًا في إعمار دونباس.


وخلال زيارته إلى كييف، اجتمع أردوغان أيضًا مع ممثلي تتار القرم، حيث تمت مناقشة الوضع الحالي لتتار القرم وإمكانية فرض عقوبات على روسيا.

[المصدر: صحيفة ميرور الأوكرانية الأسبوعية]

التعليق:


بينما تقوم روسيا بممارسة ضغوطٍ ممنهجة (تفتيش مستمر، مصادرة الكتب الدينية، واعتقال واحتجاز نشطاء من المنظمات المحلية والدينية) على الكثير من مسلمي تتار القرم، فقد لفت انتباههم دور تركيا في هذا الصراع. وهم يعتقدون أن تركيا يمكن بل يجب أن تلعب دورًا مهمًا في هذا الصراع بما لها من علاقات تاريخية وثقافية منذ قرون مع تتار القرم. وقد لفت انتباههم أيضًا وصول الرئيس التركي رجب طيب أردوغان في 20 آذار/مارس إلى العاصمة الأوكرانية كييف.


ولكن بعد هذه الزيارة مباشرةً أصبح واضحًا أن تركيا لا تعتزم القيام بأي خطوات فعّالة في الدفاع عن حقوق المسلمين في شبه جزيرة القرم.


وقد رفضت الحكومة التركية ممارسة أي ضغط من خلال فرض عقوبات اقتصادية على الرغم من أن أردوغان قال إنه سيواصل مراقبة وضع تتار القرم، الذين هم تحت ضغط مستمر لأكثر من عام. ولكن في الحقيقة، أصبح موقفه واضحًا تمامًا في الأول من شهر كانون الأول/ديسمبر خلال مؤتمره الصحفي مع الرئيس الروسي فلاديمير بوتين عندما امتنع عن انتقاد تصرفات روسيا ضد مسلمي القرم.


وفي هذا السياق، سنستعرض بعض أسوأ الأعمال السياسية والتصريحات التي أدلى بها مسؤولون أتراك في الأشهر الأخيرة:


في النصف الثاني من شهر شباط/فبراير عام 2015 عندما قامت القوات العسكرية التركية باستعادة رفات سليمان شاه، علق رئيس الوزراء التركي داود أوغلو على هذا الحدث على النحو التالي: "لا أحد يستطيع أن يشكك في قوة وعزم تركيا. يجب أن يكون معلومًا بشكل واضح، أنه إذا كان حجر واحد يمثل تراثنا في خطر فإن واجبنا هو حمايته".


وفي حفل افتتاح المركز التكنولوجي أسيلسان وذلك في 16 آذار/مارس عام 2015، صرح أردوغان عن الصراع في منطقة ناغورنو - كاراباخ بقوله: "لو كانت تركيا في أوائل التسعينيات قوية كما هي اليوم، فإن الصراع في منطقة ناغورنو - كاراباخ لن يحدث".


فإذا قارنا التصريحات والمواقف السابقة، يصبح موقف الحكومة التركية وتصريحات ممثليها عن القلق حول مسلمي القرم وحماية مصالحهم واضحًا بأنها على مسافة واحدة من أطراف الصراع، وهي تهدف إلى كسب أصوات الملايين من تتار القرم في تركيا وخاصةً أن البلاد على عتبة الانتخابات البرلمانية، وكذلك تهدف إلى حماية مصالح رجال الأعمال الأتراك في روسيا وأوكرانيا.


وتعليقًا على تصريحات أردوغان عن الصراع في منطقة ناغورنو - كاراباخ، يجب أن نذكر أن "الصراعات الحديثة في ناغورنو - كاراباخ" (حادثة الاعتداء على سفينة مرمرة، والمذابح في سوريا، والاضطهاد في جزيرة القرم) تتحدث بصوت أعلى وأكثر وضوحًا من تصريحات وردود أردوغان الفارغة حول الأحداث الماضية.


أما بالنسبة لنهجه في إطلاق التصريحات بلا أفعال حقيقية تُصدقها، فبعد 10 سنوات سوف تكون تصريحاته كالتالي: "لو كانت تركيا في عام 2015 قويةً كما هي اليوم (عام 2025)، فإننا لم نكن لنسمح بالذل الذي أصاب تتار القرم ولمارسنا الضغوط عليهم"!!


أما بالنسبة لتصريحات رئيس الوزراء داود أوغلو حول حماية قيم الشعب التركي، فإن موقف تركيا من الأزمة الأوكرانية يظهر بوضوح أنه بالنسبة للحكومة التركية فإن القيم التركية محصورة فقط بما له علاقة بالمصالح الاقتصادية.


سبحان الله! ما أعظم جهلهم بقيمهم!


إن هذا التراث لا ينشأ من خلال حماية المقابر والمصالح الاقتصادية، ولكنه يتكون من الإسلام، فهو إرث الخلافة العثمانية التي حمت المسلمين في أوروبا وآسيا وأفريقيا على مدى قرون.


وإنني لا أقول إن تركيا يجب أن تنضم للجانب الأوروبي أو الروسي في الأزمة الأوكرانية، وكذلك يجب ألا تكون تركيا طرفًا محايدًا وتهتم فقط فيما يتعلق بالمصالح الاقتصادية الخاصة، ولكن يجب أن تلتزم كليًا بقيم الإسلام ومصالحه التي تدعو إلى حماية مسلمي القرم وكذلك المسلمين في كل أنحاء العالم.


وعلى ذلك لا يمكن أن تطبق هذه القيم دون إلغاء الرأسمالية والنظام الجمهوري في تركيا، والتي تهتم فقط بحماية المصالح السياسية والاقتصادية لشعب واحد، بينما تهمل مصالح الأمة الإسلامية بأسرها.


إن تركيا اليوم تمتلك جيشًا من أكبر الجيوش في المنطقة، وهي تعتبر مركزًا كبيرًا للنقل والطاقة، وهي تسيطر على مضيق البحر الأسود، فضلًا عن كونها ذات اقتصاد من أكبر 20 اقتصادًا في العالم. إن العيب الوحيد في تركيا هو تطبيقها للفكر الرأسمالي، الذي يقيد نخبتها الحاكمة ضمن حدود وطنية ضيقة.


إن تركيا اليوم تمتلك المؤهلات لتصبح "نقطة ارتكاز" للخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة، وتمتلك ما يؤهلها لإنهاء اضطهاد المسلمين ليس فقط في منطقة البحر الأسود، ولكن في العالم كله. وهو ما سيتحقق بالتأكيد يومًا ما، وعسى أن يكون قريبًا إن شاء الله. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴾ [الروم:4-5]


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
فضل أمزاييف
رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı