الخبر: الويلات التي خيمت على المشهد السياسي الماليزي قد امتدت نفسها إلى ما وراء "العادي" من مشاحنات وكلمات وقحة في البرلمان. تراكم التصور العقيم للقيادة الحالية التي بدأت منذ فترة طويلة، ومع ذلك جاءت اللحظة الحاسمة عندما ذكرت جريدة وول ستريت جورنال أنه تم نقل 2.6 مليار رينغيت ماليزي تم تحويلهم إلى الحساب البنكي الخاص برئيس الوزراء \'نجيب\' من مصدر مجهول سنة 2013. اليوم، بلا شك إن ماليزيا في وضع سياسي واقتصادي متردٍّ وأصوات الغضب تتصاعد يوما بعد يوما بأشكال مختلفة. على سبيل المثال، فإن المعارضة تخطط لسلسلة من المسيرات الضخمة التي ستقام في 29-30 آب/أغسطس في المدن الرئيسية في ماليزيا، وهي كوالالمبور، وكوتا كينابالو وكوتشينغ بهدف السعي إلى استقالة رئيس الوزراء والدعوة إلى حكم نظيف في ماليزيا. اقتصاديا، تعاني ماليزيا من انخفاض مستمر لمستوى الرينغيت الماليزي أمام الدولار والعملات الأخرى في المنطقة. العملة الآن هي في أدنى مستوى لها منذ 17 عاما مقابل الدولار، حيث فتح هذا الصباح بـ4.2630 للدولار. تحت هذه الضغوطات، قررت المنظمة الوطنية الماليزية المتحدة "الانتقام". ألقى رئيس الوزراء نجيب كلمة مؤثرة في ولاية برليس قبل أيام قليلة حول اختيار الرابطة الأكثر بدائية التي تربط الناس كسلاح. واستخدم رئيس الوزراء في كلمته سلاح اللعب على مشاعر الماليزيين حيث قال "سوف يصبح الماليزيون معدمين فقراء إذا فقدت المنظمة الوطنية الماليزية المتحدة السيطرة" وحث أعضاء المنظمة الوطنية الماليزية المتحدة للدفاع عن الحزب على رأس القيادة السياسية، يبدو أن المنظمة قد فقدت كل آمالها المعلقة في السيطرة وهي تستخدم آخر حل للنجاة وهي الرابطة القومية البدائية. التعليق: ما يحدث في ماليزيا ليس مجرد حالة بسيطة من فرد أو مجموعة من الأفراد لمحاولة العبث بالأمور. إنها مظهر كلاسيكي من الفشل المنهجي المزمن. من السؤال المطروح بشأن الأموال التي تم تحويلها إلى حساب نجيب واستخدام القومية كأساس للوحدة والمشاكل التي تواجه ماليزيا يمكن أن يعزى الأمر مباشرة إلى قواعد وقوانين العلمانية التي يتمسك بها الرجل. "المساهمة" السياسية هي مصطلح يستخدم لوصف هذه الأموال التي ذهبت في حساب نجيب. عندما يكون تعريف الفساد ضبابياً ضمن الحياة السياسية لنظام الحكم العلماني، وعندما تستخدم القوة، بدون حصر، في تغطية كل أخطاء يمكن أن يرتكبها هؤلاء السياسيون، فمن السهل أن يتحول "الفساد" إلى "مساهمة" وهذا هو ما حدث في هذه الحالة. صمت ما يسمى "المفتين" والمؤسسات الدينية في ماليزيا عن هذه القضايا يصمّ الآذان، عندما اعتد هؤلاء بحكم الرجل، تخلوا عن مسؤولياتهم بوصفهم حماة الإسلام وسمحوا لرغباتهم بأن تسود. وحتى الآن هم لا يعرفون بالتأكيد أن في الإسلام خطاً واضحاً يفصل الفساد عن المساهمة. كرد فعل ضد هذه الأزمة، ويعتقد أن سببها شخص أو مجموعة من الأشخاص، هناك دعوة للتجمعات بهدف إجبار نجيب على الاستقالة وتطبيق ديمقراطية "نظيفة". يجب على أولئك الذين دعوا إلى المسيرات إدراك أنه حتى لو كانت المعارضة لديها القدرة، فإن حكام نظام يفتقد ويهمل الجانب الروحي من الحياة وليس لديها دافع أو حافز التقوى لطاعة الله سبحانه وتعالى، فإن الوضع نفسه والدعوات نفسها سيتكرران لتغيير عقيم سوف تردد مرارا وتكرارا. أما بالنسبة للمعضلة الاقتصادية، فإن الفكرة كلها من استناد الاقتصاد على مال الربا والنقود الورقية، فمن الطبيعي أن تتعرض اقتصادات الدول والعالم إلى صدمات نقدية. حدث هذا مرارا وتكرارا لسنوات عديدة. للأسف، لم تستخلص الدروس أبدا، وسوف تتكرر المشاكل باستمرار طالما يقرر الناس التمسك بهذا النظام الاقتصادي الشرير. في الإسلام، هذه الأزمات تكون نادرة، إن لم تكون غائبة تماما، نظرا لاستقرار النظام النقدي والمالي ودينامية النظام الاقتصادي. وأخيراً، فإن اليأس من المنظمة الوطنية الماليزية المتحدة ربط مع المشاعر القومية هو أمر دنيء. نظرا لقوة الله سبحانه وتعالى، فإن هذه المنظمة تحت هذه الضغوط يجب أن تعود للإسلام أو على أقل تقدير، تطمح إلى حل مشاكلها المتراكمة من خلال الإسلام ولكن لا، فقد قرروا لعب ورقة أحقر. وهذا هو بالتأكيد وضع غير ملائم لهم. ما تحتاجه ماليزيا هو الحل الحقيقي، والحل الذي يضمن الاستقرار في الأرض والسعادة للناس، ما أفضل حلاً من الإسلام والشريعة والخلافة على منهاج النبوة؟ كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرد. محمد - ماليزيا
خبر وتعليق ما تحتاجه ماليزيا هو تغيير جذري بالشريعة والخلافة مترجم
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı