خبر وتعليق   مأساة العمال المهاجرين المسلمين في روسيا
March 27, 2015

خبر وتعليق مأساة العمال المهاجرين المسلمين في روسيا

الخبر:


ذكرت "IA فرغانة" في 6 آذار/مارس "أن رئيس المنظمة العامة الإقليمية لتعزيز وحماية حقوق المهاجرين، جمعية حقوق الإنسان، عزت آمون، قد تعرض للضرب من قبل حراس مركز احتجاز الرعايا الأجانب التابع لدائرة الهجرة الاتحادية بمدينة موسكو في قرية ساخاروفا، حيث حضر للقاء اثنين من المحتجزين من مواطني طاجيكستان".

التعليق:


يرجع ذلك إلى حقيقة أن حكام بلداننا يبيعون ثروة الشعب ويعيشون لإرضاء أسيادهم من الشرق والغرب، ويخلقون ظروفًا معيشيةً لا تطاق، لمسلمي آسيا الوسطى الذين يبحثون عن الغذاء في البلدان البعيدة، وخاصةً في روسيا. ووفقًا للبيانات الرسمية لدائرة الهجرة الاتحادية (FMS) في 4 آذار/مارس، فإن في روسيا حوالي خمسة ملايين من مسلمي آسيا الوسطى، وأما بحسب البيانات غير الرسمية، فيتراوح هذا الرقم بين 12 إلى 14 مليون نسمة.


ثلثا العمال المهاجرين المسلمين يعملون في الوظائف الشاقة متدنية الأجر مثل البناء، والتجارة، وتنظيف الساحات والشوارع، الخ.. وبالمقابل فإن السكان المحليين يعيشون في رفاهية مادية، ولا يعملون في الوظائف الشاقة ومنخفضة الأجر. بينما المسلمون من آسيا الوسطى الذين هاجروا إلى روسيا لأجل الدخل يعيشون في ظروف غير إنسانية؛ في أقبية المنازل والمهاجع أو في حفر الحدائق العامة التي شيدت بأيديهم داخل المدينة.


العمال المهاجرون المسلمون في روسيا يشبهون الرقيق في العصور الوسطى الذين لم يكن لديهم أي حقوق؛ حيث يمكن لأي شخص أن يوقفهم، وأن يضربهم، وأن يأخذ أموالهم، وحتى أن يقتلهم. الشرطة تطارد العمال المهاجرين، رغم أنهم يشكلون مصدرًا جيدًا للدخل. إن معظم المهاجرين يعملون بشكل غير قانوني، ذلك أن عملية الحصول على التأشيرة معقدة وإجراءاتها مكلفة، وتستغرق وقتًا طويلًا، ويصطف الآلاف في طوابير أمام أماكن الحصول عليها. أما اليوم، فقد أصبحت هذه العملية أكثر تعقيدًا وأكثر كلفةً والعائدات مكلفة وغير مربحة، والغالبية العظمى من المهاجرين بدأوا يعودون إلى ديارهم.


ولكن هذه العودة إلى الوطن قد تحولت إلى كابوس. ومن الأمثلة على ذلك هو الاعتقال غير القانوني والضرب وإساءة معاملة العمال المهاجرين المحتجزين في مؤسسة الرعايا الأجانب في قرية ساخاروا، بموسكو، التي افتُتحت في أواخر عام 2014. وهي تحتوي على الأجانب الذين جاؤوا للعمل في موسكو دون وثائق سليمة.


وفقًا لقول أحد المحتجزين في ساخاروفا: فإن زنزانة السجن تكتظ بالمعتقلين الذين لا يسمح لهم أن يذهبوا إلى بيوتهم ولا أن يطلق سراحهم، فالناس ببساطة يبقون في الأسر. وفي الليل، تصل شرطة مكافحة الشغب إلى زنازين السجن ويضربون الجميع دون تمييز. ولو أثار شخص ما مسألة صلاة المسلمين، فيتم التعامل معه على أنه إرهابي محتمل، وبالتالي فإن الأسئلة عن الصلاة، والوضوء، والطعام الحلال عمومًا لا تثار. التعذيب وسوء المعاملة أدّيا بالناس إلى أن يقطع ثمانية منهم عروقهم حتى 15 شباط/فبراير.


بعد العديد من الشكاوى والقضايا مع محاولات الانتحار، زار أعضاء من مجلس حقوق الإنسان التابع لرئاسة الاتحاد الروسي إلى قرية ساخاروفا فى 20 شباط/فبراير 2015. وفي الشهادة التي أعدوها في أعقاب الزيارة كتبوا فيها "إن المؤسسة أصبحت واحدة من المؤسسات المغلقة في البلد، التي أصبحت فيها انتهاكات حقوق الإنسان على نطاق واسع، والكاميرات، والبقاء فيها لا يلبي المعايير المحددة التي أنشئت لوحدة الاحتجاز والخلية من نوع غرفة المستعمرات الجزائية".


رئيس دائرة الهجرة الاتحادية في موسكو أولغا كيريلوفا صرحت في 4 آذار/مارس في مؤتمر صحفي في موسكو بالقول: "لقد تم التحقق منها. وكان لنا تمامًا القيادة الكاملة للمركز. لقد تم تسريح ما مجموعه 15 شخصًا". هذا هو الإجراء المثالي في روسيا، أن يُقال رجل من منصبه، حتى يتجنب المسؤولية. ولم يتم جلب أي من أولئك المسرحين إلى المسؤولية الجنائية عن التسبب في ضرر جسدي خطير والإذلال والاحتجاز غير القانوني. لذلك نرى أنه حتى بعد إقالة الإدارة السابقة، فإن الفوضى في ساخاروفا مستمرة والضرب بالفعل للمدافعين الذين جاؤوا لرعاية العمال المهاجرين المحتجزين.


مثل هذا السلوك من سلطات الاتحاد الروسي، وخاصةً المسؤولين من مستويات مختلفة، ضد مسلمي آسيا الوسطى ليس مرتبطًا بهم فقط، بل هو مرتبط بالشعور من الإفلات من العقاب على أفعالهم؛ بسبب عدم وجود الحاكم والدولة اللتين تجلبان هؤلاء المجرمين إلى العدالة فقد سيطرت عليهم فكرة "أنهم ملوك على ما هم عليه ويمكن أن يفعلوا ما يريدون، ولذلك، يمكن لهم أن يسخّروا المسلمين المهاجرين وأن يجوعوهم وأن يضربوهم". قال الله تعالى فى كتابه الكريم: ﴿لَّيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَا أَمَانِيِّ أَهْلِ الْكِتَابِ ۗ مَن يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِن دُونِ اللَّـهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا﴾.


هذه المفاهيم الخاطئة والمشاعر لدى المسؤولين في السلطة الذين غرقوا في ظلمات الجهل والكفر، دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة هي وحدها من ستزيلها، وعلى رأسها الخليفة الذي سيحكم على أساس القرآن والسنة، والذي سوف يحمل نور الإسلام إلى جميع أنحاء العالم، ويخلصنا من الظلم والبؤس ليس فقط للمسلمين، بل للبشرية جمعاء.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
إلدر خمزين
عضو في المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haberler

Netanyahu'nun "Büyük İsrail" Açıklamaları Savaş İlanıdır, Bu Açıklamayla Anlaşmalar İptal Edilir, Ordular Harekete Geçer, Aksi Halde İhanettir

Basın Açıklaması

Netanyahu'nun "Büyük İsrail" Açıklamaları Savaş İlanıdır

Bu Açıklamayla Anlaşmalar İptal Edilir, Ordular Harekete Geçer, Aksi Halde İhanettir

İşte savaş suçlusu Netanyahu, Arapların beceriksiz yöneticilerine ve onların borazanlarına hizmet eden yorumlara gerek kalmadan, İbrani i24 kanalına verdiği bir röportajda açıkça ilan ediyor: "Ben nesiller sürecek bir görevdeyim ve tarihi ve manevi bir yetkiye sahibim. Büyük İsrail vizyonuna, yani tarihi Filistin'i, Ürdün ve Mısır'ın bazı bölgelerini içeren o vizyona şiddetle inanıyorum." Ondan önce de suçlu Smotrich aynı açıklamaları yapmış ve Filistin'i çevreleyen Arap ülkelerinden, özellikle Ürdün'den bazı bölgeler dahil etmişti. Aynı bağlamda, İslam ve Müslümanların bir numaralı düşmanı olan ABD başkanı Trump da ona, "İsrail, devasa kara parçalarına kıyasla küçük bir nokta ve gerçekten çok küçük olduğu için daha fazla toprak alabilir mi diye merak ettim" diyerek genişleme için yeşil ışık yaktı.

Bu açıklama, Yahudi varlığının, Batı Şeria'yı ilhak etme ve yerleşim yerleri inşa etme kararını Knesset'in ilan etmesinden sonra Gazze Şeridi'ni işgal etme niyetini ilan etmesinden sonra geldi ve bu da iki devletli çözümü fiilen ortadan kaldırıyor. Aynı şekilde, Smotrich'in bugün "E1" bölgesinde devasa bir yerleşim planı hakkındaki açıklaması ve Filistin devletinin kurulmasını engelleme konusundaki açıklamaları da Filistin devleti umutlarını ortadan kaldırıyor.

Bu açıklamalar, bu çarpık varlığın liderleri, onların küstahlıklarını terbiye eden, kuruluşundan bu yana devam eden suçlarına bir son veren ve sömürgeci Batı'nın yardımı ve Müslüman yöneticilerin ihanetiyle genişlemesine engel olan birini bulsaydı, cüret edemeyeceği bir savaş ilanıdır.

Siyasi vizyonunun gündüz güneşi gibi açık hale geldiğini açıklayan veya Yahudi varlığının Filistin'deki saldırıları ve çevresindeki Müslüman ülkelerden Ürdün, Mısır ve Suriye gibi bölgeleri işgal etme tehdidi ve suçlu liderlerinin açıklamalarıyla doğrudan yayınlanan gerçekleri açıklamaya gerek kalmadı. Ürdün Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında belirtildiği gibi, bu ciddi bir tehdittir ve hükümetindeki aşırılık yanlılarının benimsediği ve sıkıntılı durumunu yansıtan anlamsız iddialar olarak kabul edilemez. Ürdün Dışişleri Bakanlığı, her zamanki gibi bu açıklamaları kınamakla yetindi, tıpkı Katar, Mısır ve Suudi Arabistan gibi bazı Arap ülkelerinin yaptığı gibi.

Yahudi varlığının tehditleri, hatta Gazze'de işlediği soykırım savaşı, Batı Şeria'yı ilhak etmesi ve genişleme niyetleri, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ve Lübnan'daki yöneticilere yönelik olduğu kadar, bu ülkelerin halklarına da yöneliktir. Yöneticilere gelince, ümmet onların en büyük tepkilerini, kınama, protesto ve uluslararası sisteme başvurma olarak biliyor ve Amerika ve Avrupa, Filistin halkına karşı savaşında Yahudi varlığına katılmasına rağmen, bölge için Amerikan anlaşmalarıyla aynı doğrultuda hareket ediyorlar ve onlara itaat etmekten başka bir şey yapamıyorlar. Yahudilerin izni olmadan Gazze'deki bir çocuğa bir yudum su bile veremiyorlar.

Halklar ise tehlikeyi ve Yahudilerin tehditlerini, Ürdün ve Arap dışişleri bakanlıklarının iddia ettiği gibi anlamsız sanrılar olarak değil, gerçek olarak algılıyorlar. Bu, gerçek ve pratik bir tepki vermekten kaçınmak için yapılıyor. Bu halklar, özellikle içlerindeki güç ve kudret sahipleri, özellikle ordular, Yahudi varlığının tehditlerine cevap verme konusunda söz sahibi olmalıdır. Orduların görevi, genelkurmay başkanlarının iddia ettiği gibi, ülkelerinin egemenliğini korumaktır, özellikle yöneticilerinin ülkelerini işgal etmekle tehdit eden düşmanlarıyla işbirliği yaptığını gördüklerinde. Hatta 22 aydır Gazze'deki kardeşlerine yardım etmeleri gerekiyordu. Müslümanlar, sınırların ve çok sayıda yöneticinin onları ayıramayacağı tek bir ümmettir.

Harekâtların ve aşiretlerin Yahudi varlığının tehditlerine tepki olarak verdiği halk konuşmaları, konuşmalarının yankıları olduğu sürece devam eder, ancak özellikle dışişleri bakanlığının içi boş kınamalarına ve sistemin desteğine uyum sağlandığında ve sisteme, düşmanı kendi topraklarında beklemeden pratik bir eylemle müdahale edilmezse, hızla kaybolur. Aksine, düşmanı ortadan kaldırmak ve kendisiyle arasına girenleri ortadan kaldırmak için harekete geçer. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ﴿Eğer bir kavmin ihanetinden korkarsan, onlara aynı şekilde karşılık ver. Şüphesiz Allah, hainleri sevmez.﴾ Yahudi varlığına ve tehditlerine karşı pusuda olduğunu iddia eden birinin yapabileceği en az şey, sisteme hain Vadi Araba anlaşmasını iptal ettirmek ve onunla olan tüm ilişkileri ve anlaşmaları kesmektir. Aksi takdirde bu, Allah'a, Resul'üne ve Müslümanlara ihanettir. Bununla birlikte, Müslümanların sorunlarının çözümü, sadece İslami hayatı yeniden başlatmak için değil, aynı zamanda sömürgecileri ve onların yandaşlarını ortadan kaldırmak için de peygamberlik metodu üzerine İslami devletlerini kurmaktır.

﴿Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten geri durmazlar. Sizin sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Kinleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Size âyetleri açıkladık, eğer aklınızı kullanırsanız.

Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi

Ürdün Vilayeti

Radar: Barışçıl şekilde şikayet eden cezalandırılıyor, silah taşıyıp öldüren ve kutsalları çiğneyenlere ise güç ve servet paylaştırılıyor!

الرادار شعار

2025-08-14

Radar: Barışçıl şekilde şikayet eden cezalandırılıyor, silah taşıyıp öldüren ve kutsalları çiğneyenlere ise güç ve servet paylaştırılıyor!

Yazan: Üstat/Gada Abdülcebbar (Ümmü Evab)

Kuzey Eyaleti'ndeki Kerime şehrindeki temel okulların öğrencileri, geçen hafta, kavurucu bir yazda aylarca süren elektrik kesintisini kınayan barışçıl bir protesto düzenledi. Bunun üzerine, Sudan'ın kuzeyindeki Mervi yerel yönetimindeki Kerime'deki Genel İstihbarat Teşkilatı, Pazartesi günü bölgede yaklaşık 5 aydır süren elektrik kesintisini protesto eden gösteriye katılan öğretmenleri çağırdı. Ubeydullah Hammad Okulu Müdürü Ayşe Avad, Sudan Tribune'e yaptığı açıklamada, "Genel İstihbarat Teşkilatı'nın kendisini ve diğer 6 öğretmeni çağırdığını" söyledi ve Kerime Birimi Eğitim Müdürlüğü'nün, kendisini ve okul müdürü yardımcısı Meşair Muhammed Ali'yi, bu barışçıl gösteriye katılmaları nedeniyle birimden uzaktaki başka okullara nakletme kararı aldığını belirtti. Kendisinin ve okul müdürü yardımcısının nakledildiği okula ulaşımın günlük 5 bin Sudan lirası tuttuğunu, aylık maaşının ise 140 bin Sudan lirası olduğunu açıkladı. (Sudan Tribune, 11/08/2025)

Yorum:


Sorumlunun ofisinin önünde saygıyla durup, en basit insanca yaşam koşullarını talep eden pankartlar açarak barışçıl bir şekilde şikayet eden, güvenliğe tehdit olarak kabul edilir, çağrılır, soruşturulur ve katlanamayacağı şekilde cezalandırılır. Oysa silah taşıyan, dışarıdan haberleşen, öldüren, kutsalları çiğneyen ve marjinalleşmeyi ortadan kaldırmak istediğini iddia eden bu suçlu yüceltilir, bakan yapılır ve güç ve servette pay ve hisse verilir! İçinizde aklı başında bir adam yok mu?! Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?! Bu nasıl bir denge bozukluğu ve zamanın gafletiyle hüküm sandalyelerinde oturanların benimsediği adalet ölçütleri nelerdir?


Bunların hükümle ilgisi yok ve her feryadı aleyhlerine sanıyorlar ve tebaayı korkutmanın, hükümlerini sürdürmenin en iyi yolu olduğunu düşünüyorlar!


Sudan, İngiliz ordusunun çıkışından bu yana çift yüzlü tek bir sistemle yönetiliyor. Sistem kapitalizmdir, yüzler ise demokrasi ve diktatörlüktür. Her iki yüz de İslam'ın ulaştığı seviyeye ulaşamadı. İslam, Müslüman ve kafir tüm tebaaya kötü bakımdan şikayet etme izni verir, hatta kafirin İslam hükümlerinin kendisine kötü uygulanmasından şikayet etmesine izin verir ve tebaa, yöneticilerini ihmallerinden dolayı hesaba çekmelidir, ayrıca yöneticileri hesaba çekmek için İslam temelli partiler kurmalıdır. Peki halkın işlerini insanlara düşman casus zihniyetiyle yöneten bu nüfuzlu insanlar, Faruk Radiyallahu Anh'ın şu sözünden ne anlıyorlar: (Kusurlarımı bana hediye edene Allah rahmet etsin)?


Konuyu, öğretmenleri şikayet ettikleri için cezalandıran bu gibilerin, Müslüman halifenin tebaasına nasıl baktığını ve onların nasıl adam olmalarını istediğini, çünkü toplumun gücünün devletin gücü, zayıflığının ve korkusunun ise devletin zayıflığı olduğunu bilmeleri için, Müslümanların halifesi Muaviye'nin hikayesiyle bitiriyorum;


Cariye bin Kudame el-Saadi adında bir adam bir gün Müminlerin Emiri Muaviye'nin yanına girdi. O sırada Muaviye'nin yanında Roma İmparatoru'nun üç bakanı vardı. Muaviye ona dedi ki: "Sen Ali'nin her pozisyonunda onunla birlikte çalışan değil misin?" Cariye dedi ki: "Ali'yi bırak, Allah yüzünü şereflendirsin. Onu sevdiğimizden beri ondan nefret etmedik ve ona nasihat ettiğimizden beri ona ihanet etmedik." Muaviye ona dedi ki: "Yazıklar olsun sana ey Cariye, ailenin seni Cariye olarak adlandırması ne kadar kolaydı..." Cariye ona karşılık verdi: "Ailenin seni Muaviye olarak adlandırması daha kolay, o da çiftleşen ve uluyan, sonra köpekleri uluyan dişi köpektir." Muaviye bağırdı: "Sus, annen olmasın." Cariye karşılık verdi: "Sen sus ey Muaviye, beni seninle karşılaştığımız kılıçlar için doğuran bir annem var ve sana, Allah'ın indirdiğiyle aramızda hükmetmen için dinleme ve itaat verdik. Eğer sadık kalırsan, biz de sana sadık kalırız, eğer yüz çevirirsen, biz senden vazgeçmeyen şiddetli adamlar ve uzayan zırhlar bıraktık." Muaviye ona bağırdı: "Allah senin gibileri çoğaltmasın." Cariye dedi ki: "Ey bu, iyi bir şey söyle ve bize riayet et, çünkü çobanların en kötüsü yıkıcıdır." Sonra izin istemeden öfkeli bir şekilde çıktı.


Üç bakan Muaviye'ye döndüler ve onlardan biri dedi ki: "Bizim imparatorumuzdan tebaasından hiç kimse, tahtının ayakları dibinde yüzünü yere koyarak diz çökmeden konuşamaz ve en büyük yakınının sesi yükselirse veya yakınlığını kullanırsa, cezası uzuv uzuv kesmek veya yakmak olur. Bu kaba bedevi nasıl bu kadar kötü davranıyor ve sanki onun başı senin başındanmış gibi seni tehdit etmeye geldi?" Muaviye gülümsedi, sonra dedi ki: "Ben, hak konusunda kınayanın kınamasından korkmayan adamları yönetiyorum ve kavmimizin tamamı bu bedevi gibi, içlerinde Allah'tan başkasına secde eden yok ve içlerinde zulme sessiz kalan yok ve benim kimseye takva dışında bir üstünlüğüm yok ve adama dilimle eziyet ettim, o da benden intikamını aldı ve ben başlayan oldum ve başlayan daha zalimdir." Roma'nın en büyük bakanı sakalı ıslanana kadar ağladı, Muaviye ona ağlamasının sebebini sordu, o da dedi ki: "Bugüne kadar kendimizi güç ve direnç konusunda size denk görüyorduk, ancak bu mecliste gördüklerimden sonra, bir gün egemenliğinizi krallığımızın başkentine yayacağınızdan korkuyorum..."


O gün gerçekten geldi, Bizans adamların darbeleri altında çöktü, sanki bir örümcek ağıymış gibi. Peki Müslümanlar, hak konusunda kınayanın kınamasından korkmayan adamlar olarak geri dönecekler mi?


Yakında olacak, İslam'ın hükmü geri döndüğünde hayat altüst olacak ve yeryüzü Nübüvvet metoduna göre Raşid Hilafet ile Rabbinin nuruyla aydınlanacak.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazdım
Gada Abdül Cebbar - Sudan Eyaleti

Kaynak: Radar