خبر وتعليق   من يدعي وجود خلاف شرعي معتبر حول عدم مشروعية زيارة المسجد الأقصى تحت الاحتلال؟
خبر وتعليق   من يدعي وجود خلاف شرعي معتبر حول عدم مشروعية زيارة المسجد الأقصى تحت الاحتلال؟

الخبر: نشر موقع صحيفة القدس على الفيس بوك صورة تتحدث عن تصوير حلقة يوم جديد على الفضائية الأردنية تم بثّها من داخل باحات المسجد الأقصى المبارك (2015/5/31). وقبل أيام، كان الأمين العام لـ«منظمة التعاون الإسلامي» إياد مدني، قد جدد دعوته للمسلمين إلى زيارة المسجد الأقصى لتأكيد حق المسلمين فيه وكسر عزلته، وهو ما يخالف التوجه العام الذي كان سائدًا في "الدول الإسلامية" منذ سنوات (حسب وكالة رويترز 2015/5/27). ولا زالت الأصداء الإعلامية متصاعدة حول الموقف من زيارات الوفود الرسمية للمسجد الأقصى، بعد زيارة الوفد الأردني ومن قبله الوفد التركي.   التعليق: من الواضح أن هنالك تسارعًا وإصرارًا سياسيًا من قبل الأنظمة الإقليمية على تمرير برامج الزيارات التطبيعية: فقد قررت الحكومة التركية ربط زيارة المعتمرين الأتراك بالمرور عبر القدس، وها هي الجهات الأردنية تنافس الجهات التركية على الحضور السياسي والإعلامي في المسجد الأقصى، وقد سبقتهما من قبل الجهات المصرية، ولحقت الجهات السعودية بالركب، كما يشير التصريح المتجدد للأمين العام لـ«منظمة التعاون الإسلامي»، وهو الذي زار الأقصى فعليًا مطلع هذا العام. وذلك ما يكشف عن صراع إقليمي وسباق تطبيعي تسخّر فيه بعض "العلماء" لزحزحة موقف الأمة الراسخ من رفض التطبيع. وفي فلسطين: علت بعض الأصوات السياسية تجاهر بقبول تلك الزيارات التطبيعية بعدما كانت تجرّمها من قبل. وصمتت أصوات أخرى (محسوبة على المقاومة) عن التعبير عن الموقف، وهنالك خشية أن يتم جرّ بعض "التيارات الإسلامية" إلى ذلك الركب بدفع من تلك الأنظمة، مما يكشف عن خطورة سياسية بالغة. وقد ظل الموقف الشرعي والسياسي من زيارات الوفود الرسمية التي تمثل الأنظمة الحاكمة في بلاد المسلمين جليًا في وعي المسلمين إلى عهد قريب، وهو موقف مبنيّ ببساطة على فهم واقع تلك الزيارات من كونها لا تتم إلا عبر إجراءات السفارات اليهودية في العواصم العربية والإسلامية، والتي لا تقام إلا بعد الاعتراف بالاحتلال اليهودي لفلسطين والأقصى، وهو ما يقتضي تمكين المستعمر من بلاد المسلمين، والله سبحانه قد حرّم أي فعل يفضي لذلك التمكين، كما في قوله تعالى ﴿وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا﴾. وهي زيارات سياسية تسهم في تحقيق مقاصد الكيان اليهودي التطبيعية، والتي تتضمن على سبيل المثال محاولة إنهاء حالة الحرب والعداء الفعلي والنفسي بين المسلمين وبين اليهود، وإزالة الحواجز الفكرية والشعورية أمام تقبل المسلمين لوجود دولة اليهود، مع إحباط الروح الجهادية في الأمة الإسلامية بحيث تتقبل منظر الجندي اليهودي على مداخل الأقصى كأمر طبيعي لا كمظهر عدائي يوجب النفير، وهناك أهداف استعمارية أخرى لليهود تتعلق ببسط السيطرة والنفوذ اليهودي في المنطقة مما عبر عنه الزعيم اليهودي شمعون بيريس في كتابه الشرق الأوسط الجديد. ولا تتحقق تلك الأهداف اليهودية إلا بالاعتراف الكامل على المستويات الرسمية السياسية وعلى المستويات الشعبية والحزبية والمؤسساتية، التي تستوجب فتح الحدود لحركة الناس والسلع والثقافات والعادات والفنون. وتلك الزيارات هي جانب في تلك الحركة. وهذا ليس موقفًا حزبيًا خاصًا بحزب التحرير كما حاولت بعض وسائل الإعلام إبرازه، في التعقيب على ما جرى في الأحداث التي صاحبت رفض المصلّين لزيارة الوفد الأردني للمسجد الأقصى قبل أيام: فمثلًا "شنت جماعة الإخوان المسلمين في الأردن هجومًا غير مسبوق على زيارة الأمين العام لمنظمة التعاون الإسلامي إياد مدني لمدينة رام الله" حسب ما نص مثلًا موقع إيلاف بتاريخ 2015/1/6. وقالت الجماعة إنها "لم تستغرب مطلقًا هذه الزفة التي نظمت للأمين العام لمنظمة التعاون الإسلامي السيد إياد مدني إلى رام الله لأجل أن يؤدي الدور المطلوب منه في تحليل زيارة القدس تحت راية الاحتلال"، وقبيل زيارة الوفدين التركي والأردني، نشرت الرسالة نت في 2015/5/6 موقفًا لحزب "العمل الإسلامي"، بأن "زيارة الأقصى بتأشيرة إسرائيلية تطبيع محرم". وكانت فضائية الجزيرة قد بثت قبل ثلاثة أعوام حلقة اتجاه معاكس (2012/5/4) ناقشت الموقف من تلك الزيارات، وتحدث فيها ضيفها الشيخ عبد الرحمن كوكي عن أن ذلك هو موقف "ألوف مؤلفة من العلماء الإسلاميين الثقات الشرعيين الذين ليسوا بأبواق الطغاة وليسوا بأبواق الاستبداد". وعدد من المشايخ: الشيخ محمد عبد المقصود، وأبو إسحاق، والدكتور صفوت حجازي، وسلطان جاد الأزهري، وياسر برهاني، ومازن السرساوي، وسليم العوا، ونصر فريد واصل، وعبد الرحمن، ومن ثم أكّد أنه موقف إعلاميين، وصحفيين، بل وحتى من غير "الإسلاميين" من الليبراليين ومن الحزب الاشتراكي المصري، وحزب الوفد، وحزب الأصالة، ومن كافة الأحزاب الإسلامية وذكر منها حزب النور وحزب الإصلاح وحزب البناء والتنمية، وحزب الحرية، وحزب الفضيلة، وحزب التحالف الشعبي الاشتراكي، ومجلس الشعب، وذكر أيضًا مجمع البحوث، ومشيخة الأزهر، وجبهة علماء الأزهر، والجبهة الإسلامية، وجماعة أنصار السنة، ورابطة علماء أهل السنة، وتحالف ثوار مصر، والهيئة الشرعية للحقوق والإصلاح، والاتحاد العالمي للعلماء والمسلمين، والاتحاد العالمي لعلماء الأزهر، وتطول القائمة... وهو أيضًا موقف النقابات المهنية في الأردن... وهنالك إشارات لمحاولة بعض الجهات السياسية تمييع هذا الموقف الراسخ وجعلها مسألة خلافية، ويمكن أن تخترق "هذه الخلافات المدّعاة" بعض الجماعات الإسلامية ليصبح الموقف قابلًا للاحتواء. وهو ما يوجب اليقظة والوعي. إن الحكم الشرعي والوعي السياسي يوجب التصدي للبرامج التطبيعية، ويوجب كفاح المطبعين من الأنظمة بالأساليب السياسية. وإن صَمْتَ فصائل المقاومة (الإسلامية منها على وجه الخصوص) عن التعبير عن رفض تلك الزيارات التطبيعية محلُّ سؤال! وهو يوجب النصح: «إِنَّ الْقَوْمَ إِذَا رَأَوُا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ، وَالْمُنْكَرَ فَلَمْ يُغَيِّرُوهُ، عَمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابِهِ» [موسوعة الحديث].       كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرالدكتور ماهر الجعبريعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في فلسطين

0:00 0:00
Speed:
June 02, 2015

خبر وتعليق من يدعي وجود خلاف شرعي معتبر حول عدم مشروعية زيارة المسجد الأقصى تحت الاحتلال؟

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı