August 16, 2014

خبر وتعليق نفاق الولايات المتحدة المفضوح: جهود العون والمساعدات "الإنسانية" لأربيل والعراق، ووابل القنابل والصواريخ للناس الأبرياء في غزة! (مترجم)


الخبر:


9 آب/أغسطس 2014- أوباما يتعهد بمواصلة الهجمات الجوية في العراق "إن لزم الأمر".


قامت الولايات المتحدة يوم الجمعة بالبدء في شن سلسلة من الغارات الجوية على معاقل "الدولة الإسلامية في العراق والشام" في شمال العراق، مستخدمة في ذلك الطائرات من دون طيار ومقاتلات F 16 التابعة للبحرية الأميركية، من أجل تدمير مواقع الثوار حول مدينة أربيل.


فقد قال أوباما "لقد بدأنا القيام بجهد إنساني لمساعدة أولئك العراقيين الأبرياء المحاصرين على الجبل. إذ سيطر الإرهابيون على أجزاء من العراق وأخذوا ينفذون أعمالهم الوحشية، خصوصاً ضد الأقليات الدينية. إنهم جمعوا العائلات معاً وحصروها، وقتلوا الرجال واسترقّوا النساء، مهددين بالتدمير الممنهج لمجموعة دينية برمّتها."


وأضاف "إن آلاف، بل ربما عشرات آلاف، الرجال والنساء والأطفال العراقيين الذين هربوا إلى ذلك الجبل يموتون جوعاً وعطشا. ولذلك فإن المعونات، من مواد غذائية ومياه شرب، التي أسقطناها لهم من الجو ستساعدهم على البقاء أحياء. كما وافقتُ على شن غارات جوية أميركية محددة الأهداف من أجل مساعدة القوات العراقية في كسر الحصار وإنقاذ هذه العائلات."


ومضى أوباما إلى القول "... حينما يكون عدد لا يحصى من الناس الأبرياء يواجهون مذبحة، ويكون لدينا القدرة على المساعدة لمنع وقوعها، فإن الولايات المتحدة لا يمكنها إغماض عينيها عما يجري. فهذا لا يعبر عن حقيقتنا وواقعنا. إننا أميركيون. إننا نتخذ دوماً الإجراءات اللازمة، بل ونتولى قيادتها. وهذا هو ما سنفعله في ذلك الجبل. وكما كتب لي أحد أبناء الشعب الأميركي يوم أمس: "هذا هو الشيء الصحيح والصواب الذي يجب القيام به." [المصدر: www.businessinsider.com]

التعليق:


لقد كشف القرار العاجل وتنفيذ الإجراءات الفورية الذي اتخذه رئيس الولايات المتحدة باراك أوباما بشن هجمات جوية على مواقع "الدولة الإسلامية في العراق والشام" حول مدينة أربيل في العراق، في حين لم يقم بأي عمل ضد كيان يهود في غزة وفلسطين، كشف للجميع، وعلى نحو فاضح، الوجه القبيح للنفاق الأميركي.


فمنذ أوائل تموز/يوليو، وكيان يهود يصب حمم صواريخه وقنابله فوق رؤوس المسلمين في قطاع غزة، فقَتل منهم ما يزيد على ألف إنسان في مذابح وعمليات إبادة جماعية لم تنج منها حتى النساء ولا الأطفال. كما طال القصف الجوي والبري والبحري المنازل والمساجد والمدارس، فحولها إلى ركام ورماد. ولم يثر ذلك كله مشاعر "إنسانية" لدى أوباما. فلم يقدم لهم غذاءً ولا ماءً ولا مأوى، ولم يقم بأي جهد "إنساني"، مهما كان ضئيلاً أو رمزياً، لمساعدة أهل فلسطين في غزة.

بل على العكس من ذلك، وافق الرئيس باراك أوباما "الإنساني" في 4 آب/أغسطس على تقديم مساعدات عسكرية طارئة بقيمة 225 مليون دولار لكيان يهود.

كما زود يهود بعشرات آلاف القنابل والقذائف المختلفة على عجل لمساعدتهم في مواصلة تدمير غزة، إنساناً وشجراً وحجرا.


ولذلك، بات لزاماً على المسلمين أن يدركوا أن أي خطط أو أعمال تقوم بها الولايات المتحدة في المنطقة تبنى في الأصل على أساس مصالح الولايات المتحدة وحدها. فمن مصلحة الولايات المتحدة دعم انفصال شمال كردستان عن العراق. كما تسعى إلى تشتيت المسلمين في العراق أكثر من خلال إثارة الفتن وإذكاء نار الصراعات بين أهل السنّة والشيعة فيه. ومن مصلحة الولايات المتحدة مساعدة حليفها كيان يهود على قتل المسلمين الأبرياء في غزة. والمعونات الغذائية والطبية "الإنسانية" التي تتكرم بتقديمها في أربيل ما هي إلا كذبة أخرى تحاول الولايات المتحدة خداع العالم بها.


كما أن ما يحدث الآن بشأن قضية فلسطين، الذي تتولى قيادته الولايات المتحدة، ويجري تنفيذه بواسطة عميلها النظام المصري، يهدف إلى تسهيل حل الصراع مع يهود من خلال مفاوضات سلام. ما يدل بصورة لا لبس فيها على أن أعداء الله، الولايات المتحدة ومن شايعها، لا يقومون بشيء إلا ما يحمي مصالحهم ويصدر عما تكنّه قلوبهم من حقد وكراهية للإسلام وأهله. فهل بقي بعد ذلك من شيء من حجة أو مبرر لأي مسلم أن يستعين بأعداء الله أو يكون عوناً لهم في تنفيذ مخططاتهم ومشاريعهم، وقد قال جلّ جلاله: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ﴾؟


فيا أيها المسلمون: عودوا إلى رُشدكم، اتَّبِعوا ما أنزل إليكم من ربّكم. وقد حدّد الحكيم الخبير لكم عدوَّكم. فاتخِذوه عدوّا. واعملوا مع العاملين المخلصين في حزب التحرير لإقامة دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوّة. وهي ستتكفل بالتعامل الصحيح الذي يرضي رب العالمين مع أعدائكم، بإذن الله.


قال سبحانه وتعالى:


﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ﴾




كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
أبو أحمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı