خبر وتعليق   نشطاء حقوق الإنسان، يفزعون كلما تمسك كريموف بالسلطة   (مترجم)
خبر وتعليق   نشطاء حقوق الإنسان، يفزعون كلما تمسك كريموف بالسلطة   (مترجم)

الخبر: يقول النقّاد أن كريموف قد فاز في "انتخابات صورية" في دولة مُدانة بالتعذيب والفساد، وهم يخشون أن يصير إلى ما هو أسوأ. وذكرت اللجنة الانتخابية أن نسبة المشاركة في الانتخابات ضخمة جدًا حيث بلغت 91،08%. أمر ليس بالمفاجئ أن يفوز الرئيس الحالي بفترة رئاسية ثانية مدتها خمس سنوات بـ90،39% من الأصوات على الرغم من أن الدستور ينص على أنه لا يحق للرئيس أن يستمر لأكثر من فترتين رئاسيتين. أما الانتقادات من المراقبين من منظمة الأمن والتعاون الأوروبي فقد مرت مرور الكرام. وقال \'ستيف يوردلو\'، وهو باحث ضمن هيومن رايتس ووتش في وسط آسيا "إن إعادة انتخاب كريموف قد يجبر الشعب الأوزبيكي على الحياة تحت نظام شمولي علني، إلا إذا بدأت الولايات المتحدة والاتحاد الأوروبي بإجباره على إجراء إصلاحات". التعذيب المنهجي في نظام الجنايات، يجبر الملايين من الأوزبيكيين على حصاد القطن في ظروف بالغة السوء في كل خريف والآلاف يقبعون في السجون بتهم ذات دوافع سياسية. وأبرز تقرير هيومن رايتس ووتش في أيلول/سبتمبر الماضي مدى هجوم النظام على المعارضة السياسية والمسلمين والمتظاهرين في الشوارع. ووفقًا للتقرير، تم سجن ما بين 10 آلاف و 12 ألف من المعارضين السياسيين. من بين 34 سجيناً تم تعريفهم بالتفصيل في تقرير هيومن راتس ووتش، 29 منهم أثبتوا أنهم قد تعرضوا للتعذيب وسوء المعاملة، بما في ذلك الضرب، والصعق بالصدمات الكهربائية، والشنق من المعصمين والكاحلين وعدم السماح إلا بكميات قليلة من الغذاء والماء. كما أنه قد كان هناك بعض السجناء الذين تم غليهم وهم على قيد الحياة. وصنّفت منظمة الشفافية الدولية أوزبيكستان كواحدة من 10 دول الأكثر فسادًا في العالم. (المصدر: الغارديان 2015/05/04)   التعليق: كريموف القاتل، بلطجي يحكم ليس من خلال ثقة الناس ولكن عن طريق التعذيب والمذابح. إنه بالتأكيد لا يمكن له الصمود بدون دعم أسياده السياسيين. إن استمرار هذا الحكم في هذا القرن هو دليل على نفاق دول ما يسمى "العالم المتقدم". إن روسيا والغرب لا يجهلون جرائم القتل الجماعي وعشرات الآلاف من المعتقلين السياسيين في أوزبيكستان، ولكن كلا الجانبين لم يعبروا عن اتخاذ أي إجراء. الحقيقة هي أن حكام دول الكفر ليس لديهم أي قيم دائمة غير المصلحة الذاتية، حضارتهم هي حضارة براغماتية بامتياز، لا تحديد فيها لمفاهيم "الخير" و"الشر"، كل شيء نسبي إلا المصلحة الذاتية والوطنية. ومن ثمّ لا يوجد "أصدقاء" دائمون أو "أعداء" دائمون. والحيوانات مثل كريموف الذين تضاهي وحشيتهم وحشية هتلر وستالين، لا يكفي التسامح معهم فقط ولكن أيضًا يتم التودد إليهم وتباع لهم الأسلحة، التي يعلم الغرب جيدًا أنه سيتم استخدامها في القمع والقتل. ما أبعد "الحضارة" الغربية عن عدالة الإسلام. إن الإسلام يرفض هذه الأخلاق الهمجية. فهو يبين ما هو العدل وما هو الظلم. وهو يفرق بين الصواب والخطأ، ولديه نظم متكاملة للحكم العادل الذي يحمي الناس، حتى من الحكام الظالمين. في الإسلام، يجب على الحكام رعاية شؤون الناس، وقد جعلهم الإسلام مسؤولين عن رفاهية وسلامة كل فرد من الرعية بغض النظر عن العقيدة أو الانتماء أو العرق. ذلك هو الإسلام الذي يخشاه المجرم كريموف، ويخشى بسببه المسلمين المخلصين الذين يعملون له في أوزبيكستان، وهذا هو السبب وراء ذبح عشرات الآلاف وسجن عشرات الآلاف من المسلمين رجالًا ونساءً وأطفالًا، دون خجل ولا رحمة. إن العدو الوحيد للجهل والطغيان هو الإسلام، يقول سبحانه وتعالى: ﴿هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ﴾ من أجل عودة العدل والسلام لهذا العالم، علينا أن نرفض الباطل بما في ذلك القيم الفاشلة للحضارة الرأسمالية الفاسدة. الإسلام ليس هو فقط خلاص للمسلمين المضطهدين في أوزبيكستان، بل هو خلاص أيضًا للبشرية جمعاء. يقول الله سبحانه وتعالى في سورة يونس: ﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ﴾       كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرحمزة محمد

0:00 0:00
Speed:
May 07, 2015

خبر وتعليق نشطاء حقوق الإنسان، يفزعون كلما تمسك كريموف بالسلطة (مترجم)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı